Hafta sonu olduğu için yatakta yarım saattir uyanmaya çalışmıştı ama yorganın sıcacık kolları onu bir türlü bırakmamıştı. En sonunda annesinin çağırması ile zoraki bir şekilde yataktan kalkıp elini uyuşuk uyuşuk yürüyerek yüzünü yıkamaya gitmişti. Elini yüzünü düzgünce yıkadıktan sonra mutfağa gitmişti. Annesi haşlanmış yumurtanın kabuğunu soyarken Irem'i görmüş ve "Günaydın uykucu." demişti. Irem de annesine karşılık verdikten sonra masaya oturmuş ve babasına da günaydın dedikten sonra kafasını masaya koymuştu.
Annesi Irem'e baktıktan sonra " Aaa uyanmadın mı sen daha saçların hep yemeklere giriyor." diye azarlamıştı. Irem kafasını kaldırdıktan sonra dudaklarını büzüp kaşlarını çatmıştı. " Uykuummm vaaar." diye sitem ettikten sonra tekrar kafasını masaya koymuştu. Babası masadaki surahiden bir bardak su alıp Irem'e vermiş " Su içmek uykuyu açar." demişti. Irem suyu içtikten sonra ifadesini bozmadan sadece kafasını masadan kaldırmış ve kafasını eline dayamıştı. Yemek yemeye başladıklarında Irem'in aklına gelen şeyle yemeyi bırakıp " Bugün arkadaşlarımın yanına gidicem ders çalışıcaz eksiklerimizi tamamlamak için." demişti hızlı bir şekilde. Annesi normal bir şekilde tepki verip izin vermişti ama babası aşağı yukarı kafa sallayıp " Hangi arkadaşın, ben görmüş olabilir miyim acaba? Buralar da mı oturuyor?" diye sormuştu.
Irem babasının yaptığı imayı anlayıp "Yok bence görmemişsindir." demişti. Annesi onlara garip bakışlar atarken Irem çoktan yemeğini yiyip hızlıca odasına gitmişti. Dolabı açıp mor eşortmanını gitmişti üstüne de beyaz miki fare olan salaş tişörtünü giyip saçını at kuyruğu yapmıştı. Küçük spor çantasına telefon, su, şarj aleti gibi bir kaç bir şey atıp evden çıkmıştı. Merkeze giden yolu yarıladığında saate bakmıştı. Saatin on bir olduğunu görünce biraz daha hızlanmıştı.
Bir süre sonra merkeze vardığında giriş yapıp içeri girmişti. Sabah saatleri olduğu için kalabalık olan merkezden sadece tanıdığı bir kaç kişiyi aramaya başlamıştı. Bu şekilde bulamayacağını anladığında onları bulmaktan vazgeçip Ustanın yanına gitmişti. Içeri girdiğinde her zaman ki gibi sandalyesinde bağdaş kurmuş olan Ustayı bulmuştu. Kapıyı kapattıktan sonra sessizce onu izlemeye başlamıştı. Usta bir gözünü açıp Irem'e baktıktan sonra " Hoşgeldin kızım. Bugün erkencisin." demişti. Irem bir elindeki çantasını önüne tutup iki eliyle tuttuktan sonra " Hafta sonu olduğu için erken geldim hem bugün ve yarın ateş elementi için son çalışma günlerim. Haftaya hava elementine geçiyorum." demişti.
Irem Usta ile biraz daha sohbet ettikten sonra odadan çıkmıştı. Yerini ezberlediği ateş elementi odasına gidip içeri girmişti hala atlatamadığı çekingenliği ile. Eray sandalyede oturmuş kafasını masaya dayamıştı. Irem sesizce yanına geldikten sonra elini Eray'ın saçına atıp biraz okşamıştı. Eray hiçbir tepki vermeden Irem'in saçını okşamasına izin vermişti. Kafasını Irem'e doğru çevirdikten sonra "Hoşgeldin." demişti. Irem de aynı şekilde karşılık verdikten sonra masaya oturup çantayı yanına koymuştu. Eray masada olan kafasını kaldırıp Irem'in dizlerine koymuş ve gözlerini kapatmıştı. "Saçlarımla biraz daha oynar mısın?" demişti. Irem geçirdiği küçük şoktan sonra bir elini kaldırıp hafif kıvırcık yumuşak saçlara atmıştı.
Küçük tam kıvırcık sayılmayan bukleleri parmağına dolayıp geri çözmüş sonra tekrar dolayıp tekrar çözmüştü. Eray'ın nefes alış sesleri düzene girdiğinde uyuduğunu anlamıştı. Şeklini bozmadan saçları ile oynamaya devam etmişti bir süre. Kapı sert bir şekilde açıldığında Eray Irem'in dizlerinden irkilerek kalkmıştı. Kapıya baktığında Ege'nin kapıyı kapatıp yanlarına geldiğini görmüştü. " Yavaş girsene lan içeri deprem oldu sandım." demişti Eray ardından gözlerini oluşturup esnedikten sonra geriye doğru yaslanmıştı.
Ege yanlarına gelip " Bugün sizi bende izliycem. Sen sıra bendeyken dibimizden ayrılmıyordun." demişti. Eray yerinden kalktıktan sonra Irem'in yanına gelip "Tamam o zaman ona göstermek ister misin." demişti bir elini Irem'e doğru tutup. Irem kendisine uzatılan ele bakmış ardından tutmuştu. Eray onu odanın ortasına getirdikten sonra Irem'in elini bırakmıştı. Irem arkasını Ege'ye dönüp ellerini yüzünün hizasında birleştirmişti. Ardından yavaşça ellerini birbirinden ayırıp omzunun hizasında düz tutmuştu. Elinden çıkardığı ateş çemberi Irem elini ne kadar açarsa o kadar genişlemişti.
Ellerini serbest bıraktıktan sonra ateş çemberi hala havada dönmeye devam etmişti. Biraz geriye çekilip Ege ve Eray'a doğru bakmaya başlamıştı. Ege çembere biraz daha baktıktan sonra koşarak içinden atlamıştı. Irem ve Eray Ege koşmaya başlayınca küçük bir telaşa kapılıp ona doğru gitmişlerdi fakat Ege çoktan çemberin içinden atlamıştı. Ege ateş çemberinin diğer tarafından onlara bakarak " Eray bu senin yaptığın ateşlerden daha sıcak." demişti. Eray hak verir gibi kafa salladıktan sonra " Evet daha sıcak Irem'in farklılıklarından biri ilk yaptığında vücudu kaldıramamıştı." dedikten sonra Irem'in yaptığı çemberi kendi küçültüp yok etmişti.
Ege Irem'e doğru su püskürttüğünde Irem refkenksle suya tek eli ile ateş elementi ile karşılık vermişti. Ege'nin gönderdiği su ve Irem'in gönderdiği ateş ortada birbiri ile birleşmişti. Ege tek kaşını kaldırıp " Önce sen bırak. " demişti. Irem kafasını salladıktan sonra " Hayır bırakmam sen bırak." demişti. Kısa bir süre sonra ikisi de inat etmiş ve güçlerini çekmemişlerdi. Irem ateş elementin gücünü biraz daha arttırıp suyu geriye doğru itmişti. Ege de su ile beraber gerileyip kendini topladıktan sonra o da gücünü arttırmıştı. Irem boşta kalan eli ile düz bir şekilde su elementi ile buluşan kendi gönderdiği ateş elementinin üstüne sarmal şeklinde giden yeni bir ateş göndermişti.
Ege geriye doğru sendelemeye başlamıştı bir iki adım geri gittikren sonra Irem gücünü geri çekip serbest bırakmıştı. Irem'in gücünü birden çekmesi yüzünden Ege dengesini kaybedip istemsiz bir şekilde kendi elementini geri çekmişti. Ellerini tutup bileklerine masaj yaptıktan sonra " Haksızlık sen koruyucusun." demişti. Eray Ege'nin dediğine güldükten sonra " Kaçış yolun güzelmiş. Her neyse bence ateş elementi yeterince öğrendi." demişti Irem'in yanına gelip son günlerde sık sık yaptıkları gibi beşlik çakmışlardı.
Irem yere oturduktan sonra " Bana şu olacak savaşla ilgili bilgi versenize." demişti. Eray ve Ege de Irem'in yaptığı gibi yanına oturmuşlardı. Eray Irem'e bakıp söze başlamıştı " Savaş sırasında diğer galaksilerin koruyucuları da gelir ve her galaksiden seçilen en az 10 kişilik bir izleyici. Görünüşleri farklı olabilir bu seni korkutmasın. Her zaman değişiyor fakat seni hava, su, toprak ve ateş elementlerine ulaşabileceğin bir araziye koyuyorlar. Şöyleki bir kare düşün bunu dört parçaya böl. Bir köşe hava bir köşe su bu şekilde. Herkesin iki element seçme hakkı var seçtiğin ikinci elementi her yarım saatte bir kullanabiliyorsun. Hangi elementi seçersen o bölgede savaşa başlarsın. Arazinin farklı yerlerinde yardım çantaları bulunur içinden ip küçük çapa tarzında şeyler çıkar. Savaş sırasında pes etme hakkın var eğer yapamayacağını düşünürsen pes et çünkü cidden acımasız kişiler olabiliyor." demişti.
Irem denilen şeyleri kafasına iyice yerleştirdikten sonra Ege " En son olan savaşda Usta ile kim kalmıştı?" diye sormuştu. Soru karşısında Irem de cevabı merak edip Eray'a bakmıştı. Eray eli ile kafasını kaşıdıktan sonra " Sanırım Exo gezegeninden Etraynumdu. " demişti. Ege gözlerini kocaman açıp " O daha nasıl devam edebiliyor? Azılı suçlu biri nasıl koruyucu olabiliyor anlamıyorum ya." demişti. Irem Ege'nin dediğine cevap olarak " Belki iyi biridir." demişti. Ege gözlerini daha da çok açıp ciddi misin dermiş gibi bakmıştı. " Ne demek iyi biridir. Iyi birisidir dediğin kişi seri katil, bilmem kaç kişiyi öldürdü, o kaçık iki gezegeni esir altında tutuyor." demişti. Irem kafasını öne doğru eğip sesiz kalmıştı.
Irem yeni öğrenmesi gereken hava elementi için hava elementi odasına gitmişti. Eray da Irem'i desteklemek için onun yanında gitmişti. Içeri girdiklerinde Irem okulda gördüğü çocuğun olduğunu görmüştü. Okulda inceleme fırsatı yakalayamadığı için kısa bir süre onu incelemeye başlamıştı. Boyu yaklaşık kendinden on santim kadar uzun Eray gibi koyu kahve dalgalı saçlı. Kahve rengi gözlü ve normal bir fiziği olduğunu görmüştü. Yanına gidince öne doğru hafifçe eğilip "Hoşgeldiniz sizi çalıştırmak benim için bir onurdur." demişti. Irem iki elini havaya kaldırıp
" Sizli bizli konuşmasan kendimi rahatsız hissediyorum." demişti. Çocuk Irem'e doğru bakıp " Pekala kendimi tanıtmama izin ver. Ben Ömer hava elementi lideriyim. Bir hafta boyunca sana hava elementini en iyi şekilde öğretmeyi hedefliyorum. " demişti.
Irem " Tanıştığımıza memnun oldum." dedikten sonra Ömer odanın köşesindeki çantayı sırtına takıp " Şimdi siz pardon sana gücünü öğreteceğim yere gidelim. Umarım yükseklik korkunuz yoktur." demiş ve odadan çıkmıştı. Eray gil ne olduğunu anlamadan onu takip etmeye başlamıştı. Merkezden de çıktıktan sonra yaklaşık yarım saat yürümüş ve karşılarına çıkan yüksek binaya girmişlerdi. Asansöre bindiklerinde yol boyunca konuşmayan Eray Ömer'e bakıp "Buraya neden geldik?" diye sormuştu. Ömer cevap vermeyip asansör durunca bir kaç çatıya bir kaç basamak kalan merdivene gitmiş ve kapısını cebinden çıkardığı anahtar ile açmıştı. Ardından sırtındaki çantayı yere koyup " Her odadan o güce özgü bir alan bulunuyor. Ama bana göre doğal alanlar daha elverişli yüksekte olduğumuz için esen rüzgara bakın. Doğal hava dalgası, burda çalışacağız." demişti.
Irem etrafına baktıktan sonra en yüksekte olan binanın bulundukları bina olduğunu fark etmişti. Ama bu bina kadar yüksek olan binalar da çevrelerinde vardı. Etrafı inceledikten sonra rüzgar yüzünden savrulan saçını biraz toplayıp " Bizi görmeleri sorun olmaz mı?" diye sormuştu. Eray da Irem'e hak verircesine kafa sallayıp " Evet ama burda yükseklik ve kenarda ki koruma duvarını sayarsak bizi göremiyorlar. Merak etmeyin test ettim. Şurdaki binayı görüyor musunuz? En üst katında yaşlı bir teyze ve kocası oturuyor. Tanrı misafiri diye yanlarına gidip bir iki saat oturmuştum. Manzara bahanesi ile de buraya baktığımda korkuluk duvarlarına yaklaşmadığımız sürece görünmüyor. Bakın kırmızı ile bütün kenarları işaretledim o kırmızı çizgiyi bir santim bile aşarsan görünürsün. " demişti.
Irem kırmızı çizgiye doğru yürüyüp tam önünde durmuştu. Geriye doğru baktığında geniş bir alan olduğunu fark edip geri dönmüştü. Ömer'e baktıktan sonra " Pekala güçle ilgili bilgi verecek misin? Su elementinde sevgi ateş elementinde öfke peki hava elementinde hangi duyuya hitap etmem gerek." demişti. Ömer ayaklarını yerden kesip yukarı doğru uçmaya başlamıştı. "Kesinlikle bilmiyorum sadece havayı hisset rüzgarın saçlarından geçmesine. Ayağını yerden kesmesine izin ver. Şekil vermeye çalışma havanın bir şekli olmaz yön ver. Sağa gideceksen sağa sola gideceksen sola." demişti uçmayı bırakıp yere indikten sonra. " Tamam şimdi başlayalım ilk olarak elinde bir hava topu oluşturmaya çalış. Çevrende süzülen havanın elinde toplandığını düşün. " demişti.
Irem elini yukarı kaldırıp avuç içini yukarı doğru tutmuştu. Gözlerini kapatıp odaklanmaya çalıştığı sırada Eray şiddetli bir şekilde hapşurduktan sonra özür dileyip geriye doğru gitmişti. Irem tekrar gözünü kapatıp denemişti. Bir süre böyle durduktan sonra bir şey olmayınca gözlerini açmıştı " Neden bir şey olmadı?" diye Ömer'e sorduğunda Ömer kollarını birbirine kenetleyip " Bu ilk seferin bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Biraz daha çalışırsan düzeltebilirsin. " demişti.
Ondan sonra Irem defalarca deneme yapmıştı fakat hava elementini bir türlü kontrol edememişti. Yaklaşık bir kaç saat çalıştıktan sonra tekrar merkeze dönmüşlerdi. Ömer Irem'in yanına gidip
" Hava elementi kontrol etmesi zor bir elementtir. Hangi duyguya hitap ettiği anlaşılmıyor. Çünkü bazen fırtınalara yol açarken bazen serin serin tatlı bir şekilde esiyor. Bu ilk günündü kendini kötü hissetme." demiş ve yanından ayrılmıştı. Irem Ömer'in söylediklerini mantıklı bulmuştu yanındaki Eray'a dönüp kocaman gülümsemiş ve " Kesinlikle doğru söylüyor bu ilk günüm." demişti. Eray Irem'in gülümsemesini görünce rahatlamış bir şekilde nefes alıp bir eli ile Irem'in saçlarını karıştırmıştı. " Bir an moralini bozacaksın diye çok koktum. Hmm peki şimdi ne yapmak istersin?" diye sormuştu. Irem biraz düşündükten sonra " Sanırım eve gitmem gerek güç çalışmaları yüzünden derslere fazla ara verdim." demişti.
Eray Irem'i onayladıktan sonra onu evine bırakmak için merkezden dışarı çıkmışlardı. Arabaya bindiklerinde Irem'in geçen sefer yakalandıkları aklına gelince Eray'a fark ettirmeden gülümsemişti. Eray şans eseri Irem'e döndüğü sırada Irem'in güldüğünü görmüştü. " Ne oldu?" diye sorduğunda Irem birden gülümsemeyi kesip Eray'a bakmıştı. " Bir şey olmadı sadece bana çikolata aldığın gün babam evdeymiş." demişti. Eray gözünü yoldan çekip Irem'e bakmış sonra tekrar yola dönmüştü. " Bir şey dedi mi?" diye sormuştu. Irem kafa sallayıp " Hayır sadece biraz yanlış anladı annem olsaydı kızabilirdi. Kaza yaptıktan sonra dinlenmek için evde kalmış ve senin aldığın çikolatalardan bir iki tanesini aldı." demişti.
Eray Irem'in dediklerine küçük bir gülümseme ile karşılık verdikten sonra "Ben küçükken annem sürekli acaba nasıl biri ile sevgili olacaksın diye sorup durudu. Onu kaybettikten sonra hiçbir kızla o yönden konuşamadım. Babam'ın nasıl bir tepki vereceğini bilmiyorum ama annem kesinlikle mutlu olurdu. Hatta benden çok o vakit geçirirdi. " demiş ve küçük gülümsemesinin yerine küçük bir kahkaha atmıştı.
Irem Eray'ın gülerken bile gözlerinin dolduğunu gördüğünde elini uzatıp saçını okşamaya başlamıştı. Eray bir süre tepkisiz kaldıktan sonra arabayı durdurup Irem'e bakmıştı. Sonra bekleneden Irem'e sarılmıştı. Irem ilk karşılık vermesede şaşkınlığı geçtikten sonra kollarını Eray'a dolamıştı. Bir süre sarıldıktan sonra ilk çekilen Eray olmuştu ağlamadığı halde burnunu çekip arabayı tekrar çalıştırmıştı.
Evden içeri girdikten sonra her zaman ki gibi odasına gidip çantasını bir köşeye bırakmıştı. Kitaplığından yarısına kadar çözdüğü edebiyat testini çıkarıp çalışma masasının üzerine koymuştu. Odadan çıkıp mutfakta kendine acı kahve yaptıktan sonra yanına birkaç alıştırmalık alıp odaya geri dönmüştü. Okulda aklında kalan bilgiler kadarı ile yapabildiği soruları çözüp bulamadıklarına işaret koymuştu. Elindeki kalemi bir süre sonra bırakıp oturduğu yerde biraz esneme haraketi yaptıktan sonra masanın üstündeki tabakları toplayıp mutfağa götürmüştü. Zil çaldığında kapıyı açmış ve annesigili karşılamıştı. Onlara da birer kahve yaptıktan sonra tekrar odasına gidip testleri yerine kaldırmış ve çikolata deposundan bir tane çikolata alıp yemeye başlamıştı.