Geniş salon tarzı odaya girdiklerinde içeride bir kaç kişi görmüşlerdi. Içlerinden güler yüzlü olanı bir adım öne çıkıp "Hoş geldiniz çocuklar. Ben bu gezegenin koruyucusu Kang." demişti. Kang kendini tanıttıktan sonra Irem de tanıtmak istemiş ve "Hoş bulduk efendim. Bizde..." diye söze atıldığı sırada Kang onun sözünü kesip "Sizi tanıyorum gelmeden önce araştırdım. Yanınızdakiler sizin hem korumanız hem de rehberiniz olacak. Sizde burda kalacaksınız kipolar ve yupolar ayrı kalacak. Onlara kalacakları yeri gösterin lütfen.Ve iki saat sonra yemek odasına gelin.Yemek yedikten sonra istediginizi yapabilirsiniz." demişti. Herkes onayladıktan sonra yardım için gelen icyler onlara kalacakları odaları göstermişlerdi. Kızlar ve erkekler iki grup olup karşılıklı odalara geçmişlerdi.
Kızlar içeri girdiğinde yanlarında getirdikleri valizleri bir kenara koyup odayı incelemeye başlamışlardı. Buzdan gibi görünen yumuşak yataklar bir duvarda televizyon benzeri bir cisim büyük bir kıyafet dolabı ve bir banyo diye tahmin ettilleri yeri görmüşlerdi. Cansu yatağın üzerine atlayıp "Ba-yıl-dım." diyerek hecelemişti. Gece de ona katılıp "Bence de çok güzel burası sonsuza kadar kalabilirim." demişti yumuşacık yatağın üzerinde dönerken.
Irem onlara bakıp " Erkeklerin odası nasıl acaba?" diye sorup kendileri için hazırlanan odadan çıkıp tam karşılarında duran odaya gitmişti. Odaya göz gezdirdiginde kendi odalarından fazla farklı olmadığını görmüştü. Onları içerde göremeyince " Iki dakikada nereye gitti bunlar şimdi." bunlar diye söylenip içerde bulunan banyo olarak tahmin ettiği yere doğru gitmişti. Kapıyı açıp içeri girdiğinde girdiği gibi geri dönmesi bir olmuştu. Hızlı döndüğü için kafasını kapıya çarpmıştı. Hızlı çarptığı için acıyan kafasını tutup "Aaaa kafam kafam kırıldı." diyerek hayıflanmaya başlamıştı. Can bulunduğu yerden Irem'e doğru
"Ya kızım banyo burası şak diye girilir mi?" diye seslenmişti.
Irem arkası onlara dönük bir şekilde
"Ya nerden bilebilirim ben." diye çıkışmıştı. Ege suyun içinde oynamaya devam edip "İrem sende gelsene bak jakuzi çok güzel." demişti. Irem onlar görmese de ağlar gibi yüz ifadesi yapıp
"Sen geç dalganı Yağız geldiğime pişman oldum ben." demişti. Ege Irem'e gülüp
"Ne kızıyorsun ya biz ne güzel jakuzi keyfi yapıyorduk sen daldın pat diye insan bir kapıyı çalar." demişti. Irem Ege'nin söylediğini haklı bulsada
"Ben gidiyorum iki saat sonra yemek yemek için hazır olmanız gerek çok oyalanmayın." demiş ve onlar konuşmadan hızla odadan çıkmıştı.
Irem kızların kaldığı odaya girdiklerinde kızların valizdeki kıyafetleri dolaba dizdiklerini görmüştü. Yanlarına gidip
"Kızlar benim valizim nerde?" diye sormuştu kendi valizini etrafta göremeyince Cansu gözlerini eşyalardan ayırıp Irem'e bakmış ve "Biz senin eşyalarını da düzledik." demişti. Irem onlara teşekkür edip yanlarına oturmuştu. Cansu Irem yanına oturduğunda onu baştan aşağı süzüp
" Senin yanakların neden kızardı. Odaya geldiğinden beri kırmızısın." demişti endişeli bir ses tonuyla. Irem bir eliyle yanaklarını tutup "Yok bir şey iyiyim ben." demişti gözlerini onlardan kaçırıp. Gece de Irem'e bakıp "Bende inandım ne oldu söyle?" demişti. Irem fazla uzatmak istemediği için "Şey oraya gittiğimde erkekler banyodaki jakuzideydi bende bilmeden pat diye girdim." demişti yanaklarının daha çok kızardığını fark ederek. Cansu öne atılıp "Banyoda jakuzi mi varmış?" demişti banoyu göstererek. Irem "Evet." diyerek basını sallayıp onaylamıştı. Gece küçük bir kıkırtıdan sonra "Ha sen ondan kızardın." demişti bir yandan da eşyaları toplamaya devam ederek. Irem dudaklarını birbirine bastırıp " Evet ne olmuş yarı çıplak duruyorlardı. Bizim ailedeki tek çocuk benim alışık değilim ne yapayım." demişti hızlı hızlı konuşarak.
Yemek zamanı geldiğinde erkekler Iremgilin odasına gelmişlerdi. Eray onlara doğru bakıp "Kızlar nerde yemek yiyeceğiz? Tam iki saat oldu." demişti. Gece de merakla onlara doğru bakıp
"Bilmiyorum arayıp bulsak mı?" diye bir fikir öne sürmüştü. "Koca yerde nasıl bulmayı planlıyorsun? Saatlerimizi alır hem ben acıktım." demişti Ege kollarını birbirine kenetleyip. Onlar nereye gideceklerini düşünürken kapı tıklatılmıştı. Kapı açıldıktan sonra içeri onlara rehberlik edecek icylerden biri girmişti. Onlara yemek salonuna götüreceğini söyleyip salonun olduğu yere kadar eşlik etmişti.
Hepsi beraber yemek salonuna girdiklerinde uzun bir masa görmüşlerdi. Üzerinde tabak çatallar ve çevresinde masaya oturmuş bir iki tanesi çocuk olan birkaç kişi daha görmüşlerdi. Davet üzerine Iremgilde masaya oturmuşlardı. Masada yeni gördükleri kişilerden biri
"Hoş geldiniz ben koruyucunun eşiyim bunlar da çocuklarımız." demişti yanındaki iki küçük icy yi göstererek. Irem masada biraz kafasını eğip
"Hoş bulduk efendim tanıştığıma sevindim." demişti saygılı bir şekilde.
Salonun kapısı açıldığında servis arabaları ile bir iki kişi içeri girmişti. Herkesin önlerindeki kaseyi alıp içine koyu kıvamlı turkuaz bir çorba benzeri şey koymuşlardı. Koruyucu meraklı bir şekilde önlerindeki yemeye bakan kişilere bakıp "Bunun adı deniz çorbası vitamin bakımından çok zengindir. Deniz yosunundan yapılmıştır. Seveceksiniz deneyin lütfen." demişti. Ege ve Can direk yemeğe başladığında birkaç kişi
"Teşekürler" diyip masadaki kaşıkla ilk yudumunu alıp çorbanın tadına bakmışlardı.
Irem tabaktan bir kaşık çorba alıp yediğinde tadının hoş ve biraz mentollü bir araması olduğunu fark etmişti. Bir iki kaşık daha içtikten sonra diğerlerine baktığında onların da sevdiğini anlamıştı.
Normal çorbalardan farkı soğuk olması olduğunu düşünmüştü. Cidden soğuk ve içinde aleoveranın zarı gibi görünen parçalar görmüştü. Çorbalar bittikten sonra birkaç farklı yemek daha servis edildikten sonra herkes elinize sağlık demişti. Koruyucu yemeğini bitirdikten sonra "Afiyet olsun beni hatırladın mı Yupo Irem?" diye sormuştu. Irem bir süre koruyucuyu dikkatle izleyip
"Pek sayılmaz ama çok tanıdık geliyorsunuz. Bir dakika hatırladım. Siz gezegenleri araştırmama izin veren ilk kişiniz. Kusura bakmayın lütfen o gün fazla heyecanlı olduğum için pek hatırlayamadım." diyerek kendini açıklamıştı.
Koruyucu samimi bir şekilde gülümseyip "Evet ilk kişi benim ama hala nasıl yapacağını anlamadım." diye merakla sormuştu. Ege de koruyucunun dediğini onaylayıp "Evet Irem biz de seninle geldik ama nasıl bulacağız?" diye sormuştu. Irem elindeki kaşığı masaya bırakıp
"Ben düşündüm ki sizde bana yardım edersiz burda anneannem'in gitmeyi sevdiği bir yer olabilir belki yada..." Irem söze devam edecegi sırada koruyucunun eşi sözünü kesip "Sözünü kestiğim için bağışla ama Yupo İrem öncelikle anneannnen buraya sadece bir kere geldi. Onda ise sadece üç gün kaldı. Kaldığı zaman boyunca da burda bizimle kaldı. Ama burdan giderken bir not defteri bıraktı. Ve onu zamanı gelince sahibine vermemi söyledi. Ve bence o defterin sahibi sensin. " demişti.
Irem önce " Sorun değil efendim." dedikten sonra "Nasıl bir defter?" diye sormuştu koruyucuya bakarak. Koruyucu kapıda bekleyen icylere bakıp "Defteri getirin hemen." demişti. Içerdeki bir icy dışarı çıkmıştı. Irem ve diğerleri meraklı bir şekilde gelecek olan defteri beklemeye başlamışlardı. Bir süre sonra kapı açılıp içeri elinde bir kutu ile icy girmişti. Kutuyu Irem'in önüne koyduktan sonra geri yerine geçmişti. Koruyucu kutu geldikten sonra "Defter kutunun içinde bir bak istersen." demişti. Irem kutuyu açtıktan sonra içindeki defteri görünce şok olmuştu. Kutunun ıçinden çıkarıp baktığında kendinde de aynısından bulunan defteri görmüştü.
Etrafındakilere bakıp " Bir dakika izin verin lütfen." dedikten sonra koşarak kaldıkları odaya çıkmıştı. Çantasını çıkarıp gitmeden önce koyduğu defteri eline almıştı. Anneannesinin bıraktığı defterle tıpatıp aynısı olduğunu görünce anneannesinin bıraktığı defteri açmaya çalışmıştı. Kilitli olan defteri açamadığında pes edip ikisini de yanına almıştı. Diğerlerinin yanına tekrar gitmek için ayaklandığında zaten odaya geldiklerini görmüştü. Eray Irem'in elindeki defterlere bakıp " Diğeri nerden geldi?" diye soru sormuştu. Irem " Ben bunu küçükken almıştım ama aldığım zamanlarda anneannem çoktan ölmüştü. Bilinçsiz olarak aldım yani." demişti. Ardından koruyucuya bakıp " Bir anahtarı olması gerekiyor yerini biliyor musunuz?" diye sormuştu. Koruyucu "Hayır bize sadece defteri verdi. " demişti.
"İrem kalk sabah oldu."
"5 dakika daha nolur." yatakta iyice büzülüp yorganı kafasına kadar
çektiğinde Gece yorganı tutup Irem'in üzerinden atmıştı. "Ya kalk ne 5 dakikası 20 dakika önce de 5 dakika dedin kalk artık." demişti uyuyan arkadaşını uyandırmaya çalışarak. Irem uyuşuk bir şekilde "Ufff tamam ya kalktım." demişti. Hala gözleri yarı kapalı bir şekilde ayaklanıp banyoya gitmişti. Elini yüzünü yıkayıp üstünü değiştirdikten sonra tekrar onların yanına gitmişti. Odada sadece Cansuyu gördüğünde merakla yanına gidip " Gece nerde?" diye sormuştu. Cansu saçlarını son kez tarayıp
"Az önce sarayı gezmek için çıktılar. Şimdi çıkarsak bizde yetişiriz." demişti elindeki tarağı dolaba gelişi güzel koyarak. Irem "Tamam hadi
gidelim." dedikten sonra odadan çıkıp onları aramaya başlamışlardı.
Çok geçmeden onları saray gibi olan yerin terasında bulduklarında yanlarına gelmişlerdi. Irem yanlarına gidip "Herkese günaydın." dedikten sonda gökyüzüne doğru bakmıştı. Bulutsuz masmavi hava ve hafifçe esen rüzgar çok hoş bir ortam sağlamıştı. Irem gözlerini kapatıp havayı derin derin içine çekmeye başlamıştı. Cansu'nun " Ege!!" diye attığı çığlığı duyduğunda gözlerini açıp arkadaşlarının baktığı yere bakmıştı. Ege'nin terastan ağası düştüğünü gördüğünde refleksen o da koşup ardından atlamıştı. En üst katından yere doğru düşen Ege'nin peşinden Irem de atlayınca Eray da " Irem!!" diye bağırmıştı.
Irem havada aşağı doğru düşerken istemsiz olarak dönüştüğü anka kuşu ile Ege'nin kolundan yakalamıştı. Tekrar yukarı doğru yükselirken Ege sürekli
"Aa ölüyorum kurtarın beni aaa." diye bağırmaya devam etmişti. Irem fazla bağıran Egeye bakarak "Bağırmayı keser misin?" diye sormuştu. Terasa çıktıklarında Irem Egeyi yere koyup normale dönmüştü. Ege dahil diğerleri de Irem'e şaşkın şaşkın bakarken Irem de kendine şaşırmış bir şekilde bakmaya başlamıştı. Eray Irem'e bakıp " Bunu nasıl yaptın sadece elementleri öğrenmiştin." demişti. Irem hem korku hemde heyecanla " Ben bilmiyorum o an sadece Ege'nin başına bir şey gelecek diye endişelenmiştim." demişti. Ege korkmuş bir şekilde Irem'e teşekkür ettikten sonra arkadaşlarından terasa fazla yaklaştığı için azar işittikten sonra içeri girmişlerdi.
Kahvaltı yaparken koruyucu Ege'ye dönüp " Kipo Ege iyi misin? Seni terasdan düşerken gördüm." diye sormuştu. Ege yemeğini yemeyi bırakıp " Teşekkür ederim efendim iyiyim ama siz nerden biliyorsunuz?" diye sormuştu. Koruyucu Ege'ye " Sen düşerken biz bahçedeydik bu yüzden gördüm." demişti. Yemek yendikten sonra koruyucu onları Athena'nın en çok gittiği şehirden
uzak deniz kenarında olan eve götürmüştü.
Evin içine girdiklerinde birçok eşyanın üzerinde çarşaf serili olduğunu görmüşlerdi. Tozlu raflarda dizili birçok kitap duvarlarda eskimiş fotoğraflar ve bazı yerlerde kurumuş süs bitkileri görmüşlerdi. Eray eskimiş fotoğraflardan birine bakıp "İrem bak bu sen değil misin?" diye sormuştu. Irem Eray'ın yanına gidip gösterdiği fotoğrafa bakmıştı. " Evet benim ama sen benim küçüklüğümü nerden biliyorsun ki?" diye sormuştu. Eray fotoğrafı gösterip "Gözlerinden ve gülüşünden bak orda da dişlerinin hepsi görünüyor. Şimdi de hala aynısın hala ordaki gibi güzel gülüyorsun." demişti hafifçe gülümseyerek. Irem başını biraz öne eğip
"Anladım teşekür ederim" demişti. Eray Irem'e gülümsedikten sonra etrafı inceleyip işe yarar birşeyler aramaya devam etmişti.
Irem tek tek bütün çekmecelere bakmıştı. Bir çok çekmece boş, dolu olanlarda ise farklı kitaplar görmüştü. Bir süre daha çevreyi incelediklerinde bir şey bulamayıp evin salonunda toplanmışlardı. Can elinde tahtadan yapılmış küçük bir sandık ile gelince Irem ona doğru bakmıştı. " Yatak odasında komodinin yanında buldum." demişti. Irem sandığı ondan alıp içine baktığında rengarenk iplerle yapılmış farklı tasarımlarda bileklikler görmüştü. Bir iki tanesini alıp daha dikkatli baktıktan sonra tekrar kutuya koymuştu. Koruyucu Irem'in yanına gelip kutuya koyduğu bilgeliği tekrar çıkarıp Irem'in bileğine takmıştı. "Bunlar gibi şeyler yapmayı çok severdi. Bana da özel olarak bir kaç tane yapmıştı. Hala saklıyorum bunu sen tak eğer onu bulursanız buradan kalan bir hatıra olur." demişti. Eraygile de birer tane verdikten sonra sandığı masanın üzerine koyup evden çıkmışlardı.
Dışarı çıktıklarında gökyüzünde mavi mor ve yeşil tonlarında ışıkların dans edet gibi dalgalandığını görmüşlerdi. Herkes hayran bir şekilde bakarken Irem " Çok güzel görünüyor. " demişti. Eray gökyüzünde dalgalanan ışıklara bakıp
"Bir inanışa göre iki kişi birbirine aşık olduğu zaman çıkarmış bu ışıklar." demişti Cansu kısa bir süreliğine Eray'a bakıp "Sen nerden biliyorsun öyle olduğunu?" diye sormuştu. Eray biraz sessiz kaldıktan sonra "Annem demişti ordan aklımda kaldı." diye yanıt vermişti. Gece de Eray'a katılarak "Bende öyle duymuştum." diye yanıtlamıştı. Can onlara baktıktan sonra "Hayır o ışıklar ondan değil kutup bölgesinde gökyüzünde görünen yeryüzünün manyetik alanı ile güneş'ten gelen yüklü parçacıkların etkileşimi sonucu ortaya çıkan doğal ışımalardır. Auora yada Borealis de denir. Yani sizin dediğiniz gibi değil." demişti. Ege Can'a bakarak
"Can romantik ortamı bozmakta ustasın biliyorsun değil mi." diye söylenmişti.
"Hiç üzgün değilim biliyor musun Ege." demişti Can müzip bir şekilde gülerek.
Buz gezegeninde bir hafta olduktan sonra son güne geldiklerinde Irem ilk gezegen olmasına rağmen elinde sadece Athenadan kalan defter ile gideceği için buruk bir şekilde gülümseyerek portalın başına geçmişlerdi. Koruyucu da onlar ile birlikte portalın oraya gidip "Size yardım edemedik çocuklar kusura bakmayın." demişti. Irem en içten şekilde gülümseyerek " Bize yardım ettiniz çok anımız oldu. Burda yeni arkadaşlıklar kurduk." demişti. Koruyucu son olarak
" Eğer anneanneni bulursan bir gün onu da alıp gelin. Kendisini çok özledik bu gezegen adına bir çok şey yapmıştı." dedikten sonra hepsine teker teker sarılmıştı. Eray koruyucuya sarıldıktan sonra "Kesinlikle geleceğiz efendim. O zamana kadar kendinize iyi bakın. " demişti.
Vedalaşmadan sonra herkes "Görüşürüz kendinize iyi bakın." tarzı şeyler dedikten sonra portal ayarlarını yapmışlardı. Can Irem'e dönüp "İrem hangi gezegene gideceğiz?" diye sorduğunda Irem elindeki listeye bakıp " Gökyüzü gezegeni yeni gideceğimiz yer orası. Gezegen kodu
01.bs amy7." demişti heyecanla yeni gidecekleri gezegen kodunu yazarken.