Önceki gibi yine bordo portalın içine girmişlerdi. Eray yanında duran Irem'e bakıp "Irem gelmeden bize yeni gezegen hakkında bilgi versene." demişti meraklı bakışlarla. Irem kafa sallayıp çantasından Ustanın verdiği gezegen kitabını çıkarmıştı. Gidecekleri gezegenin yerini bulduktan sonra sesli bir şekilde okumaya başlamıştı.
"Sky planet
1.300.000.000 kişilik nüfusa sahipler.
Orda yaşayanlara air yani hava denir.
Bulutlardan oluşan bir gezegendir.
Sevginin ve saygının hakim olduğu herkesle samimi olan müziğe önem veren bir gezegendir.
Orada yaşayan kişilerde kanat bulunur ve sevdikleri şeylere zarar verilmesini hiç sevmezler.
Bunları özet olarak görebiliriz. Diğerleri gezegen hakkında." demiş ve kitabı tekrar çantasına koymuştu. Cansu ellerini çırpıp
"Ben sevdim bu gezegeni benim gibi müzik seviyorlar. Ama bir sorun var bizim kanatlarımız yok." demişti aklına birden gelen düşünce ile. Diğerleri de aynı soruyu düşünürken Eray çıkıp
"Orda yardım ederler bence." demişti. Can da Eray'a "Katılıyorum." diyerek hak vermişti.
"Ben daha çok gencim ölmek istemiyorum." diye bağırmıştı Can.
Portaldan geçtikten sonra kendilerini boşlukta buluşlardı ve aşağı düşmeye başlamışlardı. Uzun İrem tekrar anka kanatlarını çıkarıp Gece'yi ve Cansu'yu tutmuştu. Diğer arkadaşları hala düşerken uzaktan beyaz, kocaman kanatları olan ve insana benzeyen 4 kişi uçarak diğerlerini tutmuşlardı. Saçları kahve ve siyah karışımı renkte ve tenleri kumral. Kıyafetleri beyaz bol bir tişört ve yine beyaz renkte bol olan eşorfman gibi bir şey vardı ayaklarında ise bir şey yoktu. Gözleri sadece mor renkteydi İrem gil bundan çok etkilenmişlerdi. Yanlarına gelen airler den biri "Geç kaldığımız için özür diliyoruz. " demişlerdi. İrem onlara bakarak "Sorun değil." demişti. Diğer bir air "Bizi takip edin sizi gitmeniz gereken yere götüreceğiz." demiş ve onlara öncülük ederek uçmaya başlamışlardı.
Birkaç dakika sonra gökyüzünde büyük bir bulut ve etrafında onun gibi bir sürü büyük bulut görmüşlerdi. En yukarda olan ve en büyük olan buluta doğru ilerlemişlerdi.Oraya geldiklerinde onlara yardıma gelen airler Ege, Can ve Eray'ı bulutun üzerine koydular. Onlar koyunca İrem de Cansu ve Gece'yi koymuştu. Çevrelerine baktıklarında pamuk şekere benzeyen devasa büyük olan bir küre görmüşlerdi. Can airler bakıp "Biz sizi nasıl anılıyoruz yada siz bizi nasıl anlıyorsunuz?" diye sormuştu. Air onlara bakıp
" Biz özel asker airleriz Can bir çok gezegenin dilini biliyoruz." diyerek açıklama yapmıştı. Ege air in dediğine şaşırıp "Iyi de bizim gezegende bilmem kaç dil var." demişti. Airler den biri Ege'ye dönüp "Dediğim gibi özel airleriz ve sizin gezegeniniz yani dünyadan 300 yıl ilerideyiz bu yüzden. Öğrenmeyi kolaylaştıran bir sürü yöntemlerimiz var yani zor olmadı." demişti gururlanır bir şekilde.
"Anladım. Adımı nerden bildiğini sormayacağım bilgi gelmiştir zaten değil mi?" demişti Ege cevabından emin olduğu soru ile. Air onaylayıp "Evet geldi. Şimdi hepiniz uçamadınız için bu suları içmeniz gerekiyor." Herkes kendisine verilen küçük şişedeki mor suyu alıp içmişlerdi.
Herkes şişelerdeki suları içtikten sonra sırtlarında hissettikleri ani acı ile hepsi oldukları yerde kıvranmaya başlamıştı. Irem arkadaşlarına bakıp onlara doğru ilerlemişti. Can sinirle " Bu acı da nerden çıktı şimdi. Ne içirdiniz lan bize?" diye bağırmıştı. Irem Gece'nin ve Cansu'nun yanına geldikten sonra
" Dayanın geçecektir eminim." demişti. Bir süre sonra acılarının yerinde airlerdeki gibi beyaz büyük kanatlar çıkmıştı. Airler onların yanına gelip " Kanatlarınıza kavuştunuz. İrem sende testi geçtin ilk günden hatta ilk saatlerden geçecegini düşünmemiştim. " demişti olanları açıklığa kavuşturmak istercesine. İrem ayakta onlara bakan aire bakmış ve "Ne testi?" diye sormuştu.Airler onlara yerden kalkması için yardım ederken içlerinden biri de konuşmaya başlamıştı. "Eğer gelmeden önce baktıysanız bizim sevdiklerimize zarar verilmesinden hoşlanmadığımızı biliyorsunuzdur. Sizin özelliklede koruyucu olarak senin arkadaşlarına ne kadar değer verdiğini görmek istedik." demişti
Ege airin dediği şey üzerine "Irem'in bizi çok sevdiğini biliyoruz zaten." demişti. Air İrem'i göstererek "Evet sizi çok seviyor kendisi de en az sizin kadar acı çekerken yanınıza gelip sizin durumunuza bakacak kadar sizi çok seviyor."
demişti Gece İrem'in yanına gelip kollarını sıkıca ona doladıktan sonra " Canım arkadaşım benim." demişti. Air önden uçmaya başlayıp
"Küreye girecegiz. Bizi takip edin." demişti koca kanatlarını ihtişamlı bir şekilde çırparak. Hepsi onları uçarak takip etmeye başlamışlardı Ege sürekli kanatlarına baktığı için arada bir teklemiş sonra tekrar düzelip uçmaya devam etmişti.
Kürenin önüne geldiklerinde tam karşılarında bir kapı açılmıştı. Içeri girdiğiklerinde havada uçan bir sürü air görmüşlerdi. Küre görünüşe göre iki katlıydı Iremgil üst katta durmuşlardı. Çevreye baktıklarında bir kaç tane kapı görmüşlerdi. Içeriden dışarı görünüyordu fakat dışardan içeri görünmüyordu. Air etrafı göstererek "Burası seyir teras olarak bilinir isteyen herkes geceleri buraya gelip gökyüzünü izlerler. Gezegenimiz gökyüzünde olduğu için yıldızlar açık bir şekilde görünür yani yakın olduğumuz için farklı renklerde yıldız görmeniz olağandır." diyerek bulundukları yer ile ilgili tanıtım yapmışlardı. Eray da etrafına baktıktan sonra "Dışarıdan gökyüzü görünmüyor mu? Zaten gökyüzünde olan bir gezegen burası. Neden teras gibi bir yere ihtiyaç duydunuz ki?" diye sormuştu. Air Eray'ın sorusunu mantıklı bulup " Elbette görünüyor ama bizim gezegenimiz geceleri çok soğuk olur dışarı da uzun süre duramazsınız." diyerek açıklama yapmıştı.
Ege kolunu yanında duran air'in omzuna uzanamasa da zorla koymuş ve "Biz Ice planetten geldik bir şey olmaz bize. Orda hava -20 derecedeydi." demişti. Air Ege'yi onaylayarak "Orada size yutmanız için hap verdiler değil mi. Işte o hap vücut ısınızı ayarladı bu yüzden hissetmediniz. Aksi takdirde orada birgün bile yaşayamaz donarak yaşamınızı kaybederdiniz.Şimdi size kalacağınız yeri göstereceğiz." demişti. Irem geldiğinde beri koruyucuyu göremeyince "Peki ama buranın koruyucusu nerde?" diye sormuştu. Air Irem'in sorusuna "Koruyucuyu yarın sabah göreceksiniz şuan kendisi burda değil. Büyük bir ihtimal sabah siz uyanmadan gelmiş olur. Ilk gün dinlenin lütfen." diyerek cevap vermiş ve yürümeye başlamıştı. Diğerleri de onu takip ettiklerinde kürenin alt katına inmişlerdi.
Alt kata indiklerinde karşılarına bir sürü oda çıkmıştı. Cansu odalara kısa bir süre göz gezdirdikten sonra "Neden bu kadar çok oda var." diye kendi kendine söylenmişti. Yanında bulunan air bunu soru olarak görüp "Burası hem misafirler için kalacak yer hemde yarışçı airler için eğitim alanıdır. Bu odalarda farklı farklı eğitimler alıyorlar. Dayanıklılık, cesaret, hız, çeviklik ve daha fazlası. Eğitimleri en üst seviyede geçen airler bizim gibi en üst rütbede oluyorlar bizler savaş sırasında ilk giden kişileriz. Seviyesine göre her eğitim alan kişi başka bir göreve gidiyor." diye açıklama yapmıştı. Cansu kafası ile onaylayıp "Anladım. Peki biz nerede kalacağız?" diye tekrar soru sormuştu.
Airlerden biri olduğu yerde durup
"Odanızı bulması kolay olsun diye sizin odanızın kapısını farklı renge boyayacağız. Ister tek kişi kalın ister grup olarak. Nasıl istediğinizi bize söyleyin ona göre size kalmanız için oda vereceğiz." demişti.
Diğerlerinden önce Can atılıp "Hepimize ayrı oda olmasına gerek yok. Iki oda yeter bize değil mi arkadaşlar." demişti onlar yerine de konuşarak. Gece de Can'ı
"Can doğru söylüyor iki oda yeter." diyerek onaylandığında air yanına başka birini çağırıp ona birşeyler dedikten sonra tekrar göndermişti. Ardından başka bir air onlara bakıp "Pekala odalarınız hazır oluncaya kadar yemek yemek ister misiniz?" diye sorduğunda Ege öne atılıp "Bende ne zaman soracak diyordum ben çok açım hadi gidelim." demişti heyecanlı bir şekilde. Ege'nin tepkisine herkes güldükten sonra Cansu
"Sen her zaman açsın Ege." demişti. Ege eli ile Cansu'yu itiyormuş gibi yapıp
"He he hadi gidelim artık." demişti.
Can önündeki yemeğe bakıp "Ben bunları yemem. Karnım doymaz ki bunlarla, resmen hava yiyeceğiz." demişti sesiz bir şekilde tam yanında oturan kardeşi Cansu sesini duyup "Susacak mısın artık Can, ye işte." demişti hafifçe kızarak. Can kardeşine dönüp "Sen niye yemiyorsun o zaman Cansu?" diye sormuştu. Cansu dik bir şekilde oturu "Sizin yemenizi bekliyorum." demişti. Yemek odasına geldiklerinde masalara oturmuşlardı. Servis yapıldıktan sonra herkes yemeğin nasıl bir şey olduğunu çözmeye çalışmıştı. Pamuk şeker gibi görünen şeyleri görünce Can doymayacağını düşünmeye başlamıştı. Irem önündeki kaşıktan hava gibi duran pamuk şeker görünümlü yiyecekten bir kaşık almıştı. Yedikten sonra şaşkınlığını gizleyemeyip gözlerini kocaman açmış ve güzel olduğunu gelirten mırıltılar çıkarmıştı. Irem iştahla önündeki yemeğin hepsini bitirip oturduğu pofuduk sandalyede geriye doğru yaslanmıştı.
Diğerleri Irem'e bakıp cidden severek mi yedi diye düşünürken Eray da yemeye başlamıştı. Irem hala yemediklerini görünce " Kesinlikle aşırı güzel ve karın doyurucu bir şey denemelisiniz. Yada siz direk bana verin ben sizin yerinize de yerim." demişti yanındaki Gece'nin tabağına doğru uzanarak. Gece kendi tabağını hızla önüne çekip " Yiycem." demişti. Yanlarındaki airler onlara tebessüm ederek baktıktan sonra içlerinden birisi "Biz hep bunlardan yeriz az yada tatsız gibi görünebilir ama öyle değildir. Insana tokluk hissi verir ve tadı sizin dünyanızdaki ananaslara benzer biraz da çilek. Içinde en çok E ve B12 vitamini bulunur. Yani hafızaya iyi gelir." demişti.
Herkes yemeğini yedikten sonra Eray
"Gerçekten çok güzel ellerinize sağlık." demişti diğerleri de tek tek " Ellerinize sağlık." dedikten sonra air hafifçe başını öne eyip "Afiyet olsun. Beğenmenize sevindim. Şimdi sizi kalacağınız yere götüreceğiz." dedikten sonra oturduğu yerden ayağa kalkmıştı. Irem de onunla aynı anda kalkıp "Hadi gidelim." demişti heyecanla.
Ertesi gün olduğunda herkes odasına yerleşmiş ve pamuk gibi yumuşacık bir yatakta rahat bir uyku çekmişlerdi. Tekrar yemek salonunda yemek yerken kapı birden açılmış ve içeri diğerlerine göre daha büyük ve daha beyaz kanatlı biri gitmişti. Yanlarına geldikten sonra
"Hoş geldiniz çocuklar ben bu gezegenin koruyucusuyum adım Joon. Sende hoş geldin Irem seni tekrar görmek çok güzel." demişti onlara selam vererek. Irem ilk defa gördüğünü düşündüğü koruycuya bakıp "Hoş bulduk ama ben sizi daha önce gördüğümü hatırlamıyorum." demişti kibar olmaya çalışarak. Koruyucu Irem'in söylediği şeye tebessüm edeyek yemek masasındaki sandalyelerden birine oturmuş "Çünkü sen beni görmedin ben seni gördüm. Büyük kurul seni çağırdığı zaman ben de oradaydım. Ve itiraf etmeliyim gerçekten orda çok çekici duruyordun. Hem yarış sırasında hemde kararını söylerken ki duruş kesinlikle öyleydi..Hala da öylesin." demişti samimi olduğunu düşündüğü bir tonla.
Irem utandığı için kafasını öne doğru eyip "Teşekür ederim efendim." demişti. Koruyucu kendi ellerini masanın üzerinde birleştirip " Evet İremcim burada gündüzleri uzundur. Yani uyumak için çok vaktiniz var ne yapmak isterseniz?İsterseniz bugün etrafı gezin buranın nasıl bir yer olduğunu görün yarın da Athena'yı ararız. Ne dersin? " diye bir teklifte bulunmuştu. Irem mantıklı olduğunu düşünüp diğerlerine bakarak "Bence olur etrafı gezelim mi çocuklar?" diye sormuştu. Cansu söze atlayıp "Olur olur hadi gidelim. Benimde canım sıkılmıştı zaten." demişti ardından Eray da "Bana uyar gidelim." dedikten sonra herkes onaylamıştı.
Dışarı çıktıklarında uçmaya başlamışlardı. Koruyucu etrafta gördüğü ve önemli olduğunu düşündüğü şeyler hakkında kısa bilgiler vermişti. Ilerden gelen yüksek sesler duyduklarında oraya doğru gitmişlerdi. Havada duran parkur gibi bir yer görmüşlerdi başlangıç ve bitiş yetinde bir çok ait bulunan bir yarış pistine benzetmişti. Bir iki kişi parkur içerisinde hızla uçmaya başlamışlardı.
Daha yakına gidip izlemeye başlamışlardı. Bitiş yerinin üstünde hız göstergesi gibi bir şey bulunuyordu. Eray onları iyice inceleyip "Harika bunu her gün yapar mısınız?" diye sormuştu. Koruyucu Eray'ın sorusuna "Hayır onlar savaşçı airler, özel eğitim yapıyorlar iki haftada bir bu alanda yarış yaparlar. Bir nevi eleme turu gibi düşünebilirsin. 200 km altında olan kişiler elenir kalanlar özel asker birliklerimizin bir parçası olurlar. Şu ana kadar en yüksek hız 380 km. O hıza ulaşan kişiler ise ki bu çok nadir olur. Olduğunda bütün asker air leri kontrol edebilir yani askerlerin başkanı gibi bir şey olur. " demişti. Eray anladım dermiş gibi kafasını sallayıp "Peki siz bu yarışa hiç katıldınız mı?" diye sormuştu.
Koruyucu küçük bir kıkırtı çıkarıp
" Evet rekor benim 380 km hız benim." demişti. Irem anideb aklına gelen şey ile
"Yarışa var mısın?" diye sormuştu. Koruyucu ilk başta şaşırmış olsa da sonradan"Neden olmasın. Peki ödül ne olacak?" diye sormuştu. Irem biraz düşündükten sonra aklına bir şey gelmeyince "Bilmem sen seç burda koruyucu sensin." demişti. Koruyucu bir süre düşünüp "O zaman eğer ben kazanırsam benimle kahve içeceksin. Ama eğer sen kazanırsan bu gezegende ki en değerli şeylerden birini sana armağan edeceğim anlaştık mı?" diye sormuştu. Irem kabul edip "Olur anlaştık." demişti.
Onlar kararlaştırtan sonra Eray
"Bende istiyorum benimle de yarış." demişti aniden gelen bir istekle koruyucu Eray'ı baştan aşağı süzüp "Sen yeter ki işte Eray seninle de yarışırız. Hatta söyle yapalım üç kişilik iki guruba ayrılalım sizin takım ve bizim takım. Kazanan grup ödülünü alır ne dersiniz." demişti. Eray sunulan fikri onaylanıp "Güzel fikir o zaman takımı belirleyelim." demişti.
Joon ellerini birbirine vurarak
" Yarım saat sonra görüşürüz o zaman." demişti Irem kendi arkadaşlarına dönüp
"Şimdi kim katılmak ister." diye sormuştu
Eray bir adım öne çıkıp el kaldırmıştı. Irem diğerlerine baktığında Gece ve Cansu " Bize yapamayız. Erkeklerden biri yarışsın." demişlerdi. Irem diğerlerine baktığında Ege " Can bence sen de katıl." demişti. Can kaşlarını çatıp " Ben niye katılıyorum ya sen katıl." diye terslemişti.
Ege Can'a bakıp " Çünkü sen inatçı ve rekabeti seven birisin. Ilk turu geçemezseniz sen sinirlenip hırs yaparsın. Sonuç olarak kazanırsınız." demişti açıklama yaparak.
Cansu da Ege'ye hak verip "Çok mantıklı bence de sen katıl Can." demişti. Can ısrarlar üzerine kabul etmişti. Kendi aralarında küçük bir plandan sonra parkurun orda tekrar buluşmuşlardı.