Umutlar Bağlamak Pamuk İpine ✓

1370 Kelimeler
Poyraz Hisarlı Güneş tepelerin arkasından usul usul yükselip, sıcaklığını Bağkonak köyünün üzerine dökerken, Hisarlı konağıda yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı . Gözlerimi yeni güne yüzümde ,huzurlu bir tebessümle açtım. Okulun bitmesi , finaller ,mezuniyet derken , uzun zaman olmuştu böyle huzurlu bir uyku çekmeyeli . Bunda köyün temiz havasının yanı sıra, tüm gece rüyamda gördüğüm, benimle kaşlarını çatmadan normal bir şekilde konuşup, gülen gözlerle yüzüme bakan güzel bir hurinin de pek tabi katkısı büyüktü ... Hızla yataktan doğrulup uzun fon perdelerimi sonuna kadar sıyırdım ve pencere mi açıp, gün ışığını odama buyur ettim . Konağımız köyün en tepe noktasında olduğu için odamın pencere ve balkonu harika bir mazraya ev sahipliği yapıyordu . Bir tarafta uçsuz bucaksız araziler, diğer tarafta ağaçlar içinde kaybolmuş görünen köy evleri ve diğer komşu köyle sınırlarımızı çizen görkemli ormanla, bakana resmen görsel şölen sunuyordu . Manzaraya karşı gerinip , açtığım pencereden gelen serin sabah rüzgarıyla tüm bedenim titredi . Bugün yeni hayatımın ilk günü olduğunun bilincinde farklı bir gözle izledim etrafı. Artık buradaydım. Öğrencilik dönemim ne kadar istemesemde bitmişti ve artık işlerin başına geçip ailemin benden beklediği sorumluluğu almam gerekiyordu. Bencillik yapamazdım bunca yıldır okuduğum özel okulları, aldığım eğitimleri , gördüğüm üst düzey özel kursların hakkını teslim etmem gerekiyordu. Aşağıdan gelen sesler çoğalmaya başlayınca, biran önce hazırlanmak için banyoya yöneldim. Kişisel bakımlarımı halledip banyodan çıktım. Ailemin en büyük ve değişmez kurallarından biri eğer gerçekten önemli bir işin ve mazeretin yoksa herkes tam vaktinde o sofranın başında olmalıdır! "Dün için açıklama yapmam gerekecekti"!! Giyinme odasına girip üstüme gömlek ve pantolonu geçirip aynada ki aksime kısa bir bakış attım. Saçlarım dalgalı olduğu için elimle şekil vermek yetiyordu. Ben üzerimin son kontrollerinin yaparken odamın kapısı tıklatıldı. Elime ceketimi aldım ve dışarı yöneldim . Girmesini söylemek yerine kapıya doğru adımlayıp bir taraftan da gömleğimin yakalarını çekiştirip düzelttim. Kapıyı açtığımda bir eli havada tekrar tıklamak için hazırlanan küçük Sare'yi görmemle dudaklarım yavaşça kıvrıldı . Sare evin yardımcısı Saliha Ablanın kızıydı. Sapsarı saçları boncuk mavi gözleriyle her daim meraklı ve etrafa neşe saçan on beş yaşında çok güzel bir kızdı. Sare daha bebekken annesiyle birlikte bu konağa gelmişler, annesi uzun yıllar bu konağın hizmetini yapmış, Sare'de burada bizimle birlikte büyümüştü . Eşiyle kaçarak evlenmiş olan Saliha abla eşi iş kazası sonucunda vefat edince kucağında bebeği ile ortada kalmış, ailesini hiçe sayıp istemedikleri bir evlilik yaptığı içinde, ailesi tarafından reddedilmişti . Bir şekilde kader onları karşımıza çıkarmıştı.O gündür bu gündür de annesi evimizin emektar yardımcısı , kendisi de kız kardeşlerimin oyun arkadaşıydı. Dün gelir gelmez şelaleye kaçtığım , gece de geç gelip akşam yemeğine katılmadığım için kimseyle doğru düzgün görüşememistik . "Abicim "dedi tatlı bir sesle.Sonra yaptığı şeyin farkına varıp hemen telaşla etrafına bakındı. "Sofra hazır diyecektim Poyraz Ağam" diye başını yere eğerek mırıldandı. Evet ailem özellikle de babaannem etrafa karşı otoritemi sarsacağını düşündüğü için , aile dışında kimseyle samimi bir diyalog kurmamızın doğru olmadığını savunuyordu. Onun düşüncesine göre; herkes benden ne kadar çekinir ve korkarsa o kadar saygı ve sadakat gösterirmiş !!! Bense artık onların aksine sevgiyle yada anlayışla birşeylerin başarılacağının kanaatindeyim. İnsanları korkutarak boyunduruk altına almak elbette zor değildi, çünkü neredeyse köyün tamamına yakını bizim mülkümüz sınırları içerisinde , köyde yaşayan insanlar bizim tarlalarımızda , bağlarımız da çalışandı.Ama ben böyle birşey istemiyordum . Şehir dışında okumaya başlayana kadar bende onların dediklerini harfiyen yapıyor her ne kadar kabullenmek bazen zor gelse de aile büyüğüdür, her dediği doğrudur diye hiç bir şekilde sorgulamıyordum . Üniversitesiye başladıktan sonra çevreyi insanları daha iyi gözlemlemeye başladım. Herkesin, en azından belli bir kısmın derdi babbannemin düşündüğü gibi, benim param yada benden faydalanmak değildi. İnsanlar tanışır ve kafaları uyuşursa arkadaş olurlardı.Kimse kimseye zarar vermek , yada parasına yiyip içip gezmek için tetikte beklemiyordu. Elbette o tarzda insanlarda vardı, ama hepsini aynı kefeye koymak doğru değildi. Ailemin , özellikle de babaanemin insanlara karşı bu kadar önyargılı yaklaşmasına sebep olacak nasıl bir olay yaşadığını halâ çözememiştim.. Ama onlara bunu izah etmek gibi bir derdim yoktu. Çünkü ne kadar konuşursam konuşayım , onların fikirlerini de düşüncelerini değiştirmeyeceğime emindim. Onlara bunu yaşayarak gösterecek hoşgörünün sandıkları kadar kötü bir şey olmadığını ispat edecektim... "Güzelim " diyerek kendime doğru çektim ve sıkıca sarıldım.Kulağına doğru eğilip " Sultan Hanımağa etrafımızda yokken sadece abiyim" diye fısıldadım . Güzel yüzü aydınlandı ve bana inci dişlerini göstererek, güzel bir gülümsemeyle başını sallayarak sarılışıma karşılık verdi.. Elimi omzuna atıp merdivenlere doğru yöneldim.Onunla hep sohbet edip hem yürüyerek alt kata sonbahar serinliğiyle, son demlerini yaşadığımız avluya indik. Tam herkesin başında toplandığı masaya doğru adımı atmıştım ki, Sare kolumun altından sıyrılıp mutfağa doğru hızlı adımlarla ilerledi. Hemen köşeyi dönüp gözden kayboldu, bense ardından tepkisizce bir süre baktım. Bazı şeyleri değiştirmek ,bazı tabuları yıkmak için zamana ihtiyacım olacaktı, ve ben o tabuları kuralları yıkmadan asla pes etmeyecektim. Başımı sağa sola sallayarak avluya doğru döndüm. Başımı kaldırıp masanın etrafında toplanmış, her zamanki gibi büyük bir sessizlik içinde herkesin toparlanmasını bekleyen aile üyelerime göz dolaşırdım . Baş köşede babaannem,onun solunda amcam ve yengem , diğer tarafta babam, annem ve ikiz kız kardeşlerim . Evet ben ailenin ilk ve tek erkek çocuğuydum . Amcamın hiç evladı olmamıştı. Daha biz küçükken, evliliklerinin ilk yıllarında çocuk mevzusu yüzünden babannem ve yengemle pek çok kavgalarına tanık olmuştum . Babannem amcama yeni bir eş alması ve soyunun devam etmesi için defalarca baskı yapmış , ama amcam buna şiddetle karşı çıkarak reddetmişti. En son ki şiddetli kavgalarinda ise "Eğer bu konuyu bir daha açıp , böyle bir şey için ısrar edersen evi terk edip giderim bir daha yüzümü göremezsin" diyerek resti çekmiş ve bitmek bilmeyen kavgaları sona erdirmişti . Karısını çok sevdiğini ,ondan başka kimseyi eş olarak yanında istemediğini sert bir dille ifade etmişti . Hepimiz konunun kapanmayacağına adımız gibi emindik . Zira babannem bu dünya da görüp görülebilecek en inatçı , en dediğim dedik insanlardan biridir. Ama babannem o gün amcamın gözlerinde ne gördüyse , konuyu sonsuza kadar kapatmış, bir daha kimsenin sorgulamaması içinde kesin bir dille herkesi uyarmıştı. O günden beri amcam büyük bir sükunet içinde kimseye bulaşmadan gereksiz polemiğe girmeden eşiyle birlikte sakin bir hayat yaşamaya başlamıştı. İş verilirse yerine getiriyor, verilmezse eşiyle birlikte odasına kapanıp orda vaktini geçiriyordu. Babamın aksine, asla ağalıkla yada daha fazla mala mülke sahip olmakla bir derdi olmamıştı. Bizimle bu konakta yaşadığı hâlde eşiyle birlikte gayet mütevazı bir hayat sürüyordu. Sonra bakışlarımı anne ve babama çevirdim.Evliliklerini hep tuhaf bulmuştum.Sanki toplantıda yada resmi bir kurumda gibilerdi her daim . Birbirlerine karşı saygılı ama bir o kadar da mesafeli ve soğuk.Eş olarak birbirlerine şakalar yaptıklarını yada ağız dolusu gülümsediklerine, bu yaşıma kadar hiç şahid olmamıştım. Bu tuhaftı. Gerçekten tuhaf . Bir ara çocuk aklımla evliliklerin, böyle olması gerektiğine kendimi inandırmıştım. Ama amacamla yengeme bakınca bu karı koca ilişkisinin böyle olmaması gerektiğini anlamıştım. Ömür boyu birbirlerine sevgi ve sadakat sözü vererek evlenmiş insanlar, nasıl böyle duygusuz bakabilirdi ki ? Dahası insan her daim yabancı gibi baktığı , dışardaki insanlarla aynı tavırla konuştuğu birinden nasıl çocuk yapabilirdi ? Sonra kardeşlerime baktım.. Bu ruhu çekilmiş konakta büyüyüp filizlenmeye çalışan iki çiçek misali, varlıkları ile bana bu hayatı hala yaşanılabilir olduğuna inandiran yegâne şeyler. Onlar da olmasa bu konakta ,gerçekten gülümsemenin yada konuşmanın unutulduğuna emin olacaktım neredeyse. Ve Babannem Sultan Hanım, Genç sayılabilecek yaşta dul kalıp oğulları büyüyene kadar işleri çekip çevirmiş, onlar büyüyüp işlerin başına geçtikten sonra da ellerini sırtlarından ,gölgesini de üstlerinden çekmemişti.Bir taraftan bakıldığında takdir edilesi olan bu davranışı, genel değerlendirildiği zaman , aile üyeleri üzerinde her daim baskıci ,her daim emir vermeye , hükmetmeye hazır bir tutum sergiliyordu. Ben bu düşünceler içinde bakışlarım masadaki aile üyelerini tek tek dolanırken, düşüncelerimi babannemin otoriter sesi böldü. "O Poyraz Ağamız sonunda soframıza teşrif edebilmiş!" Sesinde ki baskın ve alaycı tını dün gecenin memnuniyetsizliğini belli ediyordu.Onun sesiyle herkes bakışlarını bana çevirdi. Başımı havaya kaldırıp , omuzlarımı dik tutarak masaya doğru yürüdüm. Her ne kadar sevgi ve hoşgörüyü savunsam da bende bir Hisarlı 'ydım ve insanlarla nasıl tepeden konuşulur en iyi ben bilirdim. " Herkese hayırlı sabahlar ." diye seslenip babannemin olduğu sandeyeye yürüyüp, uzattığı elini öpüp başıma yasladım. Diğer aile fertlerimi de tek tek selamlayıp el öptüm. Sonra da benim için her daim boş bırakılan sandalyeye oturup, babannemin icazeti ile hep olduğu gibi sessizlik içinde kahvaltımızı etmeye başladık.. Ben Poyraz Hisarlı, Bu konakta herkese herşeye rağmen , karşılığında her ne bedel ödemem gerekiyorsa sırf kardeşlerimin hatrına dahi olsa bu düzeni değiştireceğime ve asırlık konağımızı neşeli kahkahalarla dolduracağıma yemin etmiştim...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE