"Ben ölürsem asla öğrenemeyeceksin"
Sonunda ölü yürüyen çocuğu engelleyen kolu titredi gücü tükenmek üzere bıçağın geriye düştü.
Ancak beklediği gibi ölmedi. Ölü yürüyen çocuğun kafası bir kılıç ile kesildi. Akai üzerine damlayan siyahımsı kana iğrenerek ceseti üzerinden attı.
"Biraz daha temiz olabilirdi."
Kahir tek problemin bu olmasına aldırmadan gözlerini Akai'nin üzerinden ayırmadı.
"Beni nereden tanıyorsun"
Akai oyunun baş kahramanı ile yollarının bu kadar çabuk kesişmesini beklemiyordu. Üstelik tüm zaman boyunca ondan olabildiğince uzak dururken.
İç çekip kafasında düzgün bir açıklama bulmaya çalışırken Kahir'in uyarı dolu gözlerini gördü.
"Yalan söylersen bunu anlarım"
Akai içinden küfretti.
Lanet olası piç! Yalan saptama yeteneğini elde etmiş olmalı (!) Ama nasıl? Henüz bu katta bu yeteneği ve... Gözleri Kahir'in elinde ki özel yapım kılıca takıldı.
Titreyen gözbebekleri bir kaç saniye sonra sakinleşti.
Bu kılıcı onuncu katta alması gerekiyordu iki değil (!)
Bu oyunda neler oluyordu? Baş kahraman roket gibi hızla nasıl güçlenecek durumu gelmişti.
Üstelik olması gereken yoldaşlar etrafta görünmüyordu. İhtiyarın durumunu o etkilemiş olsa bile kelebek etkisinin bu kadar büyük olmaması gerekiyordu.
"Ben.."
Cevap vermeden biri bağırarak içeri girdi.
"Torunum!"
Ancak şaşkınlık nidasi gecikmedi.
"Ah büyük Torunum da burada(!)"
Akai yabancı olan Waner'i gördüğünde ihtiyarın sözlerini anladı ancak durum daha tuhaflaştı.
Kahir kafa karışıklığı ile ihtiyara baktı.
Akai somurtma durumuna geçerek en azından kendini gerçeğe yakın bir açıklama bulana kadar durumu kurtarmak adına rolüne büründü.
"Evet beni geride bıraktığın büyük torunun (!)"
Sonunda omuz silkip alayla aralarından uzaklaşmaya çalıştı bu görev için Waner önemli bir faktördü.
Kahir'in arkadaşlarından biri olmasa bile bu katı geçmek için ona ihtiyacı olacaktı.
Ancak a şehrinde bekleyeceğini düşünmüştü. Üstelik gerçekten ihtiyacı olduğunu Waner'in yeteneğini görünce fark etmişti.
Lakin oyundan farklı olarak Kahir bir çok şeyi daha önceden biliyor gibiydi.
Akai bunu bilmediği için onunla burada denk geleceğini düşünmemişti.
Şimdi bu boktan durumun en mantıklı açıklamasını bulması ve kendini bu durumdan kurtarması gerekiyordu.
"Nereye gidiyorsun!(!)?"
Aradan geçmeye çalışan Akai'nin önüne kılıcını koydu.
"Konuşmamız bitmedi."
Akai sırıtarak Waner'e baktı.
"İşte merak ettiğin boktan abim bu"
Daha sonra Waner'in kaşlarını catmasını ve Akai'nin önünde koruyucu bir şekilde durmasını izledi.
Waner başta kıza yüzde yüz inanmasa da bu adamın kardeşine bakışında en ufak bir sevgi göremedi. Daha çok düşmanına bakar gibi bakıyordu.
Bu yüzden kıza biraz acıdı bile. Ne büyük talihsizlik onu terk eden bir dede ve önemsemeyen bir abi. Yetim bir kız için zor olmalı. Kendi kardeşini düşününce daha kararlı bir şekilde korumaya çalıştı.
"Kardeşin bir tehlikeyle karşılaştıktan sonra en azından teselli etmelisin teselli bile edemiyorsan kendini sakinleştirmesi için zaman tanımalısın"
Akai içten içe tezahürat etti. Mutluluktan gözleri yaşlı bir şekilde
"Harikasın Waner böyle devam et"
Bu durumdan kurtulma şansını Waner tarafından elde edeceğini bilmiyordu.
Gerçekten cennet onu terk etmemiş olmalı.