Kahir sonunda ihtiyarında araya girmesi ile %50 aldı geri kalan %20 Akai'ye ait olacaktı. Kalan %30 'luk dilimde ise herkes %10 pay alacaktı. Akai'nin payı %10 fazla olmasının tek sebebi bilgiyi paylaşmasından kaynaklıydı.
Durum hoşuna gitmese de katlanmak zorunda kaldı. Üstelik henüz tekrar sorgulanmamıştı. Bu sorgulanmayı biraz daha geciktirecekse razı olacaktı.
Neden oyunu oynarken baş kahramanın bu kadar cimri olduğunu fark etmemişti?
Neyse ki asıl istediği şey Nulla'ydı. Kahraman eğer geçmiş hayatını hatırlıyorsa bu Akai'ye göre %80 doğruydu. Nulla'yı öldürmeye çalışacaktır. Bunun önüne geçmek için ya bu oluşturduğu gruptan uzaklaşmalı yada bir şekilde Kahir'i ikna etmeliydi.
Waner ve Amor'dan uzaklaşma düşüncesi kalbini yaktı. Elde edeceği faydaları öylece kahramana vermek bir şekilde kendisini soyan soyguncuya boyun eğmiş gibi hissettiriyordu.
Bir sebepten oyunun kahramanı onun kötü adamı olmuştu.
Gece yolda araba ile gitmek ölü yürüyenlerin dikkatini çekeceği için kalacak bir yer aradılar. Ölü yürüyenler hareketleri yavaş olsa da gece bir şekilde güclendirme edinmişler gibi her sese karşı uyanık olarak toplanıyordu. Eğer çocuk ölü yürüyenler gibi bir kaç daha evrimleşmiş toplanıp gece seyahat ederken onu sıkıştırırlarsa bu sefer Akai kendinden vazgeçti Kahir'in şuan ki gücü ile bile tehlikeye gireceğine emindi.
Diğerlerini çoktan ölü gibi görmüştü.
Küçük bir köye geldiklerinde Akai arabadan ilk inen oldu oyunda bu köyde bir sandık bulmuştu. Çok fazla şey olmasa da yine de elinde bir kaç savunacak eşya olması iyi olurdu.
Cüceye bilekliğini yaptırmış bu yüzden büyü küresi ve deyneği konusunda bir şey yapamamıştı. Elinde ki hançer kullanılmaktan ölü yürüyen kanı yüzünden körleşmeye başlamıştı. Ölü yürüyenlerin kanı silehlar üzerinde aşındırma etkisi vardı. Akai'nin gözleri tekrar Kahir'in belinde ki kılıca kaydı. Bu cücelerin yaptığı silahları kapsamıyordu.
'Ben kuzeyi alıyorum diğer yönleri de aranızda paylaşın köyü önce temizleyelim.'
Amber korku ile abisinin arkasına saklandı.
O da mı ölü yürüyen temizleyecekti. Onlara saldırmak bir yana gördüğünde bacakları titriyordu.
Waner'in çağresiz bakışlarını görünce Akai iç çekti.
İyi zaten hazine sandığı aldığı için kötü hissedecekti en azından bu yardım vicdanını temizlerdi.
'Ben doğu tarafı ve güney tarafı temizlerim siz üçünüz batı tarafı alın.'
Elini kış kış der gibi salladı. Waner ihtiyar, Akai ve Abisi kadar güclü olmadığının farkındaydı eğer Amber ile bir bölge alsaydı ikisi birden ölmese de birinin yaralanması kaçınılmaz olacaktı. İhtiyarın gruplarına katılması ile biraz güvenlik duygusu edindi.
Kahir çoktan gruptan ayrılmıştı. Akai de Doğu tarafa yöneldi. Denk geldiği her Zombi de görevinde öldürmesi gereken zombi sayısını azaltıyordu.
Görev panasonu açmak için düşündü. Uzun süre bakmadığı için şartların bir kısmını unutmuştu sadece kahrolası kurtardığı her insana bir puan zarar edeceğini hatırladı. Şimdiden altı puan eksiye düşmüştü. Waner ve Amber ücer puandan altı puan kurtardığı için alacağı dört puana rağmen bu cebine girecekken ödeme gidiyordu. Yani zarar iki değil altı eğer puan ödemesine gerek kalamasaydı cebinde kalacak puanlardı.
Gardiyan Dybbuk'un Özel Senaryosu:
Görev(1): En az üç yerli insan kurtar ve güvenli bölgeye git.
Görev(2): On beş ölü gezen öldür. (15/14)
Görev(3): Güvenli bölgede söz hakkı sahibi ol.
Ödüller:15 ölü gezenden sonra öldürdüğü her ölü gezen için (+1 puan)
3 yerli insandan sonra kurtardığı her yerli insan için (+2 puan)
Güvenli bölgede söz hakkı sahibi olmak (yetenek şırıngası+1 Antivirüs+2 %60 virüs bulaşmış olana kadar etkili olur.)
A şehri güvenli bölgeye gidildiğinde (20 puan)
Akai şimdiye kadar on dört ölü gezen öldürdüğünü gördü. Evden sürünerek çıkmaya çalışan engelli ölü yürüyenin kafasını avluda bulduğu odun baltası ile kesti.
Sonunda on beş adet ölü gezen öldürmüştü. İki adet ölü gezen öldürdükten sonra her ölü gezende sonunda puan cebine girecekti. odanın içinde bir şey bulamayınca üst kata tahta merdivenlerden çıktı. Beklediği gibi ...
Yüzünde tatlı gülümseme ile hazine sandığına koştuğunda önünde bir engel çıktı.
'Senin kuzeye gitmen gerek miyor muydu?'
Yani baş kahraman bile olsa insan yalancıdır. Akai Kahir'in onu aldatacağını düşünmediği için rahat bir şekilde ortalıkta gezinmekten dolayı rahatsız oldu. Daha dikkatli olmalıydı.
'Bunun burada olacağını biliyor gibisin?'
Akai elbette biliyordu(!) yüzlerce kez bu sandığı almıştı tamam mı? Ancak şuan bu söylenemezdi.
'Ben buldum benimdir!'
İleriye atıldığında boynuna dayanan kılıcın keskin ucu ile frenlemek zorunda kaldı.
Neden ?
Neden karolası kahraman onun işini zorlaştırmak için buradaymış gibi hissediyordu?
'En son konuşmamız yarım kaldı'
Böyle sorgulanacağını bilseydi İhtiyar yerine Waner kardeşlerle kendi giderdi.
Akai yalandan öksürüp kılıcın üstünden parmakları ile itmeye çalıştı.
'Öncelikle konuşalım her seferinde boynuma kılıç tutulmasından hoşlanmıyorum.'
İki elini kaldırıp yavaşça uzaklaşmaya çalıştı ancak kılıç boynuna ince bir iz bırakmayı başardı. Kan kokusu ölü gezenleri çekerdi! Bu moron bunu bilerek yapıyordu.
Akai iç çekip aklına gelen şeyleri sıralamaya fırsat bulamadan zorladığı göz yaşlarını akıttı.
'Ben takipçi bir sapık değilim tamam mı? Senden hoşlanıp seni izlediysem ne var? Bu suç mu? Uzaktan sevmeyede mi iznim yok?'
Kahir ani gelen itirafla bir an sersemledi. Herşeyi düşünmüştü hatta onun gibi geri dönen olduğunu bile ancak takipci sapık bir kız mı?
Hayır bu numara olmalı ona yardım ederkenki sözleri tavrı hiçte seven birine benzemiyordu.
[Yalan saptama yeteneği etkinleştirildi]
Akai bildirimi duyduğunda beyaz bir yüzle içinden küfretti.
'Sıçtık!'
Kahir geldiğinden beri ilk kez gülümsedi. 'Bir daha söyle.'
Akai anlamamazlığa vererek gözlerini irice açtı.
'Neyi?'
Kahir kılıcının ucunu biraz daha ittirdiğinde Akai canı yanarak inledi.
'Seni pikopat ilk başta senden hoşlanmış senin için üzülmüş olsamda şuan sana karşı hiç bir şey hissetmiyorum!'
[Gerçek]
Kahir kaşlarını kaldırdı. Gerçekten sapık bir takipçi miydi?
'Benim hakkımda ki tüm şeyleri nereden biliyorsun'
Akai gerçeği çarpıtarak cevapladı.
'İzledim. Tüm hayatını izledim. Uzaktan! Seninle tanışmak imkansızdı'
çünkü o zamanlar sen sadece bir oyun karakteriydin ve ben oyunda eylemelerini ara monolog olarak izledim.
Cümlenin devamını içinden söyledi.
Bir kez daha yetenek cevap verdi.
[Gerçek]
Sistemin sesine alayla homurdandı tabi ki gerçek olacaktı. Eğer yalan saptama yeteneğini ilk söylediklerinde açmış olsaydı. Şimdi bu şekilde doğruları çarpıtamayacaktı.
Tüm şansı ilk yalanında yeteneğin aktif olmamasına dayanıyordu. Temel doğru yalan ise yalan üzerine örülmüş gerçekler asla yalan sayılmaz ancak doğruyuda söylemez. Kendine göre hoşlanmak ile aşk aynı şey değildi. Bu yüzden yetenek onu ona göre test ediyordu kendi doğrularına göre. Akai bir kedi ve köpekten hatta oyun karakterinden hoşlanabilir ancak aşık olamazdı.
'Tüm bu saçmalıkları nasıl önceden biliyorsun?'
İşte asıl onu korkutan soru buydu. Bilmiyorum derse yalan olacaktı. Biliyorum derse de nereden bildiğini açıklamak imkansızdı.
Hey koçum sen aslında bir oyun karakterisin.
Bunu kime söylese o kişi ona deliymiş gibi bakardı.