6

3354 Kelimeler
Duştan çıktıktan sonra Eflal anne sırtımdaki cam parçalarını temizlemek için banyoya geldi. Bornozumu çıkarmamak konusunda tereddüte düşsemde o beni kızı bellemişti. Yıllardır kimseye göstermediğim sırtımı yavaşça açtım ona, o benim annemdi. Anneler kızlarının her şeyini bilirdi değil mi? "Hi!" Eflal annenin ağzından şokla dökülmüştü bu yakarış. Sırtımı kapatıp anneme döndüm ve ellerini tuttum. "Anne nolur.. anlatma sakın kimseye, sorgulamayasın nolur." dedim ağlamaklı sesimle, Eflal annenin gözlerine yaşlar dolmuştu. "Kim yaptı sana bu zalimliği Mela?" dedi titreyen sesiyle. Gözlerimi yumdum sımsıkı. "Anne nolur.. ben senden başka kimseye gösteremedim bu izleri, yalvarırım söyleme kimseye. Sorgulama nolur.. ben unutmaya hatıramdan silmeye çalışıyorum o anları, kurbanın olayım tekrar yaşatma bana o anları." Eflal anne ağlamaya başlayıp beni kendisine çekti ve sarıldı. Şuan o kadar huzurlu hissediyordum ki kendimi, annem geliyordu aklıma. O da bana böyle sıcacık sarılırdı. Benden ayrılıp ıslak yanaklarımı sildi ve yüzümü avucunun içine aldı. "Derdini demezsen dermanını bulamazsın güzel kızım.. söyle yakmayasın içimi. Kim yaptı bu zulümü sana?" gözlerimi yere indirdim. "Ben hep.. kendi yaralarıma kendim derman oldum anne. Benim derdim beni yakar, nolur sorgulamayasın?" Eflal anne kaşlarını çattı, ilk defa bana böyle bakıyordu. "Sen demezsen bütün Mardin'i bütün her yeri ayağa kaldırıp kendim öğrenirim. Ben senin annenim, dertlerini paylaşacaksın elbette benimle." dudağımı dişledim. "Bir şey yapmayacaksın ama anne.. ben onların cezasını kestim zaten.. yalvarırım sende bir şey yapıp da Bora'ya yada bir başkasına duyurmayasın. Nolur anne.. bana tekrar hatırlatma o acıları." Eflal anne daha çok ağlayıp başta kabul etmesede ikna ettim onu. Eğer bir başkasına söylerse ölümü öp dedim emin olmak için. Bana kızsa da kıyamadı hiç, arkamı dönüp bornozumu çıkardım tamamen. Kollarımda ve ellerimde de vardı izler ama dikkatli bakmadığın sürece belli olmuyordu. Eflal anne iç çeke çeke ağlarken sırtımdaki cam izlerine pansuman yapmaya başladı. "Amcam.. sigara içerken yakaladı beni, yani sevmem sigarayı ama nefes alamıyordum onların konağında. Nefes alamayınca da içiyordum o zehiri, amcamın kızı ispiyonlardı beni, amcamda her yakaladığında işkence ederdi bana, kızgın demir çubuklarla yakardı vücudumu. Evdeki herkes de hoşnut olarak izlerlerdi bunu, onlara her baş kaldırdığımda sınırlarımı geçmelerine izin vermediğimde daha çok işkence gördüm dayak yedim. Tam 2 sene sürdü işkencem, daha sonra abim beni dedemin ve nenemin yanına bıraktı nefes alabilmem için. Orada bir daha asla sürmedim o zıkkımı ağzıma, zaten kokusu tadı bile midemi bulandırırdı. Ama bak buradayım şimdi, sen varsın abimler var kızlar var.. yaralarımı saracak bir annem bile var." Eflal anne daha fazla dayanamayarak yere çöktü, bornozumu giyip yanına çöktüm ve ellerini tuttum. "Üzmek için anlatmadım anne.. nolur ağlama." yanağımı okşadı. "Sen.. sen nasıl bir kızsın böyle küçüğüm.. nasıl bu kadar güçlü bir kızsın sen? Sen bize Allah'ın emanetisin, ve benim oğlum Allah'ın bize emanetinin sırtına yeni yaralar açtı." göz yaşlarını sildim ve elini öptüm. Ayağa kalkıp sırtımdaki yaraları sarıp bana son kez baktı ve çıktı banyodan. Gözlerini ateş bürümüştü sanki, öyle bir gidişi vardı ki.. sanki birazdan birisini öldürecekti. Koşa koşa odaya girip üzerimi giydim, saçlarımı taramıştım allahtan. Hızlıca saçlarımı gelişigüzel topuz yapıp odadan çıktım. Alt kattan sesler geliyordu, koşa koşa aşağı indim. Bora'nın çalışma odasındaydı herkes. "..O BİZE ALLAH'IN EMANETİYDİ BORA.. SENİN O EMANETE YARALAR AÇMAYA HAKKIN YOK!" Eflal anne oğluna bütün kinini bütün nefretini kusuyordu sanki. Korka korka odaya girdim, Eflal anne oğlunun yanağına okkalı bir tokat atmıştı. Sidar abi omzumdan tutup beni odadan çıkardı ve arka bahçeye doğru yürümeye başladık. Göz yaşlarım durmak bilmiyordu bir türlü.. ben.. oğluna cephe alması ya da ona kızması için anlatmamıştım ki onları Eflal anneye. "Nerede yaralar?" Sidar abiye baktım, gözlerim buğulu buğulu bakıyordu. Kafamı iki yana salladım. "Abi ben ona kızması için göstermedim anlatmadım yemin ederim.. kendisi sarılınca fark etti. Ben annesi ile onu neden düşman edeyim?" dedim titreyen sesimle. Sidar abi bana sıkıca sarıldı ve sırtımı okşadı yavaşça. "Bu konaktaki herkes senin iyi niyetli olduğunu biliyor Mela.. boşu boşuna kanıtlamaya çalışma kendini. Abim sen o namlunun ucuna geçip kendini onun için feda ettiğin için delirdi, ilk defa annemi öyle gördüm. Oğluna tokat atacak kadar çok mu kötü yaralar?" dudağımı ısırdım, kafamı iki yana salladım. "Özellikle yapmadı ki abi.. cama ateş edince.. patladı cam. Hem.. bende bastım damarına." Sidar abi güldü. "Küçük geline bak hele, hem kocasının damarına basıyor hemde kocasını savunuyor. Merak etme alacağım ben onun ateşini akşam, tabi sizin de izniniz olursa gelin hanım." Berfu Berat Dicle ve Halil abi yanımıza gelip oturdular. "Yenge şu sarmalardan yapar mısınız tekrar ya.. valla hamile kadınlar gibi aşermeye başladım." dedi Berat beni eğlendirmeye çalışarak. Diğerleride ona eşlik ediyolardı ama benim gülecek halim yoktu, eğer anlatmasaydım.. Eflal anne tokat atmayacaktı oğluna. Benim yüzümden olmuştu hepsi, daha konağa geleli 2 gün olmuştu ama ben şimdiden ortalığı karıştırmayı başarmıştım. Berivan hala ve kızı Evin yanımıza doğru geliyordu, Evin eliyle alkış tutarak tam kaşımızda durdu. "Valla bravo gelin hanım.. daha geleli 2 gün oldu ama maşallah ortalığı karıştırdınız hemen." Berivan hala ve Evin pis pis gülüyolardı. "Hala.. al kızını çık git odana. Kıracağım kalbinizi!" dedi Halil abi Halasına ve kuzenine bakarak. Berivan hala kaşlarını çattı. "Bir de bu kız için halana saygısızlık mı edeceksin Halil.. helal olsun kızım, nasıl yaptın bilmiyorum ama herkesi almışsın etkin altına parmağında..." "HALA.. LAFLARINA DİKKAT ET!" Sidar abi halasına öyle bir bağırmıştı ki.. ağlamam daha da arttı. Uğursuzdum bence ben.. ne mucizeydim ne de Allah'ın emaneti. Geldiğim gibi aileyi birbirine düşürmüştüm. Berivan hala ve Evin haklılardı. İkiside geldikleri gibi gittiler, beni başından beri sevmediklerini hissetmiştim zaten. "Boşuna suçlama kendini abim.. bizim evin normal hali bu. İki gün kaos çıkmasa birbirimizi darlarız, suçlamayasın sakın kendini." dedi Halil abi elini sırtıma koyarak. Halil abi elini kaldırınca kaşlarını çatarak eline baktı. "Bora mı yaptı bunu sana?" dedi sinirle ve ayağa kalktı. Herkes Halil abinin eline ve sırtıma bakıyordu, panikle ayağa kalkıp Halil abiye baktım. "Yok abi.. kazaydı." Halil abi içeriye gitti sinirle, Sidar abi de sırtıma dokunup kana baktı, sanırım çok fena kanıyordu çünkü ellerine bu kadar çok bulaşması imkansızdı. Sidar abi de aynı Halil abi gibi kaşlarını çatıp Berfu'ya baktı. "Doktoru çağır Berfu, Mela'nın sırtına baksınlar yengenizin yanından da ayrılmayın sakın." Berat da abilerinin arkasından gitmişti. Dicle ve Berfu ağlayarak bana sarıldılar. "Yemin ederim bir suçu yok abinizin.. Eflal anne yanlış anladı." bana saha çok sarıldılar. "Yapma yenge.. korumaya çalışma abimi. Onun ne kadar acımasız olduğunu en iyi biz biliriz." kızlardan ayrıldım. "Nolur çağırmayın doktor.. hasta olduğum için fazla kanıyor olmalı. Çok derin değil yemin ederim." kızlar beni pek dinleyecekmiş gibi değildi, beni odama çıkardılar. Eflal anne geldi koşa koşa. "İyi pansuman yapamamış mıyız güzel kızım? doktor gelsin en iyisini o yapar." benim itiraz etmeme fırsat kalmadan doktor girdi içeri. Eflal anne kızları odadan çıkarıp üzerimdeki tişörtü yukarı sıyırdı. Doktor erkekdi, Bora kızabilirdi. "Barış gözünü seveyim oğlum dediklerimi unutma. Kimse bilmeyecek burada olanları, bozuşuruz yoksa." adam güldü. Kumral saçları ve mavi gözleriyle buralı olmadığı belliydi, şiveside lazcaya kayıyordu biraz. "Merak etme Eflal ana, halledeceğum ben. Aramızda kalacak her şey." Eflal anne yavaşça sütyenimin kopçasını açtı, adamın kaşlarını çattığını görebiliyordum aynadan. "Dikiş atmam gerek, burada olacak iş değul.. hastaneye gelmesi gerek, uyuşturucu ilaç yok yanımda." kafamı iki yana salladım. "Sorun değil.. dayanabilirim." dedim, adam şaşkınca bana baktı. "Olmaz, dayanamazsun öyle minik bir şey atmayacağum. Çok kesilmiş." kafamı iki yana salladım. "Ben alışığım.. dayanabilirim." adam elini yara izlerime dokundurdu. "Bunlara mı dayandın?" cevap vermedim, konuşmak istemiyordum. Adam sıkıntılı bir nefes verip çantasından çıkardığı malzemelerle önce yaralarımı temizledi, batikon yaralarımı yakıyordu. İstemsizce acıyla inliyordum, besmele çekip dikiş iğnesini tenime batırdı. Dudaklarımı öyle bir ısırıyordum ki, patlayacaklardı birazdan. Ara ara acıyla inliyordum ama bu sadece Eflal anneyi daha çok ağlatıyordu. Eflal anne daha fazla dayanamayıp çıktı odadan, kapının önünde Berfu Dicle ve Berat bekliyordu. Kısacık bir an bakabilmişlerdi bana sadece. "Buralı mısın?" adam acımı unutmam için beni konuşturuyordu anlaşılan. "Malesef.. annem Trabzon'lu ama ona benzetirdi herkes beni. Ya sen?" güldü. "Bende Trabzon'luyum.. kan kanı çeker derlermiş.. sende bana yakın hissettiğim bir şeyler vardı zaten. Nerede annen ve baban?" burukça güldüm. "Gökyüzündeler.. Trabzon'a gidersen.. onlara en yüksek tepeye çıkıp onları çok sevdiğimi söyler misin?" bana baktı aynadan. "Ben.. özür dilerim.. bilmiyordum." kafamı iki yana sallayıp acıyla inledim. "Sorun değil, alıştım ben." "Kaç senedir alışıksın?" aynadan ona baktım. "5 sene" dedim yüzümü buruşturarak. "Kaç yaşındasın ki sen.. daha çok küçük görünüyorsun." ortamdaki hüzünlü havayı dağıtmak için güldüm. "Kaç gösteriyorum?" o da güldü. "17-18" kafamla onayladım onu. "Nasıl oldu bu izler? Bora abi mi yaptı?" kafamı iki yana salladım. "Buraya gelmeden önceki hayatım pek içler açıcı değildi." sanırım işini bitirmişti, yavaşça yara izlerime dokundu. "Yurt dışında yara izlerini geçirmesi için bir krem üretiliyor şuan.. senin için takip ederim mutlaka. Eğer krem piyasaya çıkarılırsa alıp getiririm sana." dikişleri kapatıp ayağa kalktı. Sütyenimin kopçasını bağlayıp tişörtümü düzelttim. "Teşekkür ederim Barış" gülümseyip elimi uzattım. Elimi tuttu. "Rica ederim..." ismimi söylemem için susmuştu. "Mela" dedim, gülümsedi. "Demek gözlerini adından alıyorsun. İstediğin zaman hastaneye yanıma gelebilirsin. Sadece hastalık için değil.. dertleşmek için bile gelebilirsin. Bu izler anlattıkların.. hepsi aramızda kalıcak merak etme sakın." karşımdaki adama gülümseyip tam odadan çıkacakken kapı açıldı birden. Bora sinirle bir bana bir de yanımdaki adama bakıyordu. "Berfu.. Dicle.. neden Mela'nın yanında değilsiniz!" dedi Bora kapının dışında bizi bekleyen kızlara. Berfu ve Dicle kapı ağzında ellerini önünde birleştirmiş yere bakıyolardı. "Anam girmeyin dedi abi." Bora sinirle elini saçlarına geçirdi. "Berat yolcu et Barış'ı" sinirine hakim olmaya çalışıyor gibiydi. Barış odadan çıkıp giderken bende peşinden gidiyordum ki Bora gitmemem için kapattı kapıyı. "Sırtını aç" dedi sakin bir sesle. Yapamazdım, kafamı iki yana salladım. "Bora.. bak ben yemin ederim Eflal anneye özellikle göstermedim. Bana sarılınca fark etti, ben sizin kavga etmeniz birbirinize düşmeniz için izin vermedim sırtıma bakmasına." Bora gözlerime bakıyordu, sanki bir şeyleri anlamaya çalışıyor gözlerimde bir şeyler arıyormuş gibiydi. "Sırtını aç bana Mela.. ikiletme beni" dudağımı dişledim. "Eserini merak mı ediyorsun sahiden Bora, merak etme ben bile beğendim.. başarılı bir çalışma olmuş ama bana özel bir şey bu." afallayarak bana baktı. Bir şey demesine fırsat vermeden kapıyı açtım ve çıktım odadan. Bora sırtıma açtığı yaraları görmeyi hak etmiyordu, onu asla affetmeyecektim. Bora da Cewat ve Azad Kozan gibi zalimdi ama ona bir ceza kesmeyecektim. Ben alışmıştım, sadece ailemin intikamını alacak ve sonrasına bakacaktım. Mutfağa inip akşam yemeği için hazırlıklara yardım etmeye başladım. Evdeki herkes dinlenmem için ısrar edip beni azarlasa da istemiyordum. Eğer dinlenirsem düşünürdüm ve düşünürsem delirirdim. Masayı kurduktan sonra bütün aile üyeleri masaya oturdu, bende birbirimizden ölesiye nefret ettiğim kocamın yanına oturdum. Yanımda olması bile beni son derece geriyordu, hep birlikte yemeklerimizi yemeye başladık. Eflal annenin gözü sürekli üzerimizdeydi. "Abi ne zaman gelecek misafirlerin.. ona göre hazırlıklara başlayacağız." dedi Dicle Bora'ya bakarak. Bora cevap verme gereksinimi duymadı, bu yaptığı çok ayıptı. "10 gün sonra gelecekler heralde yenge" dedi Berat abisinin yerine. Dicle biraz bozulsa da bozuntuya vermedi. "Hallettin mi holdingteki köstebeği Bora?" dedi Mirza amca ama Bora sanki bambaşka bir alemdeydi de duymuyordu bizi. Yavaşça kolumla dürttüm Bora'yı bana baktı anlamayarak, Mirza amcayı gösterdim gözlerimle. Bora amcasına döndü. "Noldu amca?" herkes şaşkınca Bora'ya bakıyordu, demek Dicle'ye keyfi cevap vermemezlik yapmamıştı. Başka şeyler düşünüyordu, sevdiği kadını düşünüyordu kesin. Bazen düşündükçe benimde canım yanıyordu, babamın durumunu yaşıyordu bir nevi ve ben.. Baran'ın annesi konumundaydım şuan. Kahretsin.. bunun farkına henüz yeni varıyordum. Bizim onlardan tek farkımız bizim resmi nikah ile evli olmamızdı. Mideme giren krampla zaten zar zor yediğim çorbamı bıraktım ve bir bardak su içtim. Baran'ın ahını mı almıştım acaba yada annesinin, o kadının yaşadıklarını yaşamak istemiyordum. Bora.. eğer bizim bir çocuğumuz olursa.. bizi arkasında bırakıp sevdiği kadına gider miydi? Bora'dan bir çocuk yapmak istemiyorduma ama.. bu topraklarda bebek çok önemliydi. Hissettiğim mide krampı artarken izin isteyip masadan kalktım ve yukarı odaya çıktım koşa koşa.. banyoya zar zor yetişip klozete midemdeki safra sıvısını ve birkaç lokma şeyi çıkardım. Ellerim vücudum zangır zangır titriyordu.. Allah kahretsin ben nasıl düşünememiştim bu ihtimali. Saçlarımda hissettiğim bir el saçlarımı ensemde topladı, üç günde kokusunu ezberlediğim adamdı bu. Beni böyle görmesini istemediğim için sifona basıp bana uzattığı peçeteyi aldım ve ağzımı sildim. O iğrenç kusmuk tadı daha çok midemi bulandırıyordu. Ağzımı suyla çalkalayıp diş fırçamı çıkardım ve bol bol mentollü diş macunu sıkıp dişlerimi ve ağzımın içlerini fırçalamaya başladım. "Hiçbir şey yemediğin halde nasıl kusabiliyorsun." dedi ağzının içinde homurdanarak ama banyoda sadece ikisi olduğu için kolaylıkla duyabilmişti onu Mela. "İyi misin?" ona cevap vermeyi reddediyordu beynim. Ağzımdaki o iğrenç tattan kurtulup kuruladıktan sonra banyo dolabındaki temizlik malzemelerini çıkardım ve klozetin içini ve lavaboyu temizledim. O iğrenç koku hala beynimin içindeydi. "Mela.. konuşalım mı biraz?" dedi Bora ama onu umursamadan banyodan çıktım ve aşağıya indim. Masadakilere çok ayıp olmuştu, ben gittiğimde masa toplanıyordu. Eflal anne iyi olup olmadığımı sormuştu ama gayet iyiydim. Düşünmemem gerekiyordu, o ihtimali unutmam ve kendime bir kaçış yolu bulmam gerekiyordu. Çaylar içilip meyveler yendikten sonra herkes odasına çekildi, Bora dün geceden beri uyumadığı için hemen uyur diye düşünüyordum. Odaya girer girmez pijamalarımı aldım ve banyoya ilerleyip üzerimi değiştirdi, bende uyumak istiyordum bir an önce ama biraz nefes almam gerekiyordu. Çantamdaki sigara paketini alıp balkona çıktım, tam sigaramı yakacakken Bora sigarayı dudaklarımın arasından alıp parçaladı ve aşağı fırlattı. "Napıyorsun sen!?" dedi sinirle, aptal bir sigara onu bu kadar öfkelendirmemeliydi. "Sigaramı içeceğim, ha yok benim karım sigara içemez yok izin vermem diyeceksen boşuna uğraşma Bora Karahan." gözlerini kısıp yanıma oturdu ve sigara paketimi elimden aldı, içinden çıkardığı dalı dudakları arasına götürüp yaktı ve sigarasını eline alıp dudaklarımın arasına koydu. Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim hiç, şaşkınca ona bakıyordum hala. Bir dal daha çıkarıp dudaklarının arasına götürdü ve yaktı. İkimizde ne konuşuyor ne de birbirimize bakıyorduk. Sadece gökyüzünü izliyorduk, yani o bilmiyordu tabi ama.. ben anneme ve babama bakıyordum. Gülümsedim.. babamın sigarayla karışık bergamotla karışık sedir ağacı kokusu geliyordu burnuma. Bora'nın parfümüde babamınki ile aynı olmalıydı ama onunki daha güzeldi, her parfüm her tende farklı dururdu çünkü herkesin bir ten kokusu vardı. Bora'nın kokusu babamı hatırlatıyordu bana. "Parfümünde bergamot sedir ağacı ve laden mi var?" dedim gözlerimi kapatarak. Bana baktığını anlayabiliyordum ama ben ona bakmıyordum. "Babam gibi kokuyorsun, sadece ten kokularınız parfüme ayrı bir imza katmış." bir şey demedi, üşümeye başlayınca gözlerimi açıp ayağa kalktım ve yatağa girip gözlerimi kapadım. Uyumam çok uzun sürmemişti, günün yorgunluğu vardı zaten üzerimde. -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sabah parçalara ayırdığı kızın arkasından bakakaldı Bora Karahan.. onu babasının kokusuna benzetmişti. Bora Mela'nın kokusunu çekmişti içine.. o gözlerini kapattığında. İlk gördüğünde bile aklını başından alan o bakışları güzelliği kokusu.. odanın her köşesinde onun kokusu geliyordu burnuna ve bu nedensizce hoş ediyordu onu. Amber ve yasemin kokusu evin her bir köşesine sinmişti aslında ama en çok odalarına sinmişti. Bora o odadan çıktıktan sonra yastıkları değiştirmişti gizlice.. genç kızın kokusu onu huzurlu hissettiriyordu nedensizce. İlk karşılaşmalarını düşündü Bora.. aslında onu ilk Mardin'de arka sokakların birisinde ağlarken görmüştü. Bir derdi olduğunu anlamıştı Bora ama işi olduğu için pek duramamıştı orada.. gözleri dikkatini çekmişti ilk önce.. bu toprakların savan renklerine boğucu rengine inat gözleri yemyeşildi. Normal bir renk değildi bu.. Bora'nın hayatında hiç görmediği bir yeşil tonuydu. Sarı saçları kırmızı dudakları bembeyaz narin teniyle buralara ait olmadığını kanıtlıyordu. Çaresizce başını geriye yaslayıp göz yaşlarının yanaklarından aşağı süzülmesine izin vermişti genç kız.. herkesin efsaneden ibaret olduğunu düşündükleri kız olmalıydı bu, dedikleri gibi çok güzeldi. İnsan bakmaya bile kıyamazdı onu, genç kadının gözleri genç adamın gözleri ile buluştuğunda büyük bir şimşek çaktı. Yaz aylarının ortasında olmalarına rağmen öyle bir bastırmıştı ki yağmur.. sanki kızın derdine ağlıyor gibilerdi onlar. Genç kız ayağa kalkıp kollarını iki yana açmıştı, kahkaha atıp etrafında dönüyordu. "Biliyordum beni duyduğunuzu..." kızın kiminle konuştuğunu anlayamayan Bora erkek kardeşinin onu dürtmesiyle ona döndü sinirle ve kızı görmemesi için kolundan çekiştirip arabaya bindirmişti onu. Aklı hala genç kızdaydı Bora'nın ama.. o kız o kadar masumdu ki.. Bora'nın zulümüne acımasızlığına dayanamazdı. Bora hayalini bile kurmamıştı bunun çünkü ihtimal bile vermemişti. O masum kız onun gibi kalpsiz ve psikopat bir adamla birlikte olma ihtimali yoktu. O Bora ile olmayı hak etmezdi çünkü.. o daha mutlu olabileceği bir adamla birlikte olmalıydı. Mardin'in onu konuşması normaldi, gerçekten efsanelere konu olacak kadar güzel bir kızdı çünkü. Kimseye bakmayan herkesin iddiaya girdiği kadın ona bakması Bora'yı istemsizce güldürmüştü. Kim bilir belki yine denk düşerlerdi. Bora o günden sonra o genç kızı bir daha hiç göremedi, bazen istemesede gidiyordu o sokağa ama genç kızı bir daha ne gören ne de duyan olmuştu. Bora bile o gün gördüklerini bir hayal olduğunu düşünmeye başlamıştı, Mardin topraklarında bu kadar güzel bir kızın ne işi olabilirdi ki zaten? Bora o gün kız kardeşini kaçıran herifi öldürmeye gittiğinde bir mucize gerçekleşmişti.. o peri kızı.. tam karşısındaydı. O gün yaşadıklarının hayal olmadığını öğrenen adamın keyfi yerine gelmişti, üstelik oraya adam öldürmeye gitmişken. Daha sonra o peri kızının Baran şerefsizinin kardeşi olduğunu öğrenince daha da çok şaşırmıştım. Kaşlarını çatıp babası hakkında kötü söz söyletmeyen kadın, sinirlenmeyi bile beceremiyordu çünkü çok masumdu. Bora o gün anlamıştı o kızın kaderi olduğunu, yıllar önce onun gibi bir adamı bu masum peri kızına yakıştırmayan adam ertesi gün evlenecekti onunla. İçinde tuhaf bir his oluşmuştu, babasına verdiği sözü tutacak ve berdeli kabul edecekti elbette, normalde asla kabul etmezdi böyle bir şeyi ama.. belki de peri kızıyla evlenmek için bir bahane bulmuştu kendine. O gün yasakladı onu kalbine, Bora onu sevmeyi hak etmiyordu çünkü. Onun o masum haline kıymayacaktı, çünkü eğer kıyarsa.. Bora onu kalbine alırsa o küçük masum kızın hayatını mahfederdi. Bora'nın hayatı tehlikeliydi, ters bir adamdı Bora, herkes ondan çekinirdi. Fazla konuşmaz, dik kafalıydı da yani eğer o peri kızını alırsa kalbine onu üzerdi canını yakardı. O mutlu olmayı hak ediyordu, Bora ile mutsuz olmayı değil. Bora hayatı boyunca insanları hep uzak tutmuştu kendinden ondan nefret etmelerini istemişti. Çünkü sevgi denen aptal duygunun tehlikesinin farkındaydı, sevgi insana her şeyi yaptırabilirdi. Bunu en iyi kardeşinde görmüştü, hala canı yanıyordu. Bugün annesinin tokadıyla kendisine gelmişti Bora, hayatında ilk defa annesinden tokat yemişti ve sonuna kadar hak etmişti bunu. Bora Mela'ya bakmaya bile kıyamazken, onu kalbime alacağım diye aklı çıkarken aptal hırsı ve siniri yüzünden cama ateş etmişti ama aklının ucundan bile geçmemişti ona isabet edeceği. Annesi ona tokat attığında öğrenmişti o da ve ondan özür dileyeceği sırada Mela'nın annesine bilerek söylemediğini onları birbirine düşürmek için yapmadığını söylerken ilk günden beri anlayamadığı tuhaf yanıyla karşılaşmıştı yine afallamıştı. Mela'nın yaşadıklarını az çok biliyordu ama ne zaman ne yapacağını ne hissedeceğini kestiremiyordu. Bora etrafındaki insanları kolayca çözerdi ama Mela.. bir ona çalışmıyordu kafası. Bugün o yakışıklı herifle onu odada tek başınca görünce sinirlerine zar zor hakim olmuş ve adamı üstü kapalı kovmuştu evden. Bora'nın bilerek yaptığını düşünüyordu Mela ama o o anki öfkesiyle akıl bile edememişti bunu. Dün gözünü bile kırpmadan Baran Kozan'ın bana doğrulttuğu namlunun ucuna geçmişti Mela. Bora'nın aklı çıkıcaktı ona bir şey olucak diye ama en çok da canını hiçe saymadan kendini tehlikeye atması delirtmişti Bora'yı. Ama genç kadın Bora'yı anlamayıp onun sadece gururu yüzünden ona kızdığını sanmıştı. Mela'ya bir şey olmasından korkuyordu. İlk defa korkuyordu Bora Karahan. Koskoca Karahan aşiretinin ağası Bora Karahan.. herkesin saygı duyduğu deli gibi korktuğu herkesin korkulu rüyası Bora Karahan.. küçücük bir kızın kılına zarar gelecek diye korkuyordu. Akıl sır erdiremiyordu Bora bu duruma. Genç adam oturduğu koltuktan kalkıp içeri girdi ve balkonun kapısını kapadı. Normalde hiç sevmezdi üzerinde bir tişörtle veya başka bir şeyle uyumayı ama bu peri kızınada kıyamıyordu. Tanımıyordu bile onu.. Bora ilk günden geceden gerdeğe de girmeyecekti aslında ama bu kızı öyle bir tembihlemişlerdi ki. Korkusunu saklamaya çalışsa da beceremiyordu, daha sonra özel gününde olduğunu söylemişti. Yalan söyleyecek değildi, nedense inanıyordu ona ama bu onun umurunda bile değildi çünkü peri kızının hazır olmasını ve.. onun kendi rızasıyla gelmesini istiyordu. Belki onu kalbine alamazdı ama.. bu peri kızına güzel bir hayat verebilirdi. O gün yağmurun altında hüngür hüngür ağlarken bile ona yardım etmek için yanıp tutuşuyordu ama işi vardı. İlk kez o gün istemeye istemeye gitmişti hesap kesmeye. Yatağa giren genç adam kenardaki lambayı açıp yanıbaşında uyuyan peri kızına baktı. Bir kadın uyurken bile güzel olabilir miydi diye merak ediyordu? Dolgun kırmızı dudakları minicik burnu yeşilin bambaşka tonu gözleri sarı saçları onda en ufak bir kusur arıyordu ama bulamıyordu. Yaralarını sarmak istemişti, ondan özür dilemek istemişti genç kadın izin vermemişti buna. Bora yavaşça uzattığı elini kızın pamuk yanağına dokundurdu. İstemsizce gülümsedi ve parmak uçlarını kızın dudaklarına götürdü. Sanki dokunsa kırılacak gibi dokunmaya bile çekiniyordu ona. Genç kadın gülümseyip avucunun içindeki bilekliğinden sarkan minik ateş böceği parlayan charmı sıktı. Ne yaşamıştı da kendini saklamaya çalışıyordu bu kadar? Ev halkının Oxford'u kazandığını öğrenmesi bile rahatsız ediyordu onu, övünmek istemiyordu asla. Bora çıldırmamak için zor tutuyordu kendini, anlamak istiyordu bu peri kızını. Derin bir iç çekip kafasını yastığına koydu ve yanıbaşındaki peri kızının kokusunu içine çekti. Kokusu sinmişti yastığa, çok.. çok güzel kokuyordu. Bora istemsizce gülüp uykuya teslim etti kendini.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE