Yüzükler Sevgi teyzenin tabiriyle, oldu bittiye getirilerek takılırken herkes baklava yerine pasta yemeye başlamıştı.
Her şey durağanlaşmıştı, geç olmuştu saat.
"Kanka neden bu kadar geç kaldınız?"
Can büyük balo salonunun bar kısmına gittiği için rahatça bu konuyu konuşabiliyorduk.
"Boynuzlarımı cilalayıp paramparça olan hayallerimin arkasından sigara içiyordum aşko."
Kaşları havalanırken
"Kızım." diye ince bir ses duyuldu. Sevgi teyzeydi.
Kendimi hemen toparlayıp gülümseyerek ona baktım.
"Efendim Sevgi teyze."
"Bana anne de kızım."
Ne kadar içten ve şefkatle söylemiş olsa da canım acımıştı.
İç ses yapma diyordu. Yapma. İçten olduğunu düşündüğüm bir gülümsemeyle ona baktım.
Anne diyemezdim ama söylemek zorundaydım. Mutlu olabilmesi için.
"Efendim Sevgi anne." Gül eminim şaşkındı.
Sevgi teyze kocaman gülümsedi. Ne için burada olduğumu bilse yine öyle güler miydi acaba?
"Kızım biz gidiyoruz. Gitmeden önce bunu vermek istemiştim."
Elindeki lacivert kadife kutuyla beni şaşırttı. Zaten nişan başladı başlayalı bir sürü pahalı mücevher almıştım. Kadife kutuyu açtı ve pırlanta bilekliği elime zarifçe taktı.
Dudaklarımı ısırarak, mahçup bir ifadeyle baktım yüzüne.
Kocaman gülümsedi tekrardan.
"Allaha emanetsin kızım."
"Sende Sevgi tey... anne."
Sevgi teyzenin bakışıyla, hemen teyze lafını değiştirip anne demiştim.
Yanındaki adama gidelim dedi ardından yanımdan uzaklaştı.
Yaşlı jenerasyon dağıldığında ise saat neredeyse on ikiye geliyordu. Sadece Devrim'in arkadaşları, ve bizimkiler kalmıştı.
"Kanka boynuzlarımı cilalıyordum dedin en son, Sevgi teyze geldi diye konuşamadık. Söylesene."
Gül'e döndüm ve her şeyi anlatmaya başlamıştım. Gül kaşlarını çatarak karşıda gülen Devrim'e baktı.
Ardından bakışları Bir yere takıldı. Bende baktığı yere baktım.
O gelmişti. O. Ahu. Devrim'in hareketlerini incelemeye başladım.
Ahu'yu farkettiğinde gülümseyişi genişledi. Ama bana güldüğü gibi değildi.
Ya da ben öyle görmek istiyordum. Bakışların hepsi ona takıldı. Fısıldaşmalar başladı.
"Bu o."
Gül dediğimi anlamış gibi, ok gibi bakışlarını ona fırlattı.
Umrumda değilmiş gibi telefonumu elime aldım.
Şimdi ne kadar medeni falan olduğumu düşünüyorlardı muhtemelen herkes.
Ama konuyu bilmiyorlardı. O benim sahte nişanlımdı. Gerçi sahte bile olsa içim içimi yiyordu ama olsundu.
Devrim resmiyetle elini sıksada Ahu arzuyla bakıyordu ona. Tam bir sinsi kadın.
Birde güzel olması yetmiyormuş gibi uzundu. Allahım neden ben kısayım ya? Neden, neden?
Can masaya oturduğunda kaşları çatıktı. Hazırlıksız yakalandığımiz için ikimizde irkilmiştik Gül'le.
Gül de keskin bir şekilde onu kesiyordu, onun beni kestiği gibi. Can'ın bakışları da oraya dönmüştü artık.
Ayağımla Gül'ü tekmeledim uyarmak amacıyla. Gözlerini sertçe bana çevirdi. Bakma dercesine ters bir şekilde gözlerine diktim.
Önüne döndü. Memnuniyetsiz görünüyordu yüzü. Konuşmamız yarım kalmıştı. Can ikimize sorgularcasina bakıyordu.
Gül'e kaş göz işareti yapıp "Can ben lavaboya gideceğim."
Can kafasını sallarken Gül'ün elinden tuttum.
"O nereye gidiyor?"
Can'a göz devirip "O da bana yardım edecek."
Dedi. Pislikçe sırıttı ama bir şey demedi. Benim niye fesat düşünceli arkadaşlarım var ya hep?
Lavaboya girdiğimizde bomboş olduğu için dua ettim. Bomboştu.
Kalçamı mermere sabitleyip Gül'e baktım.
"Kanka o şıllık nasıl bakıyordu, gördün mü?"
"Kanka kötü laf söyleme ya. Sonuçta Devrim'in sevgilisi." Dedim düşünceli bir tavırla.
Bu halime inanamaz gözlerle bakmıştı. Pollyannacılık bana göre değildi ama ne yapayım?
Devrim'le tanıştıktan sonra düşünceli biri olmaya başlamıştım.
Bu halimi hiç sevmemiştim. Sevmeyecektimde zaten. Konuşmama devam ettim.
"Gül Ahu'ya öyle bakma. Altı ay sonra bu hayattan gitmiş olacağız. Adımızı bile hatırlamayacaklar. Bize bilenmeden kurtulalım bu girdiğim b*k çukurundan."
Gül'ün omuzları düştü.
"Aslında ne var biliyor musun kanka? Sen Devrim'le daha çok yakışıyorsun."
Sadece kankası olduğum için bunu söylediğinin bilincindeydim. Hiç inanmamış gibi baktım yüzüne ama Gül baya ciddi gibi duruyordu.
Tam itiraz edecektim ki bir anda kapı hışımla açıldı. İçeriye Ahu girmişti.
Yüzü öfke barındırıyordu. Bana döndü.
"Saçma sapan hayaller kurma Elçin Korkmaz, Devrim benim. Bana ait. Bu nişanlılık oyununu gerçek sanmaya kalkma."
Gül'ün söylediklerini duymuştu. Lanet olsun ya Devrim'e söylerse ve Devrim benim ondan hoşlandığımı falan zannederse?
Hoşlandığım insan olsa ve onu sevdiğimi yaymaya çalışsam böyle olmazdı. İstemiyorum ya başıma geliyor.
"Öyle bir niyetim yok."
Kaşlarını çattı. "Olmasın zaten."
Sakin Elçin. Hayır sen bu sarı yellozu asla yolmak istemiyorsun. Hayır, hayır. Bu zihninin sana oynadığı büyük bir oyun.
Kıvırtarak lavabodan çıktı. Yumruklarımı sıktım. Neden yolamıyordum ki onu?
Birkaç dakika bekledikten sonra içeriye girmeye karar verdik.
İçimden bir Pepee şarkısı tutturmuştum. Sakin olmalıydım. İçeriye girdiğimizde yuvarlak oluşturulmuş bir kalabalıkla karşı karşıya geldik.
İkimizinde kaşları çatıldı. İpeğin olduğu tarafa yaklaşıp omzuna dokundum.
İpek bana döndü. "Ne oluyor İpek?"
"Elçin Can birkaç adamla yaka yakaya. Kavga ediyorlar."Diyip görebilmemiz için yer açtı.
Cidden yaka yakayaydilar. Birbirlerine sert yumruklar atıyorlardı.
Gül'le birbirimize baktık. Ve içimizden bir, iki ve üç diye sayıp yüksek sesle Allah Allah Allaaahhh diye bağırarak ayakkabılarımızı çıkararak kavganın ortasına daldık.
Biz buradayken, bizden birinin bu durumda yalnız kalmasına asla müsade edemezdik.
Adamlar ne kadar iri olursa olsunlar. Ya birlikte dövülecektik ya da birlikte kazanacaktık.
Nidalarimızdan dolayı adamların dikkati dağılmıştı. Yerde sürünen elbisemi yukarı kaldırıp sarışın olan adamın üzerine uçtum.
Adam Can'dan uzaklaştığında ise kafamı gömdüm.
Gül'de diğer adama yumruk atmaya başlamıştı. Can'da diğer iki adamı dövüyordu.
Sarışın adamın kordinasyonu iyiydi ama bu yere kapaklanmasina engel olmamıştı.
Adam yere düştüğünde bir tekme savurup, Can'ın dövdüğü iki adamdan birini aldım. Adam bana yumruk savurdu.
La insan kadın diye vurmaz hıyar. Erkekliği sana ben mi öğreteceğim?
Adam sırıtarak beni tek hamlede yere savurdu.
Sen mi beni yere savurdun laan?
Üstün körü kalabalığa baktım. Hepsi hayretle bize bakıyorlardı. Ama Devrim'in yüz ifadesi beni güldürmüştü. Hele ki Ahu yılanının.
Neyse diyerek yerimden hızla kalkıp, koştur koştur masalara yaklaşarak, sandalyeyi kaptığim gibi onlara koşup arkası dönen adamın kafasına geçirdim.