Hızla sarıldım ona. O da sımsıkı sarılmıştı bana, sahiplenir gibi.
Ronaldinho mahallede hepimizin abisiydi. Ama en çokta bana ve Gül'e abilik yapmıştı.
Çünkü biz öksüzdük. Gül abisinin piyonu olmuştu. Bende kardeşimin oyuncağı. Oradan oraya savrulurken Can elimizden tutmuştu bizim.
Ronaldinho aslında mahallemizin tek üniversite okuyan erkeğiydi.
Fakat tıp bölümünü kazanıp mezun olmasına rağmen, içindeki o futbol aşkını dindiremeyip doktorluk mesleğini yapmayı bırakarak bizim mahallenin alt yapısında top koşturmaya başlamıştı.
Gül'ün abisi Can'ı hiç sevmezdi. Çünkü insanlar kendilerine yakın olan insanları severlerdi.
Can'ın Erol'u sevmesi için onun gibi adam olması gerekiyordu. Ne yazık ki değil adam, insan bile değildi.
"Çok güzel olmuşsun güzelim."
Gülümserken benden ayrılıp omuzlarıma ellerini yerleştirerek beni yukarıdan aşağıya süzdü.
Bu süreç kısa sürmüştü. Çünkü lanet olsun kısaydım. Kötü espriydi biliyorum.
Aslında boyumla ilgili bir takıntım gerçekten yoktu fakat etrafımda çok fazla uzun insan olduğu için bir yerden sonra can sıkıcı bir hal alıyordu bu durum.
"Teşekkür ederim sende çok yakışıklı olmuşsun."
Dedim giydiği takım elbiseyi kastederek. Gülümseyip
"Ama sende bir şey eksik gibi duruyor."
Kaşlarımı çatıp aynaya döndüm. Ne eksiğim olabilirdi ki? Can'a tekrar gördüğümde elinde kocaman kadife bir kutuya bana sırıtıyordu.
Hadi canım. Kapağı açtığımda ağzım açık kalmıştı.
Size söylemeyi unuttum kendisi zengin bir ailenin çocuğuydu fakat babası Can'ın doktorluk yapmayacağım öğrenince onu tüm mallarından afaroz etmişti. O da elindeki parayla bizim mahallemizdeki evi bulabilmişti sadece, biz öyle tanışmıştık bu gencoyla.
Sonra Can'ın annesi Vildan teyze Can'a yardım etmeye kalkmıştı ama biz ona o bize o kadar alışmıştı ki bırakmamıştı bizi.
"Amaa bu......"
"Annemin nişan hediyesi. Kızıma mutluluklar dile dedi."
Kocaman gülümsedim. Yerim seni be Vildan teyzem.
Arkama geçip o kolyeyi boynuma takmaya başlarken ense kökümde nefesini hissediyordum.
Fısıltıyla konuşmaya başladı. "Nasıl geliştiğini anlatacak mısın bu nişan işini güzelim? Burnuma kötü şeyler geliyor da."
Zeki bir adamdı Can. Bir şeyler döndüğünü kesinlikle anlamıştı fakat benim söylememi bekliyor gibiydi.
Dudaklarımı ısırdım. Ne yalan söyleyecektim şimdi ben ona? Kolyeyi taktığından emin olduktan sonra ona döndüm.
"Nişandan sonra sana her şeyi anlatacağım Ronaldinhom."
Bu durumdan rahatsız olduğunu o kadar belli ediyordu ki fakat sukunetini koruyordu. Bende rahatsızdım bu durumdan.
"Hadi aşağıya inelim." Bunu söyleyen Pınar ablaydı.
Can'ın koluna girip aşağıya inmeye başladım. Pınar ablaya ve İpeğe bakışları delici ve öyle derindi ki. İkisi de Can'ın bakışlarının altında ediliyordu sanki.
Buğra İpeği görmesiyle büyülenmiş bir ifadeyle bakmaya başladı. Levent abi ise eşi Pınar ablaya.
Eee benim sahte nişanlım neredeydi? Buğra'ya döndüğümde kafasını eğdi. Levent abiye döndüm.
O biraz daha soğukkanlıydı.
"Elçin Devrim birazdan gelecek güzelim. Biz otele gideceğiz. Sen Devrim'i bekle."
Kafamı sallarken herkes dışarı çıktı. Tabi ki Can hariç. Onu ikna etmek kolay olmamıştı ama sonunda onu da göndermiştim. Can sanki bugün fazlasıyla agresif bir öfke içerisindeydi.
Koltuğa oturup telefonumla uğraşmaya başladım.
Telefonla bir saat uğraşmıştım ama ne gelen vardı ne giden.
Hani nişan saat sekizde başlayacaktı? Saat neredeyse dokuz buçuk olmuştu.
Öfleyerek oturduğum yeri inceledim. Çok sıkıcı bir hal almıştı bu durum.
Telefonu elime alıp Devrim'in numarasını aradım.
O kadar çalmasına rağmen bir türlü açmamıştı. Bir kez daha aradım. Yine açmadı.
Sonra beklemeye başladım. Saat dokuz buçuğu artık geçmişti. Dört kez daha aradım. Yine yanıt yoktu.
Telefonu tekrar masaya koyacağım sırada telefonum çaldı. Devrim'in olması için dua ederken ekrana baktım. Hayal kırıklığına uğramıştım.
Bir sürü kişi aramaya başlamıştı beni. Can'da dahil olmak üzere ama açmadım.
Telefonum tekrar çaldığında arayanın Gül olduğunu farketmiştim. Telefonu kulağıma götürdüm.
"Alo kanka neredesin?"
Dudaklarımı ısırdım. Gözlerimden yaş akmak üzereydi.
Metanetli durmaya çabalayarak
"Geleceğim Gül. Merak etme." Sesim terslercesine çıkmıştı.
Gül'ün başka bir şey demesine fırsat vermeden telefonu kapattım.
Telefonu kapatmamın hemen arkasından kapı çalmıştı.
Bana hüzünle bakan orta yaşlı kadın kapıyı açmaya gitti.
İçeriye tabi ki Devrim girmişti. Devrim'in üzerinde lacivert bir takım elbise vardı. Çok yakışıklı olmuştu.
Fakat şu an yakışıklı olması bile ona olan öfkemi dindirmeme yetmiyordu.
"Tanrı aşkına Devrim seni kaç kez aradım ve sen telefonuma cevap vermedin?"
Devrim kaşlarını çatarak bana yaklaştı. O an gördüğüm şeyle beynimden vurulmuşa dönmüştüm.
Gömleğinin yaka kısmında ruj izi vardı. Ahu'nun yanından geliyordu.
Tam önümde durdu.
"Elçin bu nişanlılık oyununa kendini kaptırdın sanırım. Bana soru sorma hakkın yok. Beni arama hakkın yok. Benim hayatıma karışma hakkın yok."
Pezevenklik hamuru vardı bu adamda. Bende insan sanmıştım.
Sekizde başlayacak olan nişan yerine gidip sevgilisiyle sürtmüştü. Onu geçtim en azından üzerindeki kanıtları silebilirdi onurum kırılmasın diye. Cidden kendimi çok kötü hissediyordum.
Yüzüme ruhsuz bir gülüş belirdi. Tüm hayal kırıklıklarımı saklayan.
"Kendini bu kadar önemli zannetme Devrim Kırımlı. Senin için değil, sekizden bu yana bizim nişanımızı bekleyen o insanlar için endişelendim."
Gözleri saate kaydığında bir küfür mırıldandı.
"Çıkalım hadi."
Gömleğindeki ruj lekesini farketmemişti sanırım. Bende bozmadım. Nişana gittiğimizde rezil olabilmesi için.
Aslında az önce yaşananlar için o nişana gitmek istemiyordum ama Sevgi teyze için gidecektim.
Sadece Sevgi teyze için.
Sessiz bir yolculuğun ardından lüks otelin kapısının önünde durmuştuk. Saat neredeyse on birdi artık.
İnsan kalmış mıydı acaba salonda? Arabayı durdurup anahtarı valeye verdikten sonra balo salonuna bir görevli eşliğinde girdik.
Devrim elimi tutmaya çalıştığında elimi ondan kurtardım. Elime dokunmasına bile tahammülüm yoktu artık.
"Unuttuysan hatırlatayım Elçin adam senin ilk öpücüğünü aldı."
İç ses bu hatılatmayla morelimi bozarken Devrim elimi daha sert tutup bana ters bir ifadeyle baktı.
Yine parmaklarından kurtulmaya çalışırken benimle içeriye girmişti.
İçeride fazla olmasa da kalabalık bir insan grubu vardı.
Bizi farkettiklerinde bezmiş ifadelerini saklayıp, gülümseyerek alkışlamışlardı. Alttan bir keman müziği geliyordu kulağıma.
Salonun ortasına doğru ilerlediğimizde Sevgi teyze hemen bize doğru yaklaşmıştı tekerlekli sandalyesiyle.
"Oğlum nerede kaldınız?"
O an benim farkettiğim şeyi o da farketti ve bana manidar bir gülüş fırlattı.
Ne, ne bir dakika Sevgi teyze ben namuslu bir kızım. Ben değil Ahu ile şey ettiler onlar.
Allahım neden evde söylememiştim ki ona gömleğini değiştir diye? Bana patlamıştı işte.
Devrim annesine bir şey söyleyecekken Sevgi teyze sırıtarak susturup
"Neyse hemen nişan yüzüklerini takalım. Misafirlerin çoğu kalkmak üzere. Çok geç kaldınız çocuklar. Oldu bittiye getireceğiz ama olsun. Asıl önemli olan çocuklarımın mutlu olması. Kızım babanı çağır. Babanın kurdeleyi kesmesi daha münasiptir."
Baba, babam, ben İpeğe söylemiştim. O an etrafta bizimkileri aradım. Bizimkileri bulduğumda ise yanıma gelin bakışı attım.
İkisi de yanıma gelirken gözlerim Gül'e takıldı.
Fazla güzel olmuştu. Fazlasıyla. Hemen yanımda durdular.
"Kurdeleyi Can kessin istiyorum Sevgi teyze."
Babam yok demekten daha kolayıma gelmişti bu cümle.