❂ BBB | Bölüm 11 ❂

1728 Kelimeler
Saldırdığımız adamlar yere serilmişti resmen.  Gül'le elimizi tokuşturduk ardından ikimizde Can'ın elini tutup, saçlarımızı savurarak, olay mahalinden uzaklaşmaya başladık. Ta ki Gül cırlayana kadar. Ense kökümde bir acı hissettiğimde bende acıyla bağırmaya başlamıştım Gül gibi.  Arkamı döndüm. Bunu yapmamla canım daha çok yanmıştı ama saçımı çeken şerefsizi görmüştüm. Can Gül'ün saçını tutan adamı dövmeye başlarken ben acıyla inlemeye devam ediyordum. Canım çok acıyordu. Bir açık bulsam kurtulurdum fakat bedenine bedenimi kapan gibi, kendi vücuduna hapsetmişti ki kurtulmama bir boşluk bile bırakmamıştı.  Can'da baya zor durumdaydı. Gözlerimi kapatırken bedenini bedenime biraz daha yaklaştırdı. Lan ben senin var ya şerefsiz? Gözümden bir damla yaş düşmüştü. Canım çok fazla yanıyordu. Birkaç dakika geçtikten sonra ensemdeki acı gitti. Ve yüzüm sert bir bedene gömüldü. Bu kehribar kokusu o kadar tanıdık gelmişti ki bana. Gülümsetmişti Devrim'in kokusu beni.  Arkamadaki, sırt dekoltesi yüzünden açıkta olan sırtımı sımsıkı sardı. Düşmemek adına bende Devrim'in gömleğine tutunmuştum.  Adamların acı dolu inlemeleri kulaklarıma geliyordu. Kafamı boynuna gömdüm. İnşallah sümüğüm boynuna yapışmazdı.  "Belasın kızım. Yemin ederim belasın. Ne b*k bir işin içine girdim lan ben? Nereden çıktın karşıma?" Sesi sözlerine inat şafkatle ve sahiplenircesine çıkmıştı.  Devrim beni ikilemde bırakıyordu. Bu adam iyi miydi, kötü mü? Bir türlü anlamlandıramıyordum. Biraz daha sokuldum bedenine. İç ses Mahmut abi, evet iç sesimin ismi var. Yeni koydum. Adı Mahmut ehehee. Devreye girdi.  "Sende az fırsatçı değilsin Elçin." İç sesime göz devirdim. Sevgilisi var adamın hıyar.  Beni vücudundan ayırdığında kafamı onlara çevirdim. Buğra Gül'e saldıran adamı, bilmediğim iki adamda, diğer adamları dövmeye başlamışlardı. Can'da devam ediyordu çoğalan adamları yumruklamaya.  Gül Can'a saldıran iki adamdan birine tekrar saldırmaya çalışacaktı ki bir adam elini tuttu. Gül'ün yüzündeki hayret ifadesi o kadar hissedilebilirdi ki. Devrim'de araya girip deli gibi vurmaya başladı adamlara. Gül yanıma geldi. Elimiz göğsümüzde kavgayı izlemeye başlamıştık. Gül hâlâ o yabancı adama kilitlemişti. Kimdi ki o? İpek'te yanımıza geldi. Ağzı bir metre açılmıştı. "Kızlar, kız olduğunuzdan şüphe ediyorum. Transpray olma ihtimaliniz yüzde kaç?" Sırıtmaya başladım. Gül'de gülmüştü. "Elhamdülillah kızız kanka." İpek gülmeye başlamıştı. Kavgayı izlemeye devam ettik. İpek, Buğra için endişeleniyordu ama kendini kontrol etmeye çalışıyordu. Gücü yetse o da Buğra'yı kurtarmak için araya girecekti neredeyse. Sonunda kavga bitmiş düşman tayfa yere serilmişti. Devrim bana yaklaşıp elimi tuttu. Buğra ise İpeğin. Can'da Gül'ün omzuna elini atıp uzaklaştırdı bizi oradan.  Arkamızdanda diğer sap arkadaşlarda sürü halinde geliyordu peşimizden. Devrim Can ve Buğraya döndü. "Buğra, Can kızları eve bırakın." Can kafasını salladı. Ne ara bu kadar yakınlaşmışlardı ki Can'la? Can öyle herkesle samimi olan biri değildi. Ondan istenileni de babası dahi olsa yapmazdı. Birde pezevenk alerjisi falan vardı. Eee neden Devrim'le yakınlaşmasına rağmen Can'da kızarıklık falan yoktu? Aştım kendimi espri konusunda. Puhhahha.  Ahu hızla bize yaklaştı. "Devrim iyi misin?" Elleriyle resmen taciz etmişti. Bana kötü kötü bakmayı da ihmal etmemeşti tabi ki. Devrim boğazını temizledi.  Sanki uzak dur, der gibi. Yüzündeki ifade soldu Ahu'nun. Devrim'in ördüğü duvarlardan geri çekildi. Bir adım geriledi.  Devrim sürekli kendine yıkılmaz duvarlar örüyordu. Tek göstermediği kişi annesiydi.  İpek bana da o duvarları göstermediğini iddia ediyordu ama nişandan önce bana çok kötü bir şekilde o duvarlarını göstermişti. Duvar sadece sessiz kalmak ya da hislerini göstermemek değildi. Duvar kötülük maskesi takarak karşıdakine duvar örmekti bazen. Elimi daha sert tutup beni çekiştirmeye başlamıştı.  Dışarı çıkmıştık. Tenime değen soğukluk beni üşütmeye başlamıştı. Vale arabayı getirmeye giderken bizde beklemeye başladık. Vale arabayı getirdiğinde bir el Devrim'in kaslı koluna tutundu. Bu yüzden arabaya binmemiz engellenmişti.  Ahu fettanı asılmıştı koluna. "Devrim." Sesi ağlamaklı çıkmıştı Ahu'nun. Devrim'in yüzünde soğukluk belirdi. "Ahu sonra konuşalım." Ahu'nun yüzüne bir hüzün çöktü. "Peki." Sesi ağlamaklı çıkmıştı. Ahu arkasını döndü. Devrim kısık bir şekilde küfür mırıldanıp, elimi bırakarak Ahu'nun bileğini tuttu. Kendine çekip benim bile beklemediğim bir şekilde dudağını yapıştı. Vale ve giden konukların içerisinde onu öpmüştü. Sonra flaşlar patladı. Muhabirlerin bir anda çıkıp, sorular sorması. Gözlerim hayretle büyüdü. Devrim hiç istifini bozmadan öpmeye devam etti.  Ahu ise kollarını Devrim'e dolamıştı. O da muhabirlerin varlığını umursamamıştı.  Devrim'in korumaları araya girdi ve bu rezil, onur kırıcı durumu engellemek adına bir insan barikatı kurdular. Çıkışta Buğra, İpek, Gül ve Can'ı görmemle donup kalan bedenim adeta buz kesildi.  Allahtan adamlar gazetecileri uzaklaştırmışlardı.  Gerçi uzaklaştırsalar ne olacaktı ki? Yarın tüm internet sitelerinde yayinlayacaklardı zaten bu görüntüleri. Ahu gülümseyerek geriye çekilip bana bakışlarını döndürdü. İçimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Ne olmuştu içime? Neden bu kadar acıyordu ruhum? Gözlerim usulca doldu. Buğra, Devrim'le Ahu'nun arasına girdi. Devrim Buğra'ya bir şeyler söyledi. Buğra rahat bir tavırla gülümsedi. Bu beni fazlasıyla çileden çıkarmıştı. Devrim bana yaklaştı, arabaya bindirip arabayı çalıştırmıştı.  Boğazımda kocaman bir yumru vardı. Ağlasam geçecekti ama ağlayamazdım. Hayır şu an ağlamamalıydım. Telefonumun çalmasıyla telefonu elime alıp ekrana baktım. Arayan Can'dı. Gözlerimi yumdum. Ne söyleyecektim şimdi ben ona? Devrim'e bakışlarımı çevirdim. Devrim'in yüzüne bakmak için gözlerimi ona çevirdim.  Bana baktığı için bakışlarımız kesişti. İçimin titremesine neden olmuştu. "Can arıyor, muhtemelen gördü Ahu ile öpüştüğünü. Bugün öğrenmese de yarın magazin haberlerinden öğrenecektir ki zaten." Yüzündeki ifadesizlik kaybolup gitti. Bilmiş bir ifade yüzüne hakim olmuştu şimdi de.  "Merak etme yarın hiçbir magazin sitesi bu durumu yazmaz. Bu arada Can görmüş olamaz. Rahatlıkla açabilirsin telefonu." Devrim'in cümleleri azda olsa beni tatmin ettiği için bende telefonu açtım. "Alo Can." "Devrim'e söyle oraya geliyorum." Benim bir şey söylememe fırsat vermeden telefonu kapattı.  Sesi sinirli miydi? Devrim bana sorgularcasına bakıyordu. "Can geliyor." Dudakları yukarı kıvrıldı. Ne oluyordu ya? Uzun bir yolculuğun ardından eve varmıştık. Eve girdiğimiz an koltuğa yayıldık ikimizde.  Saate gözüm kaydığında bir buçuk olduğunu görmüştüm. Çok yorgun hissediyordum. Şuraya kıvrılıp yatmak istiyordum sadece. Kapı alacaklı gibi çalındığında uykulu gözlerimi açtım.  Hizmetlilerin mesaileri bitip gittikleri için Devrim açmaya gitmişti kapıyı. Can hışımla içeriye girdi. Arkasından Buğra, Gül ve İpek. Süpriz yumutdanda Ahu çıkmıştı.  "Bana her şeyi anlatacaksınız." Dedi Can öfkeyle bağırarak.  Öğrenmişti işte. En çok bundan korkuyordum ve başıma gelmişti. Hiç kimse konuşmayınca Can daha çok sinirlendi. "Güzelim hadi anlat. Sinirlenmeyeceğim. Sakince dinleyeceğim."  Dudaklarımı ısırıp  "Bunu söylerken bile burnundan soluyorsun Can." Sesim az da olsa ağlamaklı çıkmıştı. Herkes bağırsın umrumda olmazdı ama Can eğer kızarsa kalbim daha çok acırdı.  Yüzündeki o öfkeli ifade kayboldu. Güven verir gibi baktı gözlerime. "Söyleyeceğim ama Vildan teyzenin bana verdiği kolyeyi vermem." Üzgün olsa da, ortamı yumuşatmak adına söylediğim şey onu gülümsetmişti.  Devrim'e baktım. Yüzünde bilmediğim bir ifade vardı. Kalbim sızlarken her şeyi anlatmaya başladım. Sustu, sustu ve sustu. Bu suskunluğu kötüye yormaya başladı. Elini saçlarına geçirdi. Sonra bir bana bir Ahu'ya baktı. Ardından Devrim'e yaklaştı. "Oyun yapma artık Can, zaten yeterince konuyu biliyorsun. İlla Elçin'den öğreneceğim diyip, hiçbir şeyden haberin yokmuş gibi davranan sensin." Şaşkın ördek gibi baktım yüzüne. Ne? Can'ın omuzları düştü. İşaret parmağını kalbine bastırıp  "Ne olursa olsun Devrim bunu asla kabul etmezdim fakat Elçin'in gözlerindeki kararlılığı gördüm. Nişan boyunca hep vazgeçirmeye çabaladım ama olmadı. Elçin ilk defa birine iyilik yapmak istiyor. Bu Elçin için en üst seviye level. Genelde aklı sadece sinsiliğe ve kötülüğü çalışır. Belki bu oyun sayesinde yaptığı tüm günahları temizlenir." Bana dönüp haince sırıttı. Şu an beni övmen gerekiyor salak. Pislik. Hain. Kılçık. Tekrar Devrim'e döndü. "Sen iyi bir adamsın. Eğer seni tanımıyor olsaydım vücudunda kırılmadik kemik bırakmazdım ama işte tanışıyoruz. Elçin benim için kıymetli. Aynı zamanda Sevgi teyzem de." Aslında Sevgi teyzenin Can'ı gördüğünde sevgi dolu sarılmasından bir şeyler anlamam gerekiyordu ama ben bunu Sevgi teyzenin sevgi dolu olmasına bağlamıştım. Tanışıyorlardı galiba. "Siz nereden tanışıyorsunuz Can?" Can bana döndü. Yüzü üzgündü.  "Devrim benim amcamın oğlu. Annesi de öz teyzem." Gül'le gözlerimizi büyütmüştük. Vay amq.  "Teyzem için Devrim ve Elçin için. O şerefsiz Edim'in elinden kurtulabilmesi için."  Hala inanamıyordum. Peki neden Vildan teyzeler düğünde yoktu? Ve Pınar abla neden kuzen olduklarını söylememişti. Ya Buğra ve İpek? Allahım resmen oyun üzerine oyun vardı. Bu hikayede en saf benmişim. Can herşeyin farkındaydı. Benim söylememi beklemişti. "Sana tek söyleyeceğim şey..." Benle Ahu'yu gösterip "Bu iki kadında bu oyun bittiğinde üzülmeyecek." Bu oyun bittiğinde Sevgi teyze vefat edecekti. Devrim'e gözlerimi çevirdim. Çok güçlü görünüyordu. "Üzülmeyecek. Üzülmelerine izin vermeyeceğim. Onlar benim sorumluluğum altında." Sinsi, kaknem Ahu Devrim'e yılışık bir tavırla yaklaştı. Sımsıkı sarıldı ona.  "Güzelim hadi üzerini falan değiştir gidelim artık." Can onu bana mı söylemişti? Devrim kaşlarını çatarak Can'a baktı. "Ne var teyze oğlu, Elçin'i burada bırakacağımı falan düşünmüyorsun herhalde?" Devrim'in yine o soğuk ifadelerinden biri yerleşti yüzüne.  "Elçin burada kalıyor Can. Sen dedin Edim'den uzak kalması için izin veriyorum diye. Seninle gelirse imkansız karsılaşmamaları Edim o mahallede olduğu sürece. Ben izin vermiyorum. Gidemez. Burada daha güvende." "Ama aşkııımmm....." Ahu tam itiraz edecekken Devrim susturdu.  "Ahu sözümün üzerine söz istemiyorum. Elçin burada kalacak." "Ama......." "Sonra konuşalım bunu Ahu." Ben şimdi burada mı kalacaktım? Yedi, yirmi dört hemde. Can düşünmeye başladı. Ben bile Devrim'e hak vermiştim ama ben burada kalamazdım ki. Edim orada olabilirdi fakat o orada olsa da ben burada kalmamalıydım. Yanlış anlaşılmak istemiyordum.  "Devrim gitmem en doğru olanı." "Hayır." Bunu diyen bu sefer Can'dı. Gözlerimi irileştirerek baktım gözlerine. "Devrim'e katılıyorum. Buradasın Elçin." Ahu'ya döndü. "Sende olay falan çıkartma Ahu. Devrim Elçin'in tipi falan da değil. O yosma arkadaşların gibi ayartmaya falanda çalışmaz nişanlını. Burada tek güvenmen gereken kız bu kız. Şimdi boş yapma."  Vay amq resmen beni övmüştü. Ama Devrim tam benim tipimdi neyse bunu boş verin. Can bir yerde haklıydı ama. Ayartmaya falan çalışmazdım onu. Can bana göz kırparken gülümsedim.  İpek araya girdi.  "Neyse iyi geceler arkadaşlar ben kaçar." Buğra da peşinden gitmişti. Can'da Gül'e döndü.  "Gül, Ahu sizi eve ben bırakacağım." Ahu kaşlarını çatarak baktı Can'a. "Ben buradayım Can." Can sertçe konuştu. "Sana seçenek sunmadım Ahu. Düş önüme." Kuzen oldukları bu kadar belliyken ben nasıl farkedememiştim anlamıyorum ki. Aman Allahım yoksa dedektiflik yeteneklerim köreriyor mu? Ahu bozularak Devrim'in dudağına kısa bir öpücük bırakıp "Görüşürüz." Diyerek Can'ın peşine düştü. Hiç uğurlamaya gitmemiştim. Ne yorucu gündü bugün ya.  Devrim içeri girdiğinde ifadesiz bir şekilde gözlerime baktı.  "Kahve içer misin? Kendime yapacağım."  Uyumak istesemde vazgeçip kahve keyfi yapmaya karar verdim. Hala ona kırılmıştım ama kimse bir kahveye hayır diyemezdi.  Kafamı evet anlamında salladım. Amerikan tarzı mutfağa girip kahveyi çıkarmaya başladı. "Odana çıkıp üzerine rahat bir şeyler giy Elçin. O elbiseyle rahat edemezsin."  Devrim haklıydı. Dediğini yapmaya karar verdim. Dün yattığım odaya girip önce yüzümdeki makyajı, makyaj temizleme suyu ile temizleyip, yüzümü iyice yıkadım. Saçlarımı da tokalardan sıyırdım. Saçlarımı açmam ile kafam rahatlamıştı.  Elbisenin fermuarını zorla da olsa indirip üzerime kalın askılı pembe bir tişört ve aynı renkte bir şort geçirdim.  O kadar yumuşaktı ki. Saçlarımı gevşek bir at kuyruğu yapıp aşağıya indim. Devrim hala mutfaktaydı.  Uzanarak telefonumdan, sadece benim duyabileceğim şekilde bir şarkı açtım. Keşke kulaklığım olsaydı.  Gözlerimi kapatıp müziğin sözlerini hissetmeye çabaladım. Şarkı Ece Seçkin'in Mahşer şarkısıydı.  Şarkının sözlerini kısık bir şekilde Fısıldarken gözlerimi kapattım. Gerisi kapkaranlıktı. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE