Sabah alarmın sesiyle uyanmak isterdim ama hayat o kadar insaflı değildi. İnsan nasıl bu pozisyona gelebilir onu sorguluyordum şu an.
Yataktan düşüp sabah altıda uyanarak uykumun infazını vermiştim. Ve o kadar üşeniyordum ki bir koza misali sarındığım bu yorgandan kurtulmaya.
Aklıma gelen şeytani fikirle sırıttım.
"Devrimmmmmm....evde hırsızzzz vaaaarrr...Koş koş..."
İçimden beşe kadar saydıktan sonra Devrim tişörtsüz bir şekilde elinde bezbol sopasıyla içeri girdi. Aşağıya bakmadığı için farketmemişti beni.
"Devrim ben aşağıdayım."
Devrim mahmur gözlerini aşağıya indirdi. O da sanırım benim nasıl bu halde olduğumu sorguluyordu. Şirince sırıtıp
"Bana çıkmam için yardım eder misin?"
İnanamıyormuş gibi bir elindeki bezbol sopasına baktı bir de yerdeki bana.
"Hırsız yok dimi?"
"Yok. Beni çıkar diye öyle yaptım. Yoksa gelmezdin ehehe."
"Bu üşengeçliğin umarım lavaboya giderkende tutmuyordur."
Zeki adam. Derdimin ne olduğunu hemen anlamıştı.
Kocaman gülümsedim. Elindeki bezbol sopasını kenara bırakıp bana doğru yaklaştı. Ben beni kurtaracak derken üzerimden geçip yatağıma yatıp gözlerini kapatmıştı.
"Devrim seni beni kurtar diye çağırdım mal."
"Kızım sus uyuyacağım."
Dedi terslercesine.
"Ya çıkar öyle zıbarsana odanda."
Beni takmayarak gözlerini açmadı. Uyumaya devam etti. Ben sana göstermez miyim Devrim?
"Naaani nani nanii naniiiii naaaaniiiiiii."
Devrim'i uyutmamak adına kendimce ambulans sesine benzer bir ses çıkartmaya başladım. Devrim iki kulağına önce yastığı bastırdı. Baktı ki sesimi daha çok yükselttim hızla yataktan kalktı. Böyle adam ol işte aslanım.
Otuz iki dişimi ona doğru gösterirken, bana yaklaşmadan yanında duran berjerin çekmecesini açtı. Ve bir şey aramaya başladı. Ne yapıyordu bu ya?
Sonunda aradığını bulmuş gibi sırıttı. Elindekine baktım. Oha ağzımı bantlayacaktı bu kıro.
"Devrim saçmalama."
"Allahım yaratmışsın ama susma düğmesi koymayı unutmuşsun. Susturmak bana düşüyor."
Diyip ağzıma bantı yapıştırdı. Debenlendim debelendim ama işe yaramamıştı.
Yanımdan kalkıp yatağa uzandı.
Çırpınmayı bıraktım. Aslında bu durumdan kolayca kurtulabilirdim ama ne yapam çok üşengecim. Ehehe.
Devrim ayı gibi uyumaya başladı. Tabi susturdu ya beni şerefsiz. Bende gözlerimi kapattım. Belki uyurdum.
***
"Abi ne oluyor lan burada?" Gözlerimi Barış'ın bu yüksek sesiyle aralamıştım. Kapıda Barış, Akın ve Duhan vardı.
Tam cırlayacakken ağzımda bant olduğunu yeni yeni anımsadım.
Duhan kaşlarını çatarak bize yaklaşırken yerimden kalktım ve ağzımdaki bantı çözdüm. İstediğim zaman yapabiliyordum.
Üçü de bana hayretle bakarken gözlerimi usulca kısıp Duhan'a ağzımı kıpırdatarak "İki dakika beklesene." Dedim.
Adımlarını durdurdu. Haince sırıtıp koli bandını elime aldım ve kış uykusuna yatmış gibi uyuyan adamın üzerinden yorganı indirip elini koli bandıyla sarmaya başladım. Şu an arkadaşları eminim ne yaptığımı merak ediyorlardı.
Ardından kulaklarına eğildim Devrim'in.
Avazım çıktığı kadar "Naaaaniiiiiii naniiiii naaaaniiiiiiiiii...." Diye bağırmaya başladım. Yere küfrederek düşmüştü. Şu an benim az önceki pozisyonumdaydı.
"Ne oldu hacı? Benimle aynı duruma düşünce bir Türkiye nüfusunun yarısını siktin. Hayırdır?"
Devrim yerde çırpınırken Duhan'a döndü.
"Bakırköy'ü arayın amq. Ben bununla daha fazla uğraşamam."
Akın kahkaha atarken "Kardeşim yemin ederim Allah sana yaptığın günahların kefaretini bu kızla ödetiyor. Bunun başka açıklaması yok çünkü."
Gözlerimi kısarak "Sen bana deli mi demeye çalışıyorsun oğlim?"
"Demeye çalışmıyorum. Sen direk delisin."
"Teveccühünüz efenim teveccühünüz...."
"Kollarımdaki bandı çöz."
Haince sırıttım. "Biraz daha öyle kal. İnşallah o soğuk parkelere yatman yüzünden çocuğun olmazda gelecek nesillere senin gibi hayırsız bir adam daha üremez."
Diyip kapak işareti yaparak arkadaşlarına döndüm.
"Bana bakın eğer çözerseniz hepinizi..........."
Sustum. Aklıma tehdit gelmiyordu amq.
"Tehdit bulamadım amq. Neyse eğer çözerseniz o zaman düşünürüm."
"Buradan çıktıktan sonra seni öldürmezsem bana da şerefsiz desinler."
Omzumun üstünden ona dönüp "Devrim'ciğim sen zaten şerefsizsin." Diyip tiki gülüşümü attım.
Bu kadar özgüven bana nereden geliyordu bilmiyorum. Ama ne olursa olsun bana Devrim asla zarar vermez gibi hissediyordum. Gerçi Devrim beni şaşırtıyordu bazen ama. Kendisi milyonlarca kimlikli bir ruh hastasıydı.
Birgün bu adam tarafından öldürülme ihtimalimde yüksek. Sonuçta o bir mafya. Şu anlık adam öldürmek gibi bir yönünü görmemiştim ama olsundu.
Usulca Devrim'in odasına girdim. Çünkü kendisi şu an benim odamı meşgul ediyordu. Odası siyah, beyaz ve grinin uyumuyla göz dolduruyordu.
Bu adamın odasında en çok dikkatimi çeken şey ise kocaman bir kitaplık oluşuydu. Benim odamda da kocaman bir kitaplık vardı. Ama buna kıyasla benim odamdaki kütuphane minyatür gibi bir şey kalırdı. Kitaplarda tek tek gözlerimi gezdirdim. Hayal kırıklığına uğramıştım. İnsan hiç mi romantik kitap okumazdı?
Hepsi kalın ciltliydi. Elime eski bir kitap aldım ve içini açtım. Yazıları çok küçüktü. Ben eğer bu kitapları okusaydım kesin kör olurdum.
Birkaç sayfa karıştırdıktan yere düşen bir şeyle sayfa karıştırmayı bıraktım.
Yere bir resim düşmüştü. Hemen yerden kaldırıp düşen sayfaya koyacakken resmi görmemle duraksadım.
Resimde Devrim ve Ahu vardı. Çok eskiden çekilmiş bir resim olmalıydı ki Ahu'yu tanımam zaman almıştı.
Çünkü estetiksiz haliyle şu anki arasında dağlar kadar fark vardı. Allah Ahu'yu görse "Ben böyle bir kul yaramamıştım. Sen kimsin?" Derdi resmen.
Ahu'ya içomden kapak sokmanın zevkiyle resme tekrar göz attım ve farklarımızı bulmaya çalışmıştım.
Bir kere Ahu uzundu. Sonra her zaman kibardı benim aksime. Sokak ağzıyla konuşmuyordu. Ve yanında olduğun zaman kendini dağdan gelmiş gibi hissediyordun. Ama bunun aksine birkez bile olsun çalışanlara iyi davrandığını görmemiştim. Kafasında sürekli kuruyordu. Sonra bir şeyi geç anlıyordu. Ve hiçbir zaman içinden geldiği gibi davranmıyordu.
Bizim mahalledeki elalem koalisyonu, burada cemiyet koalisyonuna dönüşüyordu. Ahu insanlar ne der diye takıyordu sürekli ve bu onu kasıntı biri gibi gösteriyordu.
Bir ara ona söylemeyiydim bu kadar insanları takmak onda kırışıklıklar oluştururdu. Gerçi parası vardı. İstediği zaman dolgu ya da botoks yaptırabilirdi her yerine.
Allahım bu kadar zekiliği bu kısa bedene nasıl sığdırmışsın anlamıyorum ki ehehe.
Beklemediğim bir anda belime hızla sarılan sert bedenle çığlığı bastım. Ta ki ağzıma sertçe bastırılan ele kadar. "Benim Elçin."
Oha Devrim oha, o cüsseyle nasıl ses çıkarmadan bana yaklaştın sen hı?
Yoksa sen Casper falan mısın? Duvardan geçebiliyor musun?
Sertçe ona döndüm. Şu an raflar ve onun sert bedeni arasında kalmıştım.
"Demek şerefsizim ha?"
Hiç istifimi bozmadım. "Evet şerefsizsin."
Kaşının biri havalandı. Kaşları çok düzgün ve biçimliydi. Acaba hangi kuaföre gidiyordu? Bende gidem.
"Kızım başkası olsa yemin ederim ağzı burnu yer değiştirirdi ama dua et bir şey söylemiyorum."
"Kadınım diye mi bir şey söylemiyorsun?"
Erkeklerin bu klişe cümlesinden çok sıkılmıştım. Bu cümleyle ilgili kapak sokmak adına bunu sormuştum.
Yüzünde hain bir gülümseme belirdi.
"Sen kadın mıydın?"
Al işte, böyle güleç, hiçbir şeyi takmayan ve sürekli şakaya vuran birini gördüklerinde şey zannediyorlardı. Kalbi olmayan ve hiçbir şeye alınmayan. Ama en çok biz alınıyorduk. Fakat onlara belli etmiyorduk.
Duraksadım. Duraksadım ve duraksadım. Devrim'in yüzündeki ifade bir sorun olduğunu anlamış olduğunu gösteriyordu artık. Benim onu anladığım gibi o da beni anlıyordu. Gözlerimi kaçırıp yüzüme o sahte gülümsemeyi takındım. Piçliğe vurmaya karar verdim. Yoksa benimde bir kalbim olduğunu anlayacaktı.
"Evet bende kadınam. Açıp gösterebilirim."
Yüzüme baktı. Sonra yüzümdeki gülümsemeye.
Kulağıma eğildi. Kimsenin duymasını istemiyormuş gibi fısıltıyla
"Benim seni üzebileceğim kadar bana değer verme ufaklığım."
Kalbimin salakça atışlarını duydum sonra. Benden usulca uzaklaştı.
Beni yavaş yavaş çözmeye başlamıştı. Ben bile kendimi zar zor anlayabilirken o beni bir haftadan bile daha az sürede tanımıştı.
Ben öyle ağlak su bir karakter değildim. Kolayca ağlamazdım ve üzülmezdim. Ama bu durum sevdiklerim olduğunda değişiyordu. Beni sadece sevdiklerim ve onların düşünceleri, tavırları, güç durumdaki halleri üzerdi.
Onların dışında ağlama duygumun alıcıları kapalıydı herkese. Ve itiraf etmek İstemesemde Devrim'de artık, istemesemde sevdiklerim arasına giriyordu.
"Toparla kendini güzelim. Hadi üzerini giyin saat 8'de çıkacaktınız annemle alışverişe ama geç uyandık. Saat on iki Anca yetişir akşama."
Ah parti vardı... İçimde bir telaş oluşurken kafamı hızla salladım. Önümden çekildi bende odama girdim. Her yer her yerdeydi.
Somurtarak dolaba yaklaşıp ne giyeceğime karar vermeye başladım.
Öncelikle kıyafet çok deneyebilme ihtimalimi düşündüm. O yüzden kolay çıkarabileceğim kıyafetler seçmeye karar vermiştim. Kabinde azap çekmek istemiyordum.
Üzerime kalın askılı, siyah bir göbeği açık tişört giydim. Altına ise siyah bir şort giydim.
Spor ayakkabımı da giydikten sonra koştur koştur aşağıya indim. Devrim kafasını kaldırdı ve kıyafetimi süzdü.
"Neden hala giyinmedin?"
Kaşlarımı çattım. "Giyindim ya..." Dedim terslercesine.
"Hadi ya?"
Sesi tehdit eder gibi çıkıyordu. Kıyafetimden mi rahatsız olmuştu?
"Neyi var kıyafetimin?"
"Hiçbir şeyi yok amq." Duhan araya girdi.
"Sevgi teyzeyi çıldırtma Devrim. Zaten geç kaldınız."
Teşekkür ederim Duhan. Akın gülümseyip
"Hadi yenge gidelim."
"Akın bana yenge deme. Git o sarı yelloza yenge de sen." Dedim çemkirerek. Akın haince sırıtırken
"Ahu'yu kıskanma Elçin. Senin benim gibi yarin yok diye."
Allahım bu adam neden bu kadar kibirli ve Ukala?
Haince sırıtıp
"Devrim ben sana aşığım. Yalvarırım Ahu'yu bırak benimle evlen. Çünkü ben Ahu'yu çok kıskanıyorum sana sahip olduğu için. Dalyan gibi çocuksun. Sen benim olmalısın."
Sesimi, abartılı bir şekilde, türk filmi tadında çıkartıp elimi yumruk yaparak alnına dayayarak yana dönüp kirpiklerimi açıp kapattım.
Hepsi sırıtırken Devrim gülerek
"Üzgünüm Mahmut eğer seninle evlenirsem gazetedeki haberleri şimdiden görebiliyorum. Ünlü iş adamı Devrim Kırımlı kendi cinsiyetinden biriyle evlendi ve bu Türkiye'de kara gün olarak tarihe geçti. Kızların gözü yaşlı."
Ayağımdan ayakkabımı çıkarıp "Özür dilerim arkadaşlar." Diyerek Devrim'e attım. Tam isabetti. Puhahaha.
Devrim alnına tam isabet gelip yanına düşen ayakkabıma uzaylı gibi bakıp ters bir şekilde bakarak arka cebinden silahını çıkardı.
Eee yuh? Yuh.
"Napıyon abi yaf? Şaka yaptık şaka."
Her insanın korktuğunda uyguladığı taktiği uygulayıp "Abi." Çektim.
Sanki küfretmişim gibi baktı yüzüme. Ne dedim sanki amq?
"Bana bir daha abi dersen ağzının içini kurşunla doldururum bücür."
Kaşımın birini kaldırdım.
"Abi demeyeyim lazım mı olur?" Göz kırpmayı da ihmal etmemiştim cümlemin sonunda.
Sorduğum alaylı soruyla silahın namlusunu bana doğrulttu tekrar. Bu sefer kibirli bir gülüş fırlattı bana.
Yine susmak zorunda kaldım. Silahı zaferle indirip cebine koyduğunda ise gözlerimi kısarak bağırdım.
"Silah icat oldu mertlik bozuldu."
Devrim göz devirirken Akın'a döndüm.
"Hadi gidelim."
Akın arkada ben önde ilerlerken Devrim'in "Akın." Demesiyle durduk.
"Şu bücüre bakan olursa ağzını burnunu dağıt."
"Niye kısmetimi kapatıyorsun Devrim? Bir tek senin mi sevgilin olsun istiyorsun. Etrafındaki insanlar sap mı kalsın? Valla bakan olursa direk elinden tutup nikah dairesine götürerek nikahı basacağım. Kudur."
"Nikahı basmadan bana getir. Hemcinsimin acı çekmesini istemiyorum."
Gözlerimi kıstım. Ben o kadar kötü müydüm?
"Hayır bebeğim sen müqsün." Egom sorduğum soruyu cevaplarken,
"Sen sadece kaşarın tadını bildiğin için köy peyniri sana ağır gelir Devrim bey. Sen beni yaftalamaya devam et. Zirvedeyim sesin duyulmuyor." Dedim ve havayla saçımı savurup yürümeye başladım ta ki ayağım halıya takılıp yere popo üstü düşene kadar.
Devrim kısa bir şekilde gülerken dudaklarımı büktüm. Allahım neden tam havalı bir şey yapacağım sırada rezil olma ihtimalim yüzde bir milyon oluyordu?
"Yardım edeyim mi yenge?"
Elinden tutup beni kaldırmasına izin verdim. Sonra onlara dönmeden o önde ben arkada dışarıya çıktık.
Niden yaf nideennn? Kendimi boğmak istiyordum.
******
Allahım ne günah işledimde bana bu azabı.... Ha tamam tamam, oof hatırladım.
Şu an ne mi yapıyordum? İki saattir Pelo'nun benim üzerime tuttuğu kıyafetleri deneyip deneyip çıkartıyordum.
Bir yığın kıyafet vardı daha denemediğim. Kafayı yemek üzereydim.
Pelo yani Pelin Alin hanımın kız kardeşiydi. Kız kardeş olmalarına rağmen Pelo muhteşem kalbi olan, olağanüstü, iyiliğin vücut bulmuş hali gibi bir kızdı.
Muhteşem bir tasarımcıydı. Alin hanım onun kıyafetlerini ve benim makyajımı bütünleyerek dergilerin kapak sayfası yapıyordu her yıl çektiği fotoğraflarla.
Aslında ben onların üçüncü ortağı gibi bir şeydim ama benim sermayem olmadığı için bu bir türlü resmi bir hal almamıştı.
Alin hanımla fazla samimi değildik ama Pelo ile gerçekten mükemmel ötesi bir ilestişimiz vardı. Kardeş gibiydik onunla.
Sevgi teyze ve Pınar ablayı buraya getirmiştim. Bana sponsor olacak tek kişi oydu şu an.
Üzerime bir elbise daha geçirdiğimde Pelo'dan bir "Hiiiihhh." Nidası yükseldi.
"Ne oldu kızım?"
"Bunu alacaksın."
Diyip direk kabine itekledi. Kendime aynada bakmamıştım ki daha.
Gözüm bir anda etikete takıldı. Lan araba fiyatına elbise mi olur?
Pelo güldü. "Sana o fiyatı ödetmeyeceğim aşkısı, boşuna bakma o etikete, bu elbise benden hediye, bu arada Alin'de sana nişan hediyesi olarak birkaç elbise hediye etti. Gerçi sana kızgın onu yarı yolda bıraktığın için ama olsun..."
Tam "Lütfen kızmasın. ." Diyecekken Pınar abla ve Sevgi teyzeler gelmişlerdi.
"Pelin hanım gerçekten çok zarifsiniz. Ben ilk defa bu moda evini gördüm. Türkiye'de baya ünlüymüş cahilliğime verin lütfen."
"Estağfurullah." Dedi Pelo gülümseyerek.
Sevgi teyze bana dönüp "Seçtin mi kızım elbiseni?"
"Evet anne." Anne diyordum çünkü beni defalarca kez uyarmıştı da buraya gelene kadar beni.
"Biz kasaya gidelim o zaman..."
Pelo bana göz kırptıktan sonra "Tabi efendim." Dedi. Onlar kasaya doğru giderken Pelo çalışanlardan birini yanına çağırdı.
"Şu atölyedeki paketli elbiseleri buraya getirir misin canım?"
"Hemen getiriyorum Pelin hanım."
Bizde kasaya doğru yürümüştük Pelo'yla. Pelo benden para almamıştı ama Pınar abla ve Sevgi teyzeye küçük bir servet ödetmişti. Ama değerdi aldıklarına.
Çalışan elinde bir sürü elbise paketiyle bize doğru gelmişti.
"Getirdim Pelin hanım."
Hepsini elime tutuşturdu. "Giydikten sonra fotoğraf atmayı unutma bebeğim."
Gülümsedim. Allahım iyi ki zengin kankalarım var. Yoksa o şerefsiz Devrim'in kredi kartını kullanmak zorunda kalacaktım.