Telefonumun melodi sesi ile uyanmıştım sabahın köründe. Küfür ede ede telefonu açtım. Gül malıydı.
"Alo kanka küfür etmeden önce beni dinle. Alin hanım sen bugünde işe gelmezsen kovacağını söyledi." Küfredeceğimi bildiği için yumuşatma seansı yapıyordu. Gözlerim, son cümlesini tekrar zihnimde canlandırdığında yanlış yere takıldığımı anladım ve dehşetle büyüdü gözlerim.
Hasiktir. Ben kaç gündür işe gitmiyordum?
"Tamam geliyorum Gül. Geleceğimi söyle Alin hanıma."
"Tamam kanka. Hadi bir saate orada ol."
Görebilirmiş gibi kafamı sallayıp, telefonu kapatarak dolabın kapağını açtım.
Dün Gül bütün kıyafetlerimi buraya getirmişti.
Üzerime askeriye yeşili, derin olmayan göğüs dekolteli, uçları volanlı mini bir elbise giyip altına siyah bir çizme giydim ve makyajımı yapmaya başladım.
Stüdyoda herkes jilet gibi olmak zorundaydı. Olmazsak bir kovulma nedeni sayılırdı bu durum.
Makyajımı yirmi dakika içersinde yapıp, saçlarımı tarayarak aşağıya indim. Devrim muhtemelen uyuyordu. Uyusundu zaten. Çünkü ona bakmaya yüzüm yoktu. Aslında onun bana bakmaya yüzü olmamalıydı.
Peki bugünü atlattık diyelim sonra ne olacaktı?
Benim bu evde kalmamam lazımdı. Yoksa kötü şeyler olacaktı. Öyle hissediyordum.
Efsun abla salona girdiğinde bana şaşkınca bakıyordu. Beni sadece bir kere makyajlı görmüştü.
Gülümseyip "Efsun abla ben işe gidiyorum. Sekizde mesaim bitiyor. Devrim'i bilgilendirirsen sevinirim."
Bir şey demesine fırsat bırakmadan elimdeki sahte alyansı bir kenara bırakarak dışarı çıktım.
Güvenliklerin olduğu kısma geldiğimde birçok adamın gözleri bana takıldı. Umursamadan kapıda bekleyen görevliye yaklaştım.
"Kapıyı açar mısınız? İşe gitmem gerekiyorda."
Adam arkama baktı ardından "Devrim beyin haberi olmadan kimseyi bu evden çıkaramam Elçin hanım. Kusura bakmayın."
Nasıl bir psikopatlıktı bu yerebbim?
"Ben işe geç kalıyorum. Lütfen kapıyı açar mısın?"
Kafasını hayır anlamında sallayarak
"Üzgünüm Elçin hanım. Benim yapabileceğim malesef bir şey yok. Devrim bey emir vermeden size kapıyı açamam."
Aslında kavga ederdim ama onunda emir kulu olduğunun bilincindeydim.
Şimdi benim Devrim'e söyleyipte mi bu evden çıkmam lazımdı?
Öfleyerek eve doğru yürümeye başladım.
Kapı zaten açıktı. Sanırım Efsun abla bu sistemi daha önceden biliyordu.
"Devrim hala uyuyor değil mi Efsun abla?"
"Evet güzelim."
Odasına yönümü çevirdim. Kalbim kan yerine adrenalin pompalamaya başlamıştı. Kalbim çok hızlı atıyordu.
Cazgır Elçin'i uyandırmaya çabaladım ama uyanmıyordu bir türlü. Kapısının önüne geldiğimde üstümü başımı düzeltmeye başladım.
Kendimi toparladığımda ise kapıyı çaldım. İlk başta ses gelmedi, ikincisinde de. Yaklaşık sekizinci kez çaldığımda ise sinirli bir sesle "Gir." Diye bağırdı. Bağırması göz devirmeme yetmişti.
Bu adam yarı insan yarı mağara adamıydı yemin ederim.
Kapının koluna tutunup açtım. Devrim yatakta üstsüz bir şekilde oturuyordu. Onu öyle görmemle gözlerimi kapattım.
"Üzerini toparla Devrim. Bir şey söyleyeceğim."
"Ne oldu hırçın kızım, utandın mı?"
Ebeni Devrim, ebeni. O bana kızım mı dedi? Herhalde aramızdaki yaş farkından dolayı beni kızı zannetti. ?
"Giyer misin?" Dedim direterek. Odada alaycı, kısa ve tok bir gülüş yankılandı.
"Hayır giymeyeceğim. Böyle söyle."
"İtle köpekle uğraşmak isteseydim veteriner olurdum amq. Bu ne ya böyle?"
Patavatsızca bunu söyledim. Yaklaşık bir dakika bile geçmeden ise kendimi yumuşak bir yerde sırtüstü yatarken buldum. Üstümde ise Devrim üstsüz bir şekilde duruyordu.
"Kalk üstümden lan." Dedim resmen hönkürerek.
Bana cins cins bakıp
"Kızım harbiden senin kocana acıyorum lan. Edim'de herhalde bu yüzden verdi seni bana bu kadar kolayca. Senden kurtulmak için. Kim seninle hayatının sonuna kadar yaşar ki?"
Bu acımıştı. Boğazımda kocaman bir yumru vardı şimdi. Ama acıya inat gülümsedim.
"Benim kocam benimle çok mutlu olur. Merak etme sen."
Alaycı ve anlamını bilmediğim bir ifadeyle baktı yüzüme.
"Küçücüksün. Kocanın altında ezilirsin."
Gözlerimi büyüterek baktım gözlerine. "Senin nasıl bir fantazi dünyan var çok merak ediyorum Devrim?"
Kibirli bir gülüş sundu bana.
"Sana şu an nasıl bir fantazi dünyam olduğunu gösterirdim ama annem tam karşımızda olmasaydı." Kısık bir sesle söylemişti bunu.
Bembeyaz dişlerini bana sunarken dediğini yeni algılayabiliyordum. Kafamı hemen oraya çevirdim.
Sevgi teyze kocaman olmuş gözleriyle bakıyordu bize.
"Oğlum üzerinizi düzeltin aşağıya bekliyorum."
"Tamam anne." Dedi eğlendiğini belli eden bir ses tonuyla.
Sevgi teyze tekerlekli sandalyesini sürüyerek odadan çıktı. Devrim'e öldürücü bir ifadeyle baktım.
"Sen ne yaptığını zannediyorsun ya?"
Gözleri daha beni yeni görmüş gibi açıldı. Ne elf mişim gibi bakıyorsun oğlum?
Üzerimi süzdü.
"Hayırdır nereye bu kılıkta?"
Sesi beğenmemiş gibi çıkmıştı. Neyi vardı ya kıyafetimin? Ben severek giymiştim bu elbiseyi.
Takılman gereken bu mu Elçin? On dakika içinde işe varmazsan artık işsiz bir kaldırım mühendisi olacaksın.
Hasiktir iş. Allahım iş... Ben nasıl unuttum?
Saate baktım, 10 dakikada o işe gidebilmem için ışınlanmanın icat edilmiş olması gerekiyordu. İşim artık yoktu.
Gözlerim usulca dolmuştu.
Devrim bu halime anlamayan gözlerle baktı.
"Ne oldu?"
"Artık bir işim yok Devrim senin yüzünden. İşe geç kaldım."
Kaşının birini kaldırıp
"Gerçekten seni çalıştırabileceğimi falan mı zannediyorsun Elçin, benim kadınım çalışamaz."
Dediği son cümleyle boğazıma bir yumru oturdu.
Benim kadınım? Yüzümdeki şaşkın ifadeyle sırıttı.
"Ağzını kapat Elçin, demek istediğim annem nişanlımı çalıştırmayacağımı bilir. İşe gitmeni istemiyorum. Bu kadar açık. Met. "
"Ne kadar bağnaz düşüncelisin ya sen? Benim kadınım çalışamızmış. Ama doktora gitsen direk kadın doktor sorarsın."
Cümlelerini yeni yeni algılamaya başladığında kaşları çatıldı. Alınmıştı sanırım cumlelerime. Alınsındı. Tamam beni bu oyuna sürüklemişti ama benimde bir hayatım vardı.
Kolumu sertçe tutup "Eğer kardeşini bu ülkeden postalarsam o çatlak arkadaşınla aynı evde bile kalabilecek kadar özgür olursun. Caz yapma Elçin. Ama şu an calışamazsın. Şu an tek amacın annemi senin onu gelini olduğuna inandırmak. Yaklaşık 6 ay sonra gidip o çalıştığın yerde iki kat maaşla çalışmanı sağlayacağım."
Daha önce burada kalmam konusunda diretmişti şimdi de, eğer Edim'i postalarsa Gül'de bile kalabileceğimi söylüyordu.
En iyisi buydu. Ben bu evde kalırsam büyük bir boşluğa çekilirmişim gibi hissediyordum. Ama bunun için Edim'in gitmesi lazımdı.
Devrim neden bu kadar nefret ediyordu Edim'den? Gerçi beni bile kendinden nefret ettirdiyse onu nasıl ettirmezdi ki?
Umarim postalanırsın Edim. Çok amin.
Eee o zaman benim Edim postalanana kadar işe gitmeme gerek yoktu. Yaklaşık 6 ay. Hayatım boyunca hep çalışmıştım şimdi ise ne yapacağımı bilmiyordum.
Dudak bükerken Devrim üzerine tişörtünü çekip odadan çıktı. Bende onu takip etmeye başlamıştım.
Sevgi teyze salonda oturmuştu. Bizi görünce gülümsedi. "Oturun çocuklar."
Sevgi teyzenin ciddi ifadesi beni garip hissettirmişti.
Genelde benim gibi ciddi kalmayan bir yapısı vardı.
Devrim'le kısa bir bakışmanın ardından karşısında oturduk Sevgi teyzenin.
Gözlerini direk gözlerime çevirdi.
"Kızım nişanı oldu bittiye getirdik ama biz seni istemedik. Sonradan yaptığımız şeyin münasip olmadığını farkettim. Kusura bakma kızım. Ailen bu yüzden nişanına gelmedi. Sana kırıldıkları için galiba."
Ah be ince düşünceli Sevgi teyzem benim, nasılda mahçuptu. Gözlerim doldu. Yerimden ayaklanarak Sevgi teyzenin yanına yaklaşıp elinden tuttum.
"Sevgi teyze ailemin dünkü nişanda olmamasının sebebi her şeyin hızlıca olması değildi."
Yüzünde üzgün bir ifade belirdi. Onu bu azaptan kurtarmak istiyordum. Zaten çok üzülüyordu.
"Neden gelmediler kızım? Eğer neden bu değilse aranız mı kötü, o yüzden mi gelmediler?"
Gözlerimden yaşlar düşerken "Onlar isteselerde gelmezler Sevgi teyze. Sizinle alakası yok."
Kafamı eğerken baş parmağıyla yüzümü kaldırdı Sevgi teyze.
"Ama neden kızım?"
"Ben ailemi yıllar önce kaybettim."
Aslında bunu söyleyip ajitasyon yapmak istemiyordum ama Sevgi teyzenin bu konuda kendini sorumlu hissetmesi beni üzmüştü. Bu yüzden söylemiştim.
Sevgi teyzenin gözleri usulca doldu. Yavaşça göğsüne çekildim.
"Sen benimde kızımsın artık. Bende yakında vefat edeceğim ama ölmediğim her gün benim öz kızımdan farkın olmayacak. Çünkü ben senin gözlerinde o masumiyeti gördüm."
Sevgi teyzenin öleceğim demesi ile gözlerim doldu.
Devrim'in acısını şu an kalbimde hissediyordum.
Sevgi teyzenin kollarından güç alırmış gibi sımsıkı sarıldım ona. Ne için gelmiştim, ne durumdaydım?
***
Akşam yemeğine Pınar abla ve Levent abi de gelmişti. Levent abi ile Pınar abla yaklaşık 9 ay önce evlenmişlerdi. Ve birbirlerini sevdiklerini o kadar belli ediyorlardı ki. Çocukluk aşkıymış onlarinki.
Levent abi Devrim'in abisi Demir'in (Ki nişana gelmedi çünkü Amerika'da yaşıyormuş. Ama mutlaka gelecekmiş.) En yakın arkadaşıymış. Yıllarca birbirlerine söylememişler bu yüzden Pınar abla ve Levent abi.
Ta ki Pınar ablayı başka bir ailenin istemeye gelmesine kadar. İstemeyi basıp herkesin önünde Pınar ablayı sevdiğini söylemiş. Devrim hayvanı ve Demir ise onu önce bir güzel haftalarca dövmüşler. Ama o pes etmemiş. Sonra bakmışlar o kadar dövmelerine rağmen vazgeçmiyor anlamışlar çok sevdiğini.
Sonra da evlenmişler. Allahım sen konuyu biliyorsun, çok amin.
Gülümseyerek eti yavaşça çiğnemeye başlamıştım.
Devrim eminim şu an bana hayretle bakıyordu. Çünkü nasıl etleri hayvan gibi yediğimi biliyordu dünden dolayı adam.
Önünde hayvan gibi götürmüştüm etleri. Ne? Yükselenim boğa, yemek yemeyince spazm geçirirmiş titriyordum.
"Anne bu arada yarın şirketin kuruluşu için parti yapılacak. Katılacaksın değil mi?"
Parti mi? Sevgi teyzenin yüzünü bir telaş sardı.
"Kızım ben nasıl onu unuttum? Aklımdan tamamen çıkmış. Hiçbir şeyim hazır değil ki."
Gözleri bi anda bana kaydı. Bakışlarını Devrim'e çevirdi.
"Anneciğim yarın sekizde beni ve Elçin'i alışveriş merkezine bırakır mısın?"
Ağzımdan bir sürü itiraz cümlesini Sevgi teyzeye söyleyecektim ki susturdu.
Pınar abla hemen araya girdi.
"Anne bende senin kızınım ha."
Diye çemkirince gülümseyip "Sende gel benim güzeller güzeli kızım. Benim iki tane kızım var ve o partinin en güzelleri olacaklar."
Pınar abla bu iltifat ile bana göz kırpıp yemeğine döndü.
Devrim'e baktım. Çok dalgındı. Bedeni burada ruhu başka bir yerdeydi sanki.
Ayağına sertçe basıp dünyaya dönmesini sağladım.
Öyle sert basmıştım ki. Tıslarcasına bir ses çıkarıp
"Niye basıyorsun kızım ayağıma?" Dedi bağırarak hödük. Allahım tamam dışı muhteşem ötesi ama neden birazda nezaket vermedin şu adama?
Gözlerimi kısıp
"Düğünümüze alıştırma yapıyorum belki Devrim. Niye bağırıyorsun?"
Dedim o olağanüstü, tatliş sesimle. Allahım Devrim benim iyililiklerim kadar bana para verse milyarder olurdum.
Sevgi teyze birbirimize aşık olmadığımızı anlamasın diye neler yapıyordum. Ah bu iyi kalp bu dünyaya fazlasıyla fazla.
İç ses bütün günahlarımı bir bir dökmeye başlarken içimden Adana merkez, patlıyor herkez adlı keko şarkımı mırıldanıyordum. Ehehehe.
Devrim'e piç smile atıp önüme döndüm. Yarın alışverişe çıkacaktık. Muhtemelen o sarışın yellozda o partide olacaktı. Ve bu demek oluyordu ki benim çok güzel olmam lazımdı.
Tabi ki kredi kartımda kara delik açmadan. Ya da bir dakika, evet ya. Evet, neden aklıma gelmemişti ki?
Benim ponçiğim bana yardım ederdi ki.
Yine içimde kendimle konuşurken Devrim bacağıma öküz gibi vurdu.
"Ne vuruyon ya?" Benim sesim onun aksine insancıldı.
Adice sırıttı. "Eğer biraz daha kendi kendine gülersen Bakırköy yolcusunun haberin olsun."
Göz devirip ona dirsek attım. Bu adam benimle deli gibi eğlenmeye başlamıştı.
******
Sevgi teyze çok geç olduğu için gitmişti fakat Pınar abla ve Levent abi kalmıştı.
"Bu ne zamana kadar sürecek böyle Devrim?"
Pınar abla bunu ciddiyetle sormuştu. Devrim buz rengi gözlerini ona dikti.
"Abla niçin yaptığımı bilmiyormuş gibi yargılama. Annemin mutlu olması için. Ben böyle olsun ister miyim?"
"Dün Ahu geldi ablacığım. Evi yıktı, döktü. Ahu'ya da yazık Elçin'e de. Ağlamaktan harap oldu. Sizi yakın görmek istemiyor. Ki haklı da. Bu oyunu boz Devrim. Annemin Ahu'yu istemediğini biliyorum ama siz birbirinizi seviyorsunuz. Annem sizi ayırmayacak kadar iyi niyetli. Ki hastalığını öğrenmeden önce zaten nişanlıydınız. Öğrendiğinde böyle bir oyuna sürükledin bizi de kendini de. Ahu'yu bir gram bile sevmiyorum ama o da benim hemcinsim. Ve hiçbir kadın bir erkek tarafından böyle üzülmeyi hak etmez."
Ablasına sertçe baktı Devrim.
"Benim çok mu hoşuma gidiyor Pınar? Hı çok mu? Bende bilirdim abim gibi annemin o haline dayanamayıp, bırakıp gitmeyi. Acı çekmemek için uzaklarda yaşamayı. Ben öyle değilim abla. Ben eskiden öyleydim ama bunu şimdi yapmaya takatim yok. Ben kafayı yiyorum. Birgün uyandığımda annemin bu dünyada olmayışı düşüncesi beni çıldırtıyor. Ben birgün annemi kaybedeceğim abla. Kaybedeceğim. Ve annem benim yüzümden bu halde. Ahu haklı. Ama ben onun keyfi için yıllarca üzdüğüm kadını bu 6 ay içerisinde mutlu etmek istiyorum. Çok geç olduğunun farkındayım. Ama bundan vazgecmeyeceğim. Ben annemi çok üzdüm abla. Ve bu Ahu'nun haklılığını eksiye düşürüyor.
Ahu annem öldüğünde bana kavuşacak fakat ben anneme sadece toprağın altından dokunacağım sadece. Beni arafta bırakmayın, herkes kendi fikirlerini kendisine saklasın."
Pınar ablanın usulca gözleri doldu.
Aslında bu hikayede herkes haklıydı. Bunu tüm samimiyetimle söylüyordum.
Buz rengi gözlerle göz göze geldim. Kılcal damarları büyüyüp gözlerinin içini kırmızılaştırmıştı.
Ona gerçekten üzülmüştüm. Aciz görünmüyordu, aksine çok güçlü ve metanetli duruyordu. Hep omuzları dikti. Bu beni daha çok üzüyordu ya bilakis.
Kimseye ihtiyacı yok gibi duruyordu fakat ruhsal olarak içinde birilerine ihtiyaç duyuyordu.
Bu psikolojiyi o kadar iyi biliyordum ki. Ona öyle baktım ki gözlerini kaçırmak zorunda kaldı benden.
Levent abi Pınar ablanın üzülüp, ağlamasına dayanamayarak kafasını göğsüne bastırdı.
"Bak kardeşim tabi ki kendince haklısın ama sadece sen düşünmüyorsun annemi. Ablanda üzülüyor. Demir'de. Hepinizin acısı o kadar derin ki. Ama başkalarını da acılarınıza çekmeyin diyor ablan. Haklı da."
Devrim yumruklarını sıkarken gözleri benim üzerimde dolandı yavaşça. Ardından kaşlarını çatıp
"Abla geç oldu. Eve saat bir de varırsınız anca. Hadi eve gidin artık."
Devrim resmen kibarca kovmuştu onları.
Pınar abla pençelerini çıkarttı hemen.
"İşine gelmediği zaman kov tamam mı Devrim?"
Devrim cool bir edayla ablasına bakıp
"Ben büyüklerimin sözünü her zaman dinlerim abla. Tamam yaparım." Dedi çarpık bir gülümsemeyle. Ayaklanmıştı onları geçirmek adına. Allahım ne kadarda öküz bir adam bu ya.
Pınar abla göz devirip "İstenmediğim yerde durmam. Hıh." Diyerek Levent abinin elini tutarak çıkışa gitti.
Çok matrak bir ailenin içine düşmüştüm yeminle. Az önce kavga etmelerine rağmen şimdi birbirlerine sımsıkı sarıldılar. Bende Pınar'a sımsıkı sarılmıştım.
Kapıya kadar uğurladık onları. Gittiklerinde ise Devrim yanımdan geçmeye kalktı ama elini tuttum. Bunu yapmamla iki adımdan öteye gidememişti.
Sorgularcasına baktı yüzüme.
"Yorulmadın mı dıştan "Yıkılmadım ayaktayım." Pozları kesip içinden "Gönlüm yaralı." Şarkısını söylemekten?
Kaşlarını çattı. "Nereden biliyorsun ufaklık böyle bir ikilemde olduğumu. Ya yanılıyorsan?" dedi, dünkü gibi üzerime doğru gelirken.
Ya neden ikidir biz bu klişeyi yapıyorduk acaba?
"Devrim ne yapıyorsun?"
Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Burun burunaydık.
"Sen önce kendi yaralarını sar ufaklık. Benim yaralarım omzunda kambur oluşturur."
Sıcak mı olmuştu ne?
"Devrim üzerimden çekilir misin?"
Çünkü şu anki aramızdaki sıcaklık küresel ısınmadan bile daha kuvvetliydi de.
"Benim dişi aslanım utandı mı?"
Omuzlarından sertçe ittirip hemen odama koştum. Yüzüm kıpkırmızıydı. Kalbimde deli gibiydi. Bu adam kalbe zarardı.