Gece Mardin’in üzerine ağır bir örtü gibi inmişti. Sokak lambaları solgun bir sarıyla yanarken, Berzan’ın adımları taş merdivenlerde yankılanıyordu. Şirketten çıkıp, kendine ait küçük, sade ama zarif döşenmiş taş konağa geldiğinde, üstündeki yorgunluk fizikselden çok ruhsaldı. Kapıyı açıp içeri girdi. Salon loştu. Işıkları açmadı. Ceketini koltuk arkalığına bırakıp doğruca içki dolabına yöneldi. Viski şişesini çıkardı, kapağını yavaşça çevirdi. Kristal bardağa koyduğu ilk yudumu içerken gözlerini duvardaki boş çerçeveye dikti. Her şey bomboştu. Şimdi o boşluk, içindeki boşluğun yankısı gibiydi. O gece içmeye kararlıydı. Sessizce müziği açtı. Eski tarz müzik plağı çalmaya başladı. Hafif bir ses salona yayıldı, ama hiçbir ezgi içindeki ağırlığı hafifletemiyordu. Bir yudum daha. Sonra bir

