Boğaz’ın hafif serin rüzgarı, restoranın açık terasında dans ediyor; martıların çığlıkları ve dalgaların hafif köpük sesi, şehrin karmaşasını bir süreliğine unutturuyordu. Leyla, zarif kıyafetinin eteğini hafifçe toplarken masanın kenarında oturuyordu. Kenan ise cam kenarına yaslanmış, Boğaz’ın sonsuz maviliğine dalmıştı; yüzündeki ifadede hem sabırsızlık hem de huzursuzluk vardı. Kapı aralandı. Berzan girdi. Herkesin nefesi kesildi; sanki zaman dondu. O, eski bir hayalet gibi, geçmişin yaralarını ve hesaplaşmaları beraberinde taşıyarak adımlarını atıyordu. Leyla’nın gözleri Berzan’a kitlenmişti; içinde bastırılmış bir fırtına vardı, kelimeler birikiyordu dudaklarında ama bir türlü dökülemiyordu. Kenan ise sessizce, gerginliği bastırmaya çalışırken, ellerini masanın altında kenetlemişti.

