Kardeş Sayılır

1251 Kelimeler
Emre farkına ilk ne zaman vardı, bilmiyordu. Zaten buna “farkına varmak” da demiyordu. Öyle şey mi olurdu? Saçmalık. Delilikti bu. Aklının bir köşesinde durup durup beliren o düşünceyi her seferinde sertçe itiyordu. Manyak mısın sen? Kardeşin sayılır o senin. Ama bazı şeyler yine de durmuyordu. Mesela gidiş saatlerini ezberlemeye başlamıştı. Fark etmeden. Sabah evden ne zaman çıktığını, akşam dönüşlerinin kaç gibi olduğunu… Kapı sesi duyulduğu anda saatine bakıyor, fark ettiği an kendine kızıyordu. Gün içinde, hiç yeri değilken aklına düşüyordu: Şu an ne yapıyordur acaba? Bu soruyu sorduğu anda yüzünü buruşturuyor, sigarasını sertçe bastırıyordu kül tablasına. İşine bak Emre. Bazen görmediği süreler uzuyordu. İki gün… üç gün… İşte o zaman içi daralmaya başlıyordu. Böyle zamanlarda Zeynep’in yanına gidiyordu. Sözde gelişigüzel. Hal hatır soruyor, sonra lafı dolaştırıp dolaştırıp kızlara getiriyordu. Zeynep bir bakıyordu ona. Yan gözle. Hafif bir gülümsemeyle. “Ne oldu Emre abi,” diyordu, “merak mı ettin?” “Yok canım,” diyordu hemen. “Ev eskisi gibi kalabalık olmayınca fark ediliyor işte.” Ama laf almaya çalışıyordu. Nerede olduklarını, ne yaptıklarını, hafta sonu planlarını… Zeynep anlattıkça içi rahatlıyor, anlatmadıkça huzursuzluğu büyüyordu. Hafta sonları daha zordu. Kızlar fırsat buldukça pazar parka kaçıyorlardı. Çekirdek, kola… Çimenlere yayılıp saatlerce konuşuyorlardı. Emre bunu öğrendiği ilk hafta, “tesadüfen” oradan geçti. Arabayı parkın biraz uzağına bıraktı. İçeri girmedi. Girmesine gerek yoktu. Uzaktan da görsem yeter. Parkın etrafında dolandı. Bankların arasından, ağaçların gölgesinden… Bir anlık silüet. Bir kahkaha. Rüzgârda savrulan saçlar. Elif’in başını arkaya atarak güldüğü o an… Kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. O sırada Elif bir an durdu. Etrafına baktı. Gözleri parkın dışına kaydı. Emre, refleksle bir ağacın arkasına çekildi. Elif kaşlarını çattı. “Bir şey mi var?” dedi yanındakilere. “Az önce… sanki biri bakıyordu.” Zeynep omuz silkti. “Takıldın sen de.” Ama Elif’in bakışı parkın dışına bir kez daha kaydı. Emre o an nefesini tuttu. Bazen arkadaşlarını ayartıyordu. “Hadi lan parka gidelim.” “Ne işimiz var pazar günü parkta?” “Canım sıkıldı işte.” Arkadaşları gidip kızların yanına oturuyordu. Emre biraz geride kalıyordu. Mesafesini koruyordu. Ama gözleri hep oradaydı. Serkan dirseğiyle dürtüyordu. “Oğlum… ne oluyor?” “Ne olacak lan?” “Bir şey var ama sen söylemiyorsun.” Söylemiyordu. Söyleyemezdi. Kendimden küçük, kardeşim dediğim kıza sevdalandım demek… Bunu ağzına alamazdı. Gururu izin vermezdi. Hayatı boyunca doğru bildiği her şeye ters düşmekti bu. O yüzden başka kelimeler buluyordu. Merak. Sahiplenme. Alışkanlık. Ama geceleri, herkes uyuduğunda, balkonda tek başına otururken o kelimelerin hiçbiri yetmiyordu. İçinde adı konmamış, konursa boğazında düğümlenecek bir şey vardı. Ve Emre, adını koymamak için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Sabahları bekler olmuştu. Bunu kendine itiraf etmiyordu ama bedeni ondan önce karar veriyordu. Kapı sesi duyulduğunda saati kontrol ediyor, ayakkabılarını bağlarken adımlarını yavaşlatıyordu. Belki bugün de bırakırım, diyordu içinden. Sanki tamamen tesadüfmüş gibi. Okuldan arta kalan zamanlarda anaokuluna başladığını biliyordu. Zeynep ağzından kaçırmıştı. “Elif bazen çok geç geliyor, anaokulunda kalıyor,” demişti. Emre o cümleyi defalarca zihninde döndürmüştü. Bazen okul çıkışı denk geliyordu. Duraktan indiği an yakalıyor, “Gel bırakayım,” diyordu. Sanki yolu üstüymüş gibi. Sanki hiç hesap yapmamış gibi. Arabada konuşuyordu Elif. Bıcır bıcır… Günü, çocukları, sınıfı, öğretmenleri… Ama en çok da Ayla’yı. “Abi var ya,” diyordu gözleri parlayarak, “Ayla bana sarılıyor. Bildiğin boynuma dolanıyor. ‘Abla’ diyor. Öyle sıkı sarılıyor ki…” Emre direksiyonu biraz daha sıkıyordu. Nasıl kıskanmaz insan? Dört yaşında çocuk bu… Ama içindeki şey mantık dinlemiyordu. Ayla denen o bücürü her anlattığında, Elif’in sesi yumuşuyordu. Emre, o yumuşamayı kıskanıyordu. Bir gün iş erken bitmişti. Nadirdi. Çalıştığı hukuk bürosu anaokuluna yakındı. Arabaya bindiğinde yolu uzatabileceğini fark etti. Belki denk gelirim, dedi kendine. Sadece bu kadar. Okulunun önünden geçerken gördü. Elif, kapının önünde bir adamla konuşuyordu. Gülüşüyordu. Doğal, rahat bir gülüş… Emre’nin midesi aniden kasıldı. Arabayı nasıl park ettiğini, nasıl indiğini hatırlamıyordu. Ayakları onu çoktan oraya götürmüştü. “Merhaba.” Sesi beklediğinden daha sert çıkmıştı. Elif döndü. Şaşkındı. “Emre… hoş geldin.” O sırada adam Elif’in elini tuttu. Tokalaşmak için. Belli. Ama Emre’nin içinden geçen ilk şey şuydu: Ne gerek var kardeşim tokalaşmaya? Elif hemen araya girdi. “Tanıştırayım, Ayla’nın babası. Bak bu da Ayla.” Adam kucağındaki küçük kızı biraz öne eğdi. Emre o an kızın yüzüne baktı. Koca gözler. Utangaç bir ifade. Babasının omzuna sığınmış minik bir beden. Emre, farkında olmadan gülümsedi. En güzel gülüşlerinden biriyle. Ayla utanarak başını babasının omzuna gömdü. Minik eli babasının yakasını sıktı. Emre’nin içi bir anlığına yumuşadı. Kıskançlık yerini tuhaf bir sıcaklığa bıraktı. Demek sarıldığı bu… Elif gülümsüyordu. “Bak gördün mü, bana da böyle yapıyor,” dedi. İşte o anda Emre’nin içinden bir şey koptu. Adını koyamadığı, koymak istemediği bir şey. Delisin sen, dedi kendine. O senin kardeşin sayılır. Ama kalbi, ilk defa bu kadar yüksek sesle itiraz ediyordu. Emre boğazını temizledi. Bakışlarını Elif’ten ayırmadan, sanki içinden taşanı bastırmak ister gibi konuştu. “Geçiyordum,” dedi. “İş de bitti zaten… dedim seni de alayım.” Elif şaşkınlıkla baktı. “Denk gelmen ne iyi oldu,” dedi. Sesinde içten bir rahatlama vardı. “Ben de şimdi çıkıyordum.” Emre başını salladı. Fazla konuşmadı. Konuşursa, sesinin ele vereceğinden korkuyordu. “Hadi,” dedi sonra, daha gündelik bir tonla. “Hazırlan, eve gidelim.” Elif Ayla’ya eğildi. “Güle güle güzelim,” dedi. “Yarın görüşürüz.” Ayla yine utandı. Bu kez Elif’in bacağına sokuldu. Emre o sahneyi bir saniye fazla izledi. Sonra kendine kızıp anahtarı cebinde çevirdi. Arabaya bindiklerinde, kapı kapandığı an içeride başka bir sessizlik oldu. Dışarının gürültüsü kesildi, dünya daraldı. Emre motoru çalıştırdı. “Bugün geç oldu,” dedi Elif. “Çok mu yoruldun?” “Yok,” dedi Elif. “Yorulmak gibi değil bu. İnsan… dolu geliyor.” Emre dikiz aynasından ona baktı. “Anlatıyorsun ya,” dedi. “Çocukları… iyi geliyor sana belli.” Elif gülümsedi. Camdan dışarı bakıyordu ama sesi içten geliyordu. “Evet,” dedi. “Bazen bir sarılma yetiyor.” Emre direksiyonu biraz daha sıktı. “Bugün Ayla da iyiydi,” diye devam etti Elif. “Babası erken aldı. Normalde zor ayrılıyor ama bugün… sakindi.” “Belli,” dedi Emre. “Bana da utandı.” Elif güldü. “Herkese öyle. Ama sonra alışıyor.” Bir an duraksadı. Sonra, sanki içinden geçen bir şeyi tartar gibi konuştu: “Bu arada… az önce dışarı bakarken… garip bir his oldu.” Emre’nin kalbi tekledi. “Ne gibi?” dedi, sesini sabit tutmaya çalışarak. “Bilmem,” dedi Elif. “Sanki biri bakıyordu gibi. Saçma ama…” Emre hemen araya girdi. “Kalabalık orası,” dedi. “Olur öyle.” Elif başını salladı. “Evet… herhâlde.” Kısa bir sessizlik oldu. Şehrin ışıkları camdan içeri vuruyordu. Emre konuşmak istiyordu ama kelimeleri seçemiyordu. “İyi ki aldın beni,” dedi Elif bir süre sonra. “Sanki bugün… eve yalnız gitmek istemiyordum.” Bu cümle Emre’nin göğsüne oturdu. “Her zaman,” dedi hemen. “Ne zaman istersen.” Cümle ağzından çıkınca pişman oldu. Fazla gelmişti. Ama Elif bir şey demedi. Sadece başını koltuğa yasladı. Arabada kalan yol boyunca çok konuşmadılar. Ama sessizlik bu kez ağır değildi. İçinde söylenmemiş cümleler vardı sadece. Evin önüne geldiklerinde Emre arabayı durdurdu. Elif kapıyı açmadan önce durdu. “Emre,” dedi. “Bugün… iyi ki denk geldin.” Emre cevap vermedi. Gözleri önünde bir noktaya takılıydı. “İyi geceler,” dedi sadece. Elif indi. Kapıyı kapattı. Eve doğru yürürken bir an arkasına baktı. Emre hâlâ oradaydı. Arabada. Gitmemişti. Göz göze geldiler. Bir saniyelik. Ama ikisine de fazla geldi. Emre o an anladı: Bu artık sadece merak değildi. Ve bunu durdurmak… sandığından çok daha zor olacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE