10. Bölüm

1651 Kelimeler
Akşam saatleriydi, Sonay ağzına siyah bir maske, gözlerinde güneş gözlüğü, ve kafasındaki şapkayla, tanınmamaya çalışarak hastaheneden çıkmak için hazırlanıyordu. "Bu kadar şeye gerçekten gerek var mıydı?" Ayaz'ın fısıltısı karşısında gözlerini devirdi. Sarışının kulağına eğildi, gözleri hemen resepsiyondaki çıkış işlemlerini halleden kardeşindeydi. "Dokotorla bile gizlilik sözleşmesi imzaladık. Şimdiye kadar haberin nasıl yayılmadıgını sanıyorsun sen?" Sonay ünlü bir klüpte oynuyordu. Tanınmaması imkansızdı. Neyseki hastahane anlayışlı çıkmıştı da haberi gazetecilere uçurmamıştı. İlkay'ın yanlarına adımladığını gördüklerinde Sonay oturduğu yerden kalktı ardından kanepeye yasladığı kol altı değnekleri alarak bekledi. "Gidebiliriz, herşey tamam." Ayaz Sonay'ın soluna girip yürümesine yardım etti. İlkayda kapıyı açıyordu. Hep birlikte dışarı çıktıklarında akşam rüzgarı suratlarına doğru esti. Sonay derin bir oh çekti. "Oh be, dünya varmış." Çok özlemişti dışarda olmayı. "Hadi beklemeyelim, taksi çağırdım az sonra burda olur." Sonay onu onaylayıp ikisinin de yardımıyla güç bela indi merdivenleri. Beş tane merdiveni inene kadar canı çıkmıştı. Gözleri alçıdaki ayağına kayarken ifadesi düşünceliydi. Ayağı, iyileşecekti değil mi? Eskisi gibi yine top peşinde koşup, zıplaya bilecekti? Dikkatle ayağını incelediğinde gördüğü çizimle İlkay'ın omuzuna sertçe geçirdi. İlkay anlamayacak ona döndü. "Ne oldu lan? Ne vuruyorsun?" Sonay gözlüklerini ardından öfkeyle ona baktı. "Ulan ayağıma sik mi çizdin?" Demesiyle ikisinde de kahkaha yükseldi. "Şimdi mi fark ettin?" İlkay'ın alayı, "Bilmiyor muydun?" Diyen Ayaz'ın gülüşüyle devam etti. "Bilmiyordum amına koyim, ne ara çizdin oğlum bunu?" İlkay gülmeye devam ederken zor bela konuştu. "İlk gün çizmiştim." Üçü de gülüşerek taksiye bindi, ardından İlkay ve Sonay'ın beraber yaşadığı evlerine doğru gittiler. Yaklaşık on beş dakika sonra gelecekleri yere varmışlardı. Sonay yine yardım alarak taksiden inip eve çıktı. En son eve girdiklerinde kendini yorgunlukla kanepeye attı. "Ulan bittim ben." O kadar merdiveni çıkarken nefes nefese kalmıştı. Ayaz onun bu haline güldü. Gidip yanına kuruldu hemen, sırtını ona yaslayarak oturdu. Sonay da kolunu ona dolayıp çenesinden tutarak yukarı kaldırdı. Ardından küçük bir öpücük kondurdu dudaklarına. "İğrençsiniz." İlkay odasına geçmeden önce mutfaktan su alıp içti. İçerken de aşırı romantik çifte bakıyordu yüzünü buruşturarak. "Kıskanma abisi, sende yap bir sevgili." "Ne kıskanacağım lan." Suyu kafasına dikti. Yüzünü buruştursa da dudaklarında küçük bir gülümseme vardı. Bardağı tezgaha bırakıp, yine gözlerini sessizce fısıldaşan çifte çevirdi. Ayaz’ın başı Sonay’ın omzuna düşmüş, Sonay da elini onun parmaklarına dolamıştı. Onlara bakınca ister istemez aklına Sinan geliyordu. Hırçın bakışları, tuhaf yakınlaşmaları, yüzeysel kavgalar, dokunuşlar... Senin beni merak etme hakkın yok!! Sesi kulaklarında çınlarken gözlerini kapattı. Bu sefer gözünün önüne gelen tanımadığı o adamla gülüşme sesleriydi. Kıkırdayışı, flörtöz tavrı.. bacağındaki parmaklar, eller... "Siktir!" Dayanamayacağını fark ederek ikiliyi salonda yalnız bırakıp odasına geçti. Işığı yakmadan dolabından kendine kıyafet aldı. Giyinip, bedenini yatağa attı sertçe. "Düşünme oğlum, düşünme. Siktir et!!" Ama düşünceler kulaklarının içine doluyordu sanki. Sinan’ın sesi, o alaycı gülüşü, ‘Senin beni merak etme hakkın yok’ deyişi... Kafasının içinde yankılandıkça parmak uçlarına kadar sinirlendi. Ayağa fırladı. Daracık odada bir ileri bir geri yürümeye başladı. Ayakları çıplak, zeminin soğuğu tenine değse de umurunda değildi. Düşünmemeye çalıştıkça daha çok düşünüyordu. “Ne demek hakkım yok lan?!” diye söylendi kendi kendine. “Ne demek?!” Sinan’ın odasındaki o sahne tekrar canlandı gözünün önünde. Bileğini tutan eller... Gülüşmeler... Ve Sinan’ın savunmasız hali. Derin bir nefes aldı. Buz gibi pencereyi açtı. Soğuk gece havası bir tokat gibi çarptı yüzüne. Ama iyi geldi. Gözlerini gökyüzüne dikti. Sinan’ın gözlerini düşündü. Çimen yeşili. Onu her hatırladığında kalbi sıkışıyordu. Bu duyguyu reddetmek istese de başaramıyordu. Yavaşça yatağa döndü, ama bu sefer uzanmadı. Oturdu sadece. Ve gece boyunca hiç uyuyamadı. *** Ertesi sabah alarm çalmadan önce uyandı. Gözleri kıpkırmızıydı. Yatakta tüm gece dönüp durmuş, sabaha karşı on dakika zorla uyumuştu. Ayağa kalkıp banyoya geçti, elini yüzünü yıkarken günlük rutin işlerini hallediyordu. Sonra tekrar odasına döndü. Dolabından bol siyah sweat ve siyah kot pantolon alıp giydi. Öyle yorgundu ki özenesi bile gelmiyordu içinden. Üzerini değiştirdikten sonra mutfağa uğrayıp bir elma aldı. Kardeşi hala salonda uyuyordu, onu rahatsız etmek istemediği için hızla çıktı evden. Yürüyerek geldiği spor tesisinden içeri girdi, on beş numaralı salona geçerken soyunma odasından sesler geldiğini fark etti. Saat çok erkendi daha. Neden herkes bu kadar çabuk gelmişti ki? Soyunma odasına kapıyı çalmadan girdi. Herkes kendi işindeydi, kısa bir bakışma geçse de aralarında tekrar önlerine dönmüşlerdi. Mert elindeki telefona gömülmüştü, Kaan üzerini değiştiriyor, diğer yandan Okanla sohbet ediyordu. Emreyse Ayaz'la oturmuş, elindeki dergiden bir şeyler gösteriyordu. İlkay dolabına gidip içinden formasını çıkarıp giydi. Bu sırada kapı tekrar açıldı ve içeri Sinan girdi. Sinan kapıyı açtığı anda göz göze gelmişti İlkay'la. Ama ikisi de bir şey olmamış gibi önüne dönmüştü. Bir birleriyle muhattap olmak istemedikleri belliydi. Aralarındaki gerilim gözle görülür netlikteydi. Diğerleri fark etti ama umursamadı. Her zamanki halleriydi işte. İlkay, Sinan yanından geçerken süzdü onu. Gözleri omuzunda, elinde en son ayak bileğinde durdu. Hala sargıdaydı ama adımları keskindi. Artık iyileşmiş olmalıydı. Sinan Mert'in yanında geçerken bir yandan da çantasını omuzundan çıkarıyordu. Mert onun yaklaştığını görünce sırıttı. Elindeki telefonu gösterdi. "Bak, Sinan yeni oyun çıkmış, efsane!!" Sinan göz ucuyla telefona baktı. Ardından güldü. "Hala bu oyunları mı oynuyorsun? Dolandırıldığından beri akıllanmadın mi?" "Yok, oğlum bu başka. Gerçekten çok güzel, bir dene bayılacaksın." Sinan yüzünü buruşturdu. "Kalsın, oyun oynama yaşımı çoktan geçtim ben." Mert alınganca kollarını göğsünde kavuşturdu. "Sadece çocuklar mı oyun oynuyor amına koyim, ne alaka?" Sinan omuzuna gelişi güzel vurup dolabından formasını çıkardı. "Tamam kanka, en haklı sensin. Uğraşamam seninle." Mert gözlerini kısarak ona baktı, ardından omuz silkerek telefonuna geri döndü. Sinan üzerindekileri çıkartırken, Okan odanın en sonundan ıslık çaldı. "Hoy maşallah, yürü de endamını görelim Sinan'ım." Sinan onun bu çıkışına kahkaha attı. İlkay göz ucuyla onları izliyordu. Gerçekten hep bu kadar yakınlar mıydı? Ayrıca Sinan neden sinirlenmek yerine gülüyordu? Çünkü, az sonra İlkay kavga çıkaracaktı sinirinden. Parmak buğumları beyazlayana kadar sıkıyordu yumruklarını onun bu halleri karşısında. İlkay'ı umursamıyordu ama gelen geçene gülücük dağıtıyordu kıvırcık oğlan. Okan’ın dalgasını Kaan devam ettirdi. "Yavrum, çıkışta eve geçelim mi?" Kaan'ın ardından Emre güldü. Gözleriyle Sinan'ın kalçalarını işaret etti. "Kasa da sağlammış." Sinan dişlerinin arasına aldığı dudaklarıyla kıkırdadı. "Abartmayın amına koyim." Diyerek formasını üzerine geçirdi. "Ne abartması kanka, bu şaheseri herkes görmeli. Allah özüne bezeneye yaratmış valla." Sinan ikinci kez Mert'in omuzuna geçirdi. Ayaz ise gergince gülümsüyordu. Gözleri bir sinirden köpüren İlkay'da, bir de Sinan da dönüyordu. Ani bir kavgaya karşın ayağa kalkıp İlkay'ın yanına gitti. "Hadi Sonay, gidelim biz, koç gelir şimdi." Diğerlerine el sallayıp kolunu İlkay'ın omuzuna atarak çıkışa yönlendirdi. Kapıyı açıp kendisiyle birlikte, hala gözü eğlenen ekibe takılmış şekilde ilerleyen İlkay'ı da çıkardı odadan. "Rahatlığınızı sikeyim!" Ayaz yan taraftan çaktırmamaya çalışarak kıs kıs gülüyordu. "Sen bir ihtimal Sinan'ı kıskanıyor ola bilir misin?" Kaşlarını kaldırmış imalı imalı ona bakıyordu. "Yok artık!!" Ayaz'ın kolunun altından kurtulup, sahaya geçti. "Peki neden bu kadar sinirlendin?" Ayaz'ın pes etmeyi niyeti yoktu. Kesinlikle yoktu. "Sinirlenmedim." "Aynen kankacım, kesin öyledir." İlkay işaret parmağını kaldırıp Ayaz'a döndü. "Yine gidip sevgiline ötme bak, bozuşuruz." Ayaz nazikçe itti parmağını. "Sevgilim değil" İlkay gözlerini devirdi. "O yüzden her bulduğunuz yerde yiyişiyorsunuz, değil mi?" Ayaz onun sözlerine kısa bir kahaka attı. "Oğlum, millet sevgili olmadan da yapıyor öyle şeyler." İlkay gözlerini devirdi. "Bu sözlerini Sonay'a da söylersin. "Söylerim tabi." İkisi sepete doğru ilerleyip birer top aldılar. Potanın karşısında atış çalışması yaparken bir yandan da konuşuyorlardı. "Sinan'dan hoşlandığını da söyleyeyim mi?" İlkay ışık hızında kafasını ona çevirdi. Gözlerini fal taşı gibi açıldı. "Sussana lan, biri duyacak yanlış anlayacak." "Ne? Yalan mı?" Ayaz topu potaya geçirirken sordu. Yüzünde hala eğlenceli bir ifade vardı. "Yalan tabi," Attığı top potadan geçmeyince sinirle soludu. "Gıcık oluyorum ben ona." "E, bende Sonay'a gıcık oluyorum bazen." Dedi omuz silkerek. Elini çenesine götürüp düşündü. "Özellikle kıskançlık yaptığımda daha çok gıcık olurum şerefsize." "Bunun benimle ne alakası var?" Ayaz sırıtmadan duramıyordu. Demir kapı açılıp takımdaki oyuncular içeri girmeye başlayınca fısıldamak zorunda kaldı. Dudaklarını aralayıp İlkay'ın yanından geçmeden önce kulağına eğildi. "Çok belli ediyorsun kanka." Geri çekilip, İlkay'ın ona vurmasını engellerken diğerlerinin yanına koştu. Bu sırada İlkay'a alayla bakan Sinan'ı gördü. Sırıtması daha çok büyürken akşam sevgilisine anlatacaklarını sabırsızlıkla bekledi. *** Düdük sesi geldiğinde herkes kendi halinde ısınma haraketleri yapıyordu. Koç'un geldiğini görünce hepsi ayağa kalkıp sıraya dizildiler. İlkay hemen yanındaki Sinan'a göz ucuyla bakıp tekrar kapıdan giren koça döndü. Önde koç, ilerlerken yanında tanımadıkları birisi daha vardı. "Tanıştırayım arkadaşlar, yanımdaki beyefendi Yıldız Spor kulübünun asistanı Ömer bey, buraya maç teklifi yapmak için geldi. Sizin için güzel bir deneyim olacağından kabul ettim. Misafirlerimiz az sonra burda olacaklar. Sizden tek ricam," derken gözlerini Sinan ve İlkay'da tuttu. "Birlikte takım olarak çalışmanız. Kavga istemiyorum, anlaşıldı mı?" Tüm takım onaylarken koç memnuniyetle gülümsedi. Eliyle Ömer beye yol gösterirken birlikte sahadan çıkıp tirbunlere ilerlediler. "Bir bu eksikti zaten." Diyen ilk kişi Okan olmuştu. Bezgince elindeki topu sepete atıp yere çöktü. "Oğlum varya kesin kavga çıkacak." "Koç neden kabul etti ki şimdi, belamızı sikecek herifler." İlkay anlamayarak kaşlarını çattı. Sinan bir şey söylememişti ama yüzünde sıkıntılı bir ifade vardı. Okan gibi yere çöküp ayağındaki bandaji açmaya koyuldu. Diğerlerinin onu izlediğini fark edince güldü sinsice. "Puşt herifler üzerime oynamasınlar diye çıkarıyorum." İlkay Ayaz'a kısa bakış attı ne oluyor dercesine. Ayaz İlkay'ı kenara çekti farkedilmeden. "Şu Koç'un bahsetti Yıldız Spor fena kötü oynuyorlar. Bunu bastırmak icin de devamlı faul yapıyorlar." Diyerek anlatmaya başladı. "Geçen sene hazırlık maçında herifler ağzımıza sıçtı. Adamların top oynadığı yok. Sakatlamak için çıkıyorlar sahaya. Takımda sakatlanmayan bir Sonay kalmıştı herhalde. Tam hatırlamıyorum. Benim bileğim, Sinan'ın kolu derken, takımda sağ adam bırakmadılar. Koç bunu bile bile nasıl kabul etti aklım almıyor." İlkay başını sallayip endişeyle Sinan'a baktı. Şimdi daha iyi anlıyordu sargıyı neden çıkardığını. "Bana bak, eğer söylediğin gibiyse, nasıl kazanacağız bunlara karşı?" Ayaz dudaklarını büzdü. "Bilmiyorum, onu koça sormak gerekiyor. Kendisi köşede keyif yapacak diye, biz sakatlanacağız burada." Sıkıntılı sesine karşın omuzunu okşadı. "Merak etme, öyle bir şey olmasına izin vermem." Ayaz güldü. "Oğlum bazen seni Sonay'la karıştırıyorum. Sözleriniz bile aynı." "Sanki ikizmişiz gibi, ha?" İlkay da sırıttı. "Aynen, sanki ikizmişsiniz gibi." İlkay cevap vermedi. Gözleri yeniden Sinan’a kaymıştı. Sinan kafasını kaldırdı, sanki bakışlarını fark etmişti. Göz göze geldiler. Kısa bir andı. Zaten hemen ardından Sinan bakışlarını kaçırdı. İlkay, dişlerini sıkıp başını çevirdi. Bu maçta ne olursa olsun Sinan'ı korumalıydı. Ondan nefret etmek istiyorsa etsin ama bu maçta kimsenin yaralanmasına izin vermeyecekti. Özellikle de Sinan'ın. 🏀🏀🏀
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE