12. Bölüm

2384 Kelimeler
İkinci çeyrek Saha adeta alev alev yanıyordu. Oyuncuların alnında biriken terler yere damlamadan buharlaşıyor gibiydi. İlkay ilk çeyrekte aldığı darbelerin acısını hissederken, yeni darbeler kabul etmekten çekinmiyordu. Karşı takım daha da sertleşmeye başlamıştı. Hüseyin, Sinan'ı bir avcı edasıyla hedef almıştı. Her pozisyonda, her perdelemede, her dönüşte Sinana çarpıyor, dirsek atıyor ya da yere düşürüyordu. Artık İlkay çıldırma noktasına gelmişti. Arkasını döndüğü gibi Hüseyin harakete geçiyordu. Top Sinan'da olmasa bile. İlkay Sinan'dan ve takımdan önce koşuyordu toplara. Her topu alındığında karşı takımın potasının yakınlarında bekleyen Sinan'a, Okan'a ve ya başkasına pas veriyor ardından takımı topu potaya geçiriyordu. Harika bir tempo bulmuşlardı. Neredeyse rakip takımın puanlarına yetiştiler. Skor 45-48'di. Son kez karnına yediği darbeden kurtulup, acısı geçmeden Sinan'a tekrar pas attı. Sinan üçlük çizgisinden topu nazikçe potaya yolladı. Top potaya geçtiğinde düdük tekrar çaldı. Şimdi skorlar eşitti. Bunun sevinciyle Takım koşup bir birine sarıldı. Tebrikler havada uçuşuyordu. Herkes bir Sinan'ın bir de İlkayin sırtına helal olsun diye geçirirken, kendilerini izleyen kalabalıktan habersizlerdi. Ne yazık ki, sevinçleri kısa sürdü. Üçüncü çeyrek başladığında herşey değişti. Üçüncü Çeyrek Emre yerine sahaya Kaan geçti. Kaan topu rakip takımdan alıp İlkay'a pas attı. İlkay topu karşılayınca sırıttı. Aynı tempoda devam ederlerse kesinlikle galip olurlardı. Beklemediği şey, Yıldız sporun haraketlerine hızlıca adaptasyon göstermesiydi. Sinan'a pas atacağını fark eden Hüseyin, hızla önüne geçti ve topu kaparak üçlük attı. İlkay pes etmedi, on dakika boyunca takımıyla birlikte çalıştı ama rakipleri onları çoktan çözmüştü. Bir işe yaramıyordu. En son, Hüseyin yine Sinan'a doğru hamle yaptı. Sinan'ın potaya attığı topu kesmek için Sinan'la birlikte zıpladı, son anda elini yumruk yapıp karnına doğru geçirmeye çalıştı.. Saldırıdan hemen önce bir el hızla yumruğunu kavradı. Sinan hafifçe yere inerken Hüseyin adeta yere fırlatılmış oldu böylelikle. Acıyla inlerken onu inciten kişiyi görmek için doğruldu. İlkay Sinan'ın önünde barikat kurmuş, gözlerinden ateş çıkarcasına Hüseyin'e bakıyordu. Hüseyin —ne kadar itiraf etmek istemese de bu bakışlar onu ürkütmüştü. "Ona bir daha dokunursan," dedi İlkay dişlerinin arasından "kolunu kırarım." Hüseyin sırıttı iki elini teslim oluyormuş gibi yukarıya kaldırıp geriledi. Hüseyin giderken, Sinan yavaşça omuzuna vurdu. "Beni korumana ihtiyacım yok." "Buradan bakınca öyle durmuyor ama." Alaylı tınısına karşı gözlerini devirdi. "Sadist misin ulan sen?" İlkay'ın kolundan tutup kendine çevirdi. "Yaralanmaktan zevk mi alıyorsun?" İlkay serçe parmağıyla alnını kaşıdı. "Yatakta?" Düşündü. "Evet." Sinan ona inanmazca baktı. "Hala şaka yapıyorsun, pes." İlkay onun bu tavrına güldü. Kolunu Sinan'ın omuzuna atarken kendisiyle birlikte yürüttü. Sinan omuzundaki ele ters ters baktı. "Çek şu elini." Diyerek uzaklaştırdı kendinden. "Herifler pestilini çıkardı hala sırıtıyorsun." İkisi yerlerine geçerken İlkay cevap vermek için dudaklarını araladı. "Bir de karşı tarafı gör." Dedi alayla. Sinan ona atılan pası karşılarken, topu elinde sektirerek karşı takımın potasına doğru yaklaştı. Bu sırada yanındaki İlkaya cevap vermeyi unutmuyordu tabi. "Karşı taraf bana sağlam göründü." İlkay gözlerini yedek yerlerde oturan, daha önce Okan'ı inciten ardından kendisi tarafından bizzat incitilen herifi buldu. "Herifin kolunu siktim" dedi işaret parmağını sinirle bu tarafa bakan adama doğrultarak. "Nasıl sağlam oluyor?" Sinan topu potaya geçirirken iki puan daha kazandılar. Şu anda skor 65-64'dü. Topu yerden almadan İlkaya döndü. Eliyle kolunu gösterdi. "Kolun morarmış." Dizini gösterdi "Aksıyorsun farkında değilsin." Ardından sırtını işaret etti. "Dik duramıyorsun acıdan bok herif, artistliğin kime?" Formasını kaldırıp, beyaz teninde dirsek darbelerinden yer yer moraran göğsünü ve karnını gösterdi. "Şuna bak, adamlar vücudunu sikip atmış, hala egoistlik peşindesin." İlkay formasını tutup çekti. "İyiyim ben." Öne gectikleri için ortalık karışmıştı ama onlar kimseyi umursamadan hala konuşuyordu. Rakipleri onların umursamaz tavrını görünce çıldırdı. Yüzlerinde sert bir ifade belirdi. Üçüncü çeyreğin sonunda Hüseyin onları devre dışı bırakmak için hazırlık yaptı. Sinan ve İlkay topu paslaşırken iki kişiyi onlara perdeleme yapması için gönderdi. Zaten bir birilerine fazla yakın duruyorlardı, tek taşla iki kuşu kolaylıkla vura bilirdi. Sonraki hamlede Hüseyin perdenin içinden hızla çıktı, dengesini kaybetmiş gibi yaparak omuzunu İlkaya sertçe geçirdi. Sinan hiç düşünmeden atıldı. İlkay'ı tuttu, yere onunla birlikte kapaklandı. Darbenin çoğunu kendi koluna aldı. Yüzü İlkay'ın boynuna gömülmüştü. Vücudu onun bedenine neredeyse tamamen yapışmıştı. İlkay dondu. Nefesini tuttu. Gözlerini kapattı ama kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki, Sinan mutlaka duymuş olmalıydı. Sinan kıpırdamadı. Nefesi İlkay'ın kulağına değiyordu. Bir anlığına, sanki tanıdık olmayan bir şey arıyordu. Terle karışık ten kokusu, yumuşaklık... Ama sonra, aniden doğruldu. "İyi misin?" İlkay başını salladı. "Evet." Sinan birkaç saniye daha baktı. Sonra, kalktılar. Sinan topu almak için uzaklaştı. İlkay orada kaldı, kısa bir an. Gözlerini Sinan'ın arkasından ayırmadı. Parmakları hâlâ belindeydi, az önce onun tuttuğu yerde. Dördüncü çeyrek Salonda tansiyon en üst seviyedeydi. Taraftarlar bağırıyor, yedek kulübesindekiler ayakta oyunu izliyordu. Sinan ve İlkay, birbirlerini tamamlar gibi oynamaya başlamıştı. Aralarındaki pas trafiği o kadar hızlıydı ki, rakip takım sadece tepki vermekle yetiniyordu. İlkay'ın çevikliği, Sinan'ın soğukkanlılığı ile birleşince takım ivme kazanmıştı. Hüseyin hâlâ peşlerini bırakmıyordu. Her pozisyonda çelme takıyor, dirsek atıyor, gözdağı veriyordu. Ama İlkay durmuyordu. Sinan da. Artık ikisi de aynı cephedeydi. Top Sinan'ın elindeyken İlkay hızlıca potaya doğru yöneldi. Sinan fake attı, sonra topu geri İlkay'a verdi. İlkay bir an tereddüt etti ama sonra zıpladı ve topu potaya bıraktı. Skor 75-72 olmuştu. Rakip takım mola aldı. Oyuncular kenara gelirken, İlkay ile Sinan arasında kısa bir bakışma oldu. Aralarında söylenmemiş bir şey vardı. Sinan başını hafifçe salladı. Mola dönüşü son dört dakikaya girilmişti. Her saniye değerliydi. Rakip takım savunmayı daha da sertleştirmişti. Ancak İlkay ve Sinan birbirlerine alışmıştı artık. Tüm hamleleri neredeyse sezgisel yapıyorlardı. Sinan topu sektirirken İlkay içeriden potaya yöneldi. Hüseyin hemen araya girmeye çalıştı ama bu kez İlkay ondan hızlıydı. Savunmayı deldi ve topu Sinan'a çıkardı. Sinan üçlük çizgisinden şutunu attı. Top çemberden geçtiği an, salondaki herkes ayağa kalktı. Skor 78-72. Son bir dakika. İlkay yorgundu ama vazgeçmiyordu. Sinan'la göz göze geldiler. Sanki bir sözleşme vardı aralarında. Bu maçı alacaklardı. Her şeye rağmen. Karşı takım son bir atakla gelirken, İlkay topu çalmayı başardı. Sahanın diğer ucuna hızla yöneldi. Son birkaç saniye kala pas vermedi. Bu sefer kendisi bitirdi. Ve düdük çaldı. Maç bitmişti. Skor 80-74. Salonda kıyamet koptu. Takım arkadaşları sahaya doluştu. Ayaz, omzuna sarıldı. Sinan... sadece göz göze geldi. Ne bir kelime etti, ne bir dokunuş. Ama bakışında bir şey vardı. İlkay kalabalığın ortasında, o bakışta sıkışıp kaldı. Göğsü kalkıp iniyordu, ama başka bir nedenden. Bir an, herkesin sesi sustu sanki. Ve sadece Sinan'ın gözleri konuştu. *** Saha boşaltılmıştı. Yıldız Spor soyunma odasına çekilmişti. Hakem gitmişti. Takım hâlâ sahadaydı; kimisi oturmuş, kimisi hâlâ yaşananları tartışıyor, kimisi sessizdi. Koç sahanın tam merkezinde durmuş onlara bakıyordu. Yüzünde değişik bir ifade vardı. İlkay'ın gözleri koca kilitlenmiş vaziyetteydi. "Sen!" Diyerek bağırdı. Diğerlerinin hemen dikkatini çekti. Hepsi ayaklandılar. "Sen bizim yararlanacağımızı bilerek sahaya gönderdin." Koç kaşlarını kaldırdı. "Sonay, sesinin tonuna dikkat et." İlkay'ın tek kaşı havalandı. "Etmezsem ne olur?" Dedi tehditvari bir sesle. "Okan'ın kolu incindi, Ayaz'ın dizi pert, Sinan yine bileğini fazla zorladı, kolu mosmor olmuş. Ben desen herifler sağ yerimi bırakmadılar." Üzerine atılmak isterken Sinan ve Ayaz tuttu onu. "Ulan takımda sağ adam kalmadı ne sikimden bahsediyorsun sen?" Koç'un yüzünde gülümseme belirdi. "Sonay" dedi imayla. Başını eğip İlkay'la göz göze geldiler. "Kendini rolüne fazla kaptırmış gibisin." Sesi fazla kısıktı ama İlkay her bir imasıni tek tek anladı. Anladığındaysa dondu kaldı. Yanındaki Ayaz'la kısa bir bakış alış verişinde bulundular. Onunda gözlerinde şaşkınlık vardı. Ardından o şaşkınlığın yerini öfke aldı. Sonay'ın bacağının kırılmasına Koç sebep olmuştu!!! Diğerlerinin ise kafası karışmıştı. Okan ve Mert neler oluyor gibisinden kısa bir sohbet yaptılar aralarında. Emre, Burak ve Kaan da Sinan ve Ayaz'ın yanına geldiler yardım için. "Sen yaptın dimi lan!!!!" Diye avazı çıktığı kadar bağırdı İlkay. Bir kez daha atıldı yerinden. Yakalasa parçalara ayıracak gibiydi. "Siktiğimin orospu çocuğu, bitireceğim lan seni. Yaptıklarının hesabını vereceksin." Koç gülümsedi. "Ne yapmışım ben Sonay'cım?" Kanıtlayamazsın demeye getiriyordu kısaca. "Sen-" tam bağıracakken bir el ağzına kapandı. Ayaz sinirli bile olsa İlkay'ın herşeyi açık etmesini istemiyordu. "Sakin ol" diye fısıldadı kulağına doğru. "Şu anda ona istediğini veriyorsun." Ayaz'ın uyarması pek bir işe yaramadı, elini çektiği vakit yine saldırıya hazır köpek gibi dişlerini gösteriyordu. "Umrumda değil." Canından çok sevdiği kardeşinin bacağını kırmıştı bu piç, öylece gitmesine izin vermeyecekti. "Neler olduğunu birisi açıklaya bilir mi?" Sinan'ın sesinden sonra herkes durdu. "Gerçekten neden bahsediyorsunuz?" Diyerek İlkaya döndü. " Sonay?" Koç'un sırıtması büyüdü. "Hadisene Sonay, arkadaşın cevap bekliyor." İlkay kaşlarını çattı. "Kapa çeneni orospu çocuğu." Sinan bunun işe yaramayacağını anlayınca takımdakilere işaret verdi. "Hadi götürelim onu buradan." Takımdaki oyuncular yaka paça İlkay'ı dışarı çıkardı. Bir an bile ellerini gevşetseler İlkay çok kolaylıkla Koça ulaşa bilirdi. Bu yüzden dikkatle ilerliyordu. En son soyunma odasına geldikelrinde Sinan kapıyı kitleyip anahtarı cebine koydu. Ardından serbest kalan sinirli boğa İlkay'a döndü. "Anlat, neler oluyor?" "Sanane!!! Sanane ulan!" Diyerek bağırdı İlkay. "Hangi hakla benim işime karışıyorsun?!" "Kulüpten atılmak mi istiyorsun gerizekalı, koça saldırmak ne demek?!" Şimdi Sinan da bağırıyordu. İlkay elini saçlarının içinden geçirip sinirle soluyarak Sinana döndü tekrar. "O sikik herifin ne yaptığını anlamadın mı?! Herif bizi sakatlamaya çalışıyor.!! Hakemi bile ayarlamış. Resmen adamlar biz dayak yerken görmezden geldi.!!!!" "Eminim Koç'un bir bildiği-" İlkay içinden taşan öfkeyle Sinan'a yaklaştı. Gözleri hafifçe büyümüştü. Bu kadar aptal olduklarına inanamıyordu. "Sinan!! Mal mısın oğlum sen?? Herif sikti attı hepimizi." Sinan İlkay'ın o an durumunu fark etti. Derin derin soluyordu. Siniri tepesine vurmuştu. Elleri siyah tutmalarını devamlı çekiştiriyor, ortada olan malum gerçeği herkesin görmesi için çabalıyordu. "Saçmalama Sonay. Takım kurulduğundan beri Koç bize rehberlik ediyor. Bir kez bile arkasında sebep olmadan takıma yüklendiğini görmedim." İlkay çıldırmak üzereydi. Ulan ortadaydı işte herşey. "Hiç bir şeyi bilmiyorsunuz. O itin," diyerek kapıyı gösterdi. "Ne yaptığını bilmiyorsunuz." Doğru Sonay'ın bacağını kırdığını bilmiyorlardi. Gidip de hep onalra çatan Sonay'a inanmaktansa Koç'a inanmayı tercih ediyorlardı. "Anlat o zaman, buradayız, dinliyoruz. Bize ne olduğunu söyle." Sinan geçip banklardan birine oturdu. Mert, Okan , Kaan, emre ve Burak da yerlerini aldılar. Beklenti içinde İlkay'a bakıyorlardı. İlkay gözlerini Ayaz'a çevirdi. Ayaz başını hayır anlamda salladı. Daha zamanı değildi. İlkay ofladı. Başını salladı. " Yapamam, sadece bana güvenemez misiniz?" Diye sordu gözlerini arkadaşlarının üzerinde gezdirirken. Sinan dışında hepsi gözlerini kacirdi. İlkay bunu bekliyordu ama yine de kalbi kırıldı. Gözlerini tekrar Sinan'a dikti. "Sinan?" Sinan İlkay'ın siyah gözlerine baktı. Uzun kirpikler tarafından çevrilmiş kömür rengi gözler, yeşillerine değindiğinde kalbi ona güvenmesini söylüyordu, aklıysa koşarak uzaklaşmasını. "Sana güvenmiyorum Sonay," diyerek başladı cümleye. "Ama güvenmek istiyorum." Diyerek devam etti. İlk cümledeki hayal kırıklığının yerini pır pır eden kalbi almıştı. Sinan'a gülümsedi nazikçe. Sinirinden eser kalmamıştı şimdi. "Vakti geldiğinde herşeyi anlatacağım, ama şimdi lütfen beni dinleyin. Kimse mecbur kalmadıkça binadan çıkmasın." Gözlerini Ayaz'a çevirdi. "Hiç kimse." Ayaz kaşlarını çattı, ama şimdi Sonay ne olacaktı? "Merak etme, onu ben Hall edeceğim." Diyerek içindeki çatışmaya bir son verdi. Ayaz rahatlıkla iç çekip teşekkür etti. "Anlaştık." "Ağzımı açmayayım açmayayım diyorum ama," diyerek Okan dikkatleri üzerine çekti. "Kolum acıyor amına koyim, romantik anınızı sonra yaşaya bilir misiniz? Revire gitmem lazım." Herkes onun söylediğine güldü. Sonra İlkay başını sallayıp duş almak için takımla eraber kabinlere ilerledi. İlk Okan çıkıp giyinerek revire indi. Sırayla diğerleri çıkıp odalarına gitti. En son kabinlerden bedeninde çok sayıda morluklar bulunan İlkay çıktı. Duşu biraz uzatmış herkes çıkana kadar da çıkmamıştı. Tabi bir kişiyi unutmuştu. Bankın üzerinde telfonuyla oyalanan Sinan onun çıktığını görünce esnedi. "Beklemekten ağaç oldum." İlkay onu beklemediği için durdu sonra haraketlerine devam etti. "Neden bekledin?" "Giyin revire inelim." Diyerek gözlerini kaçırdı çıplak bedenden ve tekrar telefonuna gömüldü. İlkay sırıttı. "İyiyim ya gerek yok" diyerek tepkisini merak etti. Şu an Sinan'la resmen oynuyordu. Sinan başını kaldırıp kaşlarını çattı. "Şu halin iyi mi? Çarpılmış gibi görünüyorsun." "Benim için endişeleniyorsun yani?" İlkay dolabından bir havlu aldı. Havluyla saçlarını kurularken diğer yandan da dudak kıvrımını dişlerinin arasına almıştı. Gülmek istiyordu ama anlayacak diye gülemiyordu. "Ne alakası var? Sahada kahramanlık yapmanın bedeli işte." Gözlerini İlkay'ın sular akan bedeninde gezdirdi. Sonay... Her zaman bu kadar seksi miydi? Adem elması, köprücük kemiği, geniş omuzları, ordan aşağıya kaydı gözleri.. pembe göğüs uçları, kaslı bir vücut, kalın bacaklar.. yutkunarak başını çevirdi. Düşündüğü şeyden ötürü kulakları pembeleşti. "Manzara güzeldi, neden çevirdin kafanı?" Sinan ellerini dizlerine vurup ayağa kalktı. Gelip İlkay'ın hemen önünde durdu. "Hemen hazırlan, revire gidelim. Daha işim var. Seninle uğraşacak zamanım yok." İlkay güldü. "Ne işin varmış bakayım?" Saçlarını kurulduktan sonra havluyu kenara attı. Evden getirdiği çantasından bir iç çamaşırı alırken Sinan da arkasını döndü. İlkay Sinan'ın yüzündeki muzur gülümsemeyi görmedi. İlkay onu kızdırmaya çalışıyorsa, neden Sinan da yapmasın ki? Değil mi ama? "Arkadaşım gelecek, oturacağız öyle." Sinan bir süre gelemeyen cevabın sessizliğini dinledi. Bir yandan da sırıtıyordu pişmiş kelle gibi. Cümleyi duyana kadar İlkay iç çamaşırıni giymiş, yüzündeki gülümsemeyle siyah tişörtünü alıyordu. Cümleyi duyar duymaz yüzündeki gülümseme soldu, yerini sinire bıraktı. Sinan'a doğru bir kaç adım atıp yumruğunu metal dolaba geçirdi. Çıkan tok sesle birlikte Sinan arkasına döndü. Şaşırmış gözleri parlaktı. Derinlerde İlkay'ın bu tavrından hoşlanıyordu. Bu durumları İlkay'a ilk günlerini hatırlatmıştı. İlk gün de, aynı pozisyondaydılar. Tabi tek farkla. O zaman Sinan çıplaktı, şimdi İlkay. "Geçenki piç mi?" Diye sordu genzinden gelen hırıltılı sesle. Sinan dudaklarını büzdü. "Öyle olmasını mı isterdin?" "Hayır tabiki Sinan! Herifin sana dokunuşlarından ben bile rahatsız oldum. Sen neden o şerefsizi görmezden geliyorsun?!" Evet, işte asıl sormak istediği buydu. Dünden beri aklını kurcalayan defalarca kalbine zehrini akıtan soru buydu işte!! Sinan omuz silkti. "Beni seviyor, yani normal bana dokunmak istemesi." İlkay'ın kaşları inanmazca yukarı kalktı. "Seviyor?" Dedi teyit etmek istercesine. Kafasını sallayınca devam etti. "Seni?" Yine onaylama haraketi gelince sinirle gözlerini kapatıp açtı. Sinan onun bu tepkisini ölçer gibi izliyordu. İçinde bir yer, İlkay'ın kıskanmasını garip bir tatminle karşılıyordu. Ama bunu belli etmemek için yüzüne alaycı bir ifade takındı. "Ne var bunda?" Diyerek daha da delirtti onu. "Ne mi var bunda? Ulan seni sev-" durdu aklına yeni gelmiş gibi Sinan'ın iki omuzundan tutarak arkaya doğru hafifçe çarptı. Siyahlarını yeşillere dikti. "Peki, sen? Seviyor musun o orospu çocuğunu?" Sinan bir anlık duraksadı. Yüzündeki alaycı ifade sanki dondu kaldı. İlkay'ın tutuşu sertti. Omuzlarına saplanan parmakları canını acıtacak kadar baskılıydı. Ama o acıdan çok, İlkay'ın gözlerindeki şey etkiledi onu. Sorgulayan bir öfke, altına gömülmüş bir korku... ve evet, kıskançlık. "Ne önemi var?" Dedi sadece. Gerçekten merak ediyordu bu sorunun cevabını. "Benim için önemli." İlkay parmaklarını daha da sıkılaştırdı. "Neden senin için önemli?" Diye bir kez daha sordu. Sinan şimdi sıkıştırmıştı İlkay'ı. "Bilmiyorum!" Gür sesi soyunma odasında yankılandı. "Soru sormayı bırak ve söyle, seviyor musun?" Siyah gözler hayır demesini istercesine umutla parlıyordu. Yeşillerse vereceği cevaptan sonra olacakların korkusuyla. Farketmeseler bile aralarında milimler vardı. Burunları bir birine dokunuyordu. Nefeslerini dudaklarında hissediyorlardı. Sinan gözlerini İlkay'ın dudaklarına çevirdi. Sonra bir saniye bile geçmeden tekrar gözlerine. Öyle ki, İlkay bile doğru dürüst görmemişti bu ikilemi. Sinan yutkundu. Siyahların en derinine baktı. "Ben de bilmiyorum." Dedi kısık sesle. Oda sessiz olmasaydı duyulmazdı belki. "Seviyor muyum, ben de bilmiyorum." Şimdi soru şuydu, Sinan kimden bahsediyordu??? ;)
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE