15. Bölüm

2255 Kelimeler
O gece İlkay eve döndüğünde kimseyle muhattap olmadan odasına kapandı. Sonay ona bir kaç kez seslendi ama cevap alamayınca yalnız kalmak istediğini anlayarak üstelemedi. İlkay'ın bu halini iyi bilirdi. Kardeşi kendisi gibi bir aşkın pençesinde can çekişiyordu. Can çekişmesinin sebebi ise bizzat kendisiydi. Önceleri hiç pişmanlık duymasa da İlkay'ın bu hali, yüreğinin kavrulmasına sebep oluyordu. İlkay'sa odasına geçince ışıkları yakmadan geçip yatağına uzandı. Üstünü değiştirmedi. Duşa girmedi. Sadece tavana bakarak yattı. Aklında tek bir sahne dönüp duruyordu: Sinan'ın kahkahası. O adamın ona dokunuşu. Sinan'ın rahatlığı. Umursamazlığı. Başkasına gülümseyişi. "Bana böyle hiç bakmadın..." diye fısıldadı karanlığa. Gözkapakları yanıyordu ama gözünden tek damla yaş akmadı. Ağlamak bile gelmiyordu içinden. Onun yerine kıskançlık damarlarında bir zehir gibi akıyordu. İlkay sabaha kadar bir kez olsun uyuyamadı. Sadece döndü durdu. Yatağın içinde değil; Sinan'ın yokluğunda, uzaklığında, yabancılığında dolandı durdu. *** Sabah olduğunda hava henüz griydi. Kimse uyanmamıştı, sokaklar bile bomboştu. Üzerini değiştirip çıktı evden. Kahvaltıyı bırak, su bile içmedi. Boğazına oturan yumru bir türlü geçmiyordu. Salona girdiğinde ortam kalabalıktı ama onun için herkes bulanıktı. Koç bağırıyordu, Ayaz top çeviriyordu, Burak'la Mert birbiriyle itişiyordu. Ama İlkay'ın gözleri sadece onu arıyordu. Ve sonunda gördü. Sinan Sahanın diğer ucundaydı. Siyah tişörtü terle yapışmıştı üzerine. Saçları dağınıktı. Bileğinde bandaj yoktu, artık rahatça hareket edebiliyordu. İlkay gözlerini ondan ayıramadı. Sinan da fark etti onu. Birkaç saniyelik bir bakışma. Bir an için dünya durdu. Herkes sustu sanki. Sadece gözleri konuşuyordu. Ama kelime yoktu. Dokunmak yoktu. Sinan gözlerini kaçırdı. İlkay'ın ona yürüdüğünü, yanından geçerken omzunun Sinan'ın koluna değdiğini hissetti ama bir şey demedi. Hatta nefesini tuttu. Antrenman boyunca birbirlerine yakın kaldılar ama hiç konuşmadılar. Aralarında görünmeyen bir ip geriliydi; biri çekse, ikisi de parçalanacaktı. İlkay o kadar morlasizdi ki koçla laf dalaşına bile girmedi. Elbet onun da sırası gelecekti. Sinan'ın bu umursamaz tavrıyla daha çok ilgileniyordu şu anlık. Bir anlata bilse kim olduğunu her şey düzelecekti- ya da daha fazla berbat olacaktı-fakat yapamazdı. Burdan gitmek için erkendi. Önce Koç'un işini bitirmeliydi. Arkasında kim olduğunu çözmeliydi. Ayrıca kardeşinin kariyerini de mahvetmek istemiyordu. Her ne kadar Sonay ona söylemesini istese bile yapamazdı. Cidden durumlar fazlasıyla karışıktı. Diğer yandan, Koç'un işi çıktığında antrenman yarıda kesildi. Diğerleri durumdan istifade dinlenmek için odalarına koşarken, sahada yalnızca basket çalışması yapan Sinan, başını eğmiş düşünceli gözlerle elindeki topu izleyen İlkay ve son olarak onun moralini yüksek tutmaya çalışan Ayaz kalmıştı. "Hadi ama asma suratını artık" dedi Ayaz elindeki topu alarak. İlkay içini çekip gözlerini kaldırdı. Uzun kirpiklerle cevirili iri siyah gözleri Ayaz'ın mavileriyle buluştu. Ardından gözleri Ayaz'ın arkasında sahanın sonunda kalan Sinan'ın geniş sırtına değdi. "Baksana şuna, umrunda bile degilim." Ayaz ofladı, "oğlum sen Sinan'ı tanımıyorsun. Şu anda maske takınmış nasıl istiyorsa öyle görünüyor. Seni uzak tutmak için numara yapıyor iste, anlasana.." İlkay kaşlarını kaldırdı, "Diyorsun?" "Dedim bile, Sinan ve ben çocukluk arkadaşıyız bazen ben bile anlamıyorum onu. İçini kimseye kolay kolay göstermez. Her şeyi herkesten daha fazla umursar, sadece hissettirmez." İlkay'ın gözleri kısa bir anlık umutla ışıldadı. Kalbi bir vuruş atarken, gözlerini mavilere dikti. "Bana bakmıyor ama, nasıl anlayacağım ne hissettiğini?" Dudaklarını büzdü, ve Sinan'ın gergin sırtına yine kısa bir bakış attı. Ayaz kocaman bir kahkaha attı. "Cidden farketmiyor musun?" Eğilerek İlkay'ın yüzüne yakınlaştı, gözleri sinsice parlıyordu. Bu kadar yaklaşmasa da olurdu ama çocukluk arkadaşının kıskançlığını pek ala biliyordu. "Gözleri hep senin üzerinde." "Harbi mi?" Diye sordu ardından hala daha çekilmemiş Ayaz'a garipçe baktı. Lakin umursamadan gözleri arkaya doğru tekrar kaydı, o sırada göz göze geldiği Sinan'la donup kaldı. Gerçekten haklı mıydı şimdi? İçinde aniden beliren sevgi hissiyle başını hızla çeviren Sinan'a doğru gülümsedi. Gözlerinde gördüğü ufak da olsa sinir kendini iyi hissettirmişti. Ayazı hızla kolunun altına alıp sarılırken , bir yandan da gülüyordu. "Adamsın sen, adam adam!!!" Ayaz kahkahalar eşliğinde İlkay'ın sımsıkı sarılışına karşılık verdi. "Tabi lan, yeni mi fark ettin?" diye takıldı. İlkay kahkaha atıyordu ama göz ucuyla Sinan'ın tepkisini yakalamaya çalışıyordu. Gerçekten bakıyor muydu ona? Ayaz'ın dediği gibi gözleri hep onun üzerinde miydi? Sinan, sahada hareketsiz durmuştu. Sırtı gerilmiş, elleri yanlarında yumruk olmuştu. O kısacık göz göze gelişten sonra kalbinde bir şeyler kıpırdamıştı ama İlkay'ın Ayaz'a sarıldığını gördüğü an içi buz kesmişti. "Tabii ki..." diye geçirdi içinden. "Tabii ki yine Ayaz'ın yanında. Hep oradaydı zaten. Ben sadece..." Kenidimi kandırıyorum.. Topu eline aldı, hiç düşünmeden sertçe potaya fırlattı. Top çemberden sekip yere düşerken salonda yankılanan ses İlkay'ı irkiltti. Sinan'ın bakışları buz gibi, doğrudan üzerine kilitlenmişti. İçinde öfke, kıskançlık, hatta belki biraz kırgınlık vardı. Ayaz, ikisinin arasında bir şey olduğunu sezmişti. Hafif gülümseyerek İlkay'ın kulağına eğildi. "Bak işte, şu an taktığı maske çatır çatır çatlıyor." İlkay'ın kalbi hızla çarptı. Sinan ağır adımlarla onların yanına doğru geliyordu. Topu sertçe yere vuruyor, her sekme İlkay'ın kalbine çarpıyormuş gibi hissettiriyordu. Ayaz hâlâ gülüyordu ama bu kez gülüşünde hafif bir meydan okuma vardı. İlkay'ın omzuna kolunu atmış, adeta Sinan'a bakışlarıyla "Bak, yalnız bırakmam onu" diyordu. İkiliye yaklaşınca, bakışlarını önce Ayaz'ın İlkay'ın omzuna dolanmış koluna, sonra da İlkay'ın yüzüne çevirdi. Dudaklarının kenarı alaycı bir şekilde kıvrıldı. "Salon çocuk parkı oldu da benim mi haberim yok?" Dediğinde ikisi de dumura uğradı. Ayaz kaşlarını çattı, "nasıl?" "Oynamayacaksanız çıkın diyorum, burası çocuk parkı degil. Gidip eglencenize başka yerde devam edin." Topu sertçe yere vurdu ardından top sekip tekrar eline geri döndü. Bir kaç kere hırsla yaptı bunu sanki, birinin yüzüne yumruk atıyor gibiydi. "Arada sende eğlensen ölmezsin herhalde, hep ciddiyet hep ciddiyet olmaz ki ama" dedi Ayaz. İlkay'dan hala ses seda yoktu. Gözleri Sinan'ın haraketlerini inceliyordu, Ayaz'ın dedikleri için bir nevi kanıt arıyordu. Sinan, topu elinde çevirerek ikisinin önünde dikildi. Omuzları gergindi, kaşlarının arasındaki çizgi derinleşmişti. Yüzünde soğuk bir maske vardı ama gözleri öfke ve huzursuzlukla parlıyordu. "Benim eğlencem çalışmak," dedi sertçe. "Başkasının sırtından kazanmak değil." Ayaz kaşlarını kaldırdı, dudaklarının kenarı küçümseyici bir şekilde kıvrıldı. "Sırtından kazanmak mı? Yuh artık, dramatikleşme kralı ödülünü sana verelim Sinan. Biz sadece konuşuyorduk." Sinan'ın gözleri Ayaz'dan hiç ayrılmadı, ama kelimelerini sanki İlkay'a doğru fırlatıyordu. "Konuşun o zaman... başka yerde. Benim dikkatimi dağıtmayın." Sinan'ın sözleri Ayaz'a yönelikmiş gibi görünse de, aslında onunla hesaplaşır gibiydi. Bu bakışların ağırlığını iliklerine kadar hissediyordu. İlkay sırıtmamak için zor tuttu kendini. Ulan herif gerçekten kiskaniyordu lan. "Ulan sadece konuştuk, seni duyan da sevişiyoruz sanır." Dediğinde Sinan'da şalterler attı. Topu hızla ona fırlatırken omuzundan ittirdi. "Ne biçim konuşuyorsun lan sen?!" Diye üzerine yürüdü. Araya İlkay girdi, Sinan'ın kolundan tutup geriye çekerken, Ayazı da göğsüne elini koyup durudurdu. Ayaz karşılık verirse ve kavga ederlerse ortalık daha da karmaşıklaşırdı. "Lan yeter sakin olun!!" Sinan öfke dolu gözlerini hızla öne çevirdi. "Asıl sana yeter!!" Diye bağırdı. Formasının yakasından tutup kendine çekti. "Benim gözümün önünde...." Tamamlayamadan öylece kilitlenip kaldı. Daha geçenlerde uzak duralım diyen o değil miydi? Şimdi ne hakkı vardı Sonay'ı sorgulamaya. Hayır!!!! O sadece kandırılmak istemiyordu. Evet Sonay'la öpüştü, evet aralarında bir çekim var ama sadece bu kadardı. Şimdiki görüntüyle emin olmuştu, o herzamanki Sonay'dı işte, dalga geçen eline geçen her fırsatta Sinan'ı aşağılayan, Ayaz'a yakınlaştığında daha da vahşileşen Sonay. Fazlası değil.. Sadece kandırıyordu... Oynuyordu.. Bu yüzden, boş verdi.. "Boş versene!" Dedi hiddetle. Yakasını iterek bıraktı. Sonay için her zaman Ayaz vardı, her zaman da Ayaz olacaktı.. Sonay'ın kalbinde, hayatında hatta gözünün önünde bile yeri yoktu.. İlkay'ın omuzuna çarpıp, Salonun çıkışına ilerledi. Duş için kabinlere bile uğramadan çantasını alıp odasına çıkmak için asansörü kullandı. Geride ise arkasından bakan Ayaz, İlkay ikilisini bıraktı. "Noldu şimdi?" Diye sordu Ayaz. Onun davranışından bir şey anlamamıştı. Evet kıskandığı açıktı ama o kadar işte. Kendisi olsaydı, yani Sonay'ı biriyle bu kadar yakın görseydi, ağız burun dalmıştı şimdiye. Sinan iyi dayanmıştı valla. "Kıskandı beni!!" Diye sevinçle Ayaz'a döndü İlkay. "Onu anladık da, sonra noldu?" İlkay omuzlarını silkti. "Umrumda değil, kıskandıysa gerisi teferruat benim için." "O işler öyle olmuyor canım, sonu öpüşmeyle bitmeyen kıskançlıklar hep faciayla biter." Diyerek çıkışa yöneldi.. "Ney??!" Diye şaşkınca baktı arkasından ama Ayaz çoktan çıkıp gitmişti. "Lan Ayaz gelsene buraya, ne demek şimdi bu?" *** Olaylı antrenmandan sonra Ayaz odasına kapanmış, İlkay ise binadan çıkıp eve doğru yürümeye koyulmuştu. Sabahın kasvetinden eser yoktu artık; keyifliydi, dudaklarında sigara, ıslık çalarak ağır adımlarla ilerliyordu. Eve varmasına beş dakika kala telefonu çaldı. Bitmiş sigarasını çöpe atıp cebinden telefonu çıkardı. Arayan canı biricik kardeşi Sonaydı tabiki. Telefonu kulağına götürür götürmez, karşıdan panikle yankılanan bir ses geldi: "İlkay!!! İlkay!! Çabuk eve gel, birileri eve girmeye çalışıyor. Siktir... kapıyı kırdılar!!!!" Bir çarpma sesi, karışık hışırtılar... ardından hat kesildi. İlkay'ın yüzünden tüm kan çekildi. Kalbi göğsünden çıkacak gibi çarparken nefesi düzensizleşti. "Kahretsin!!!" diye haykırarak koşmaya başladı. Endişeden kavrulduğu dakikalarda beş dakikalık yol beş saat gibi gelmişti ona. Hızla caddede koşarken uzaktan gördüğü apartmanla birlikte mümkünmüş gibi daha da hızlandı. Kapıyı hızla açıp merdivenleri üçer beşer çıkarken içeriden gelen bağırışları duydu. Kırık kapının önünde bir an bile tereddüt etmeden içeri daldı. Salonda karşılaştığı manzara kanını dondurdu. İki kar maskeli adam Sonay'ın üzerine abanmıştı, birinin elinde bıçak vardı. "Lan!!!" diye kükredi İlkay. "Uzak durun kardeşimden!" Adamlar bir anlığına duraksadı. İkizlerin benzerliğini fark ettiklerinde şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. O bir-iki saniyelik boşluk İlkay için yeterliydi. Bıçağı tutan adamın bileğine sert bir tekme savurdu; bıçak yere düşerken diğeri yüzüne yumruğu yedi. Ardından İlkay hızlıca bıçağı ayağıyla öne doğru ittirdi. Bıçak rastgele bir yerde kayboldu.. Uzun boylu olan sinirle doğrulup İlkay'ın karnına sert bir tekme geçirdi. İlkay birkaç saniye nefes alamadı, karnını tutarak sendeledi. O sırada Sonay'ın elinde bir beyzbol sopası belirdi. Nereden bulduğunu bile bilmiyordu İlkay, ama iyi ki bulmuştu. Sonay sopayla diğer adama savrulup onu geri püskürttü. Kendine gelen İlkay, karnına tekmeyi atan uzun boylu adama öfkeyle yumruk geçirdi. Adam inleyerek yere yığıldı. " Kimsiniz lan siz?!" diye kükredi İlkay. Cevap gelmedi. Yerdeki adam son bir güçle masadan yuvarlanarak kenara düşen ağır bibloya uzandı, İlkay fark edemeden kafasına indirdi. "Ahh-" İlkay yere yığıldı, başında keskin bir acı patladı. Gözleri bulanık görmeye başlamıştı. Kulaklarında uğultu, boğuk sesler... ama Sonay'ın haykırışını duyabiliyordu. "İlkay!! kardeşim!!" Sonay yanına diz çökmüş, panikle etrafına bakıyordu. Adamlar fırsatı yakalayıp hızla evden kaçtılar. Sonay titreyen elleriyle tişörtünden bir parça yırtıp İlkay'ın başına bastırdı. "Dayan! Çok kanıyor, dur...!" "Amına koyim... yavaş lan!" İlkay inledi. "Acıyor..." Sonay, gözleri dolmuş halde telefonu cebinden çıkarmaya yeltendi. "Ambulans! Ambulansı arayalım!" Ama İlkay kanlı eliyle onun elini yakaladı. "Dur... yapma." "Ulan ne yapma, kafan yardı sikik herif, çok fazla kanıyor." "Ufak bir sıyrık sadece..." dedi İlkay hırıltılı bir sesle, kardeşinin gözlerini yokladı. "Asıl sen... iyisin değil mi?" Sonay'ın kolundan ince bir çizik kan akıyordu. O umursamaz bir tavırla başını salladı. "Önemli değil, çizik sadece." Ayağını zorladığı için kendini İlkay'ın yanına, koltuğa bıraktı. İlkay derin nefes aldı. "Amına koyayım... feci benzettiler bizi." "Hırsızlık için mi girmisler?" Diye sordu. Sonay cıkladı, "yok oğlum, baya baya öldürmek için girmişler, görmedin mi? Para teflif ettim umursamadılar bile." İlkay kırık kapıya göz attı, odaya ağır bir sessizlik çöktü. Sonay, titreyen elleriyle başını ellerinin arasına aldı. Nefesi hâlâ düzensizdi. Birkaç saniye konuşmadı, sadece derin derin düşündü. İlkay ise kafasındaki sızıya rağmen gözlerini ondan ayırmıyordu. "Gelmeseydin, ölecektim." Diye fısıldadı. Hala bedeninde korku vardı. Kırık kapı, etraftaki dağınıklık, yerdeki bıçak, korkusunu daha da körüklüyordu. İlkay başını salladı, "Tesadüf değildi." Sonay'ın konuşmasıyla yüzünü ona çevirdi. "Ne demek istiyorsun?" Sonay derin bir nefes aldı, gözlerini alçıdaki bacağına dikti. "O günkü kaza, bu geceki saldırı, hepsi aynı yerden geliyor." İlkay'ın gözbebekleri büyüdü, kan kaybına rağmen kalbi hızlanmıştı. "Koç..." Aklına getirmek istemediği şüphe Sonay tarafından söylenince kabullendi. Bu işin arkasında Koç vardı. İkisini birden öldürmek istemişti. İlkay'ın yumrukları öfkeyle sıkıldı. "Şerefsiz... bu işin içinde o varsa... ben onu canlı canlı gömeceğim." Sonay hemen onun bileğini kavradı, gözlerinde ciddiyet ve korku vardı. "Hayır İlkay! Deli gibi atlama üstüne. O piç yalnız değil. Bütün takımı, bütün kulübü, hatta şehirdeki yarım spor camiasını arkasına almış durumda. Biz daha az önce zar zor kurtulduk. Sen tek başına gitmeye kalkarsan..." Durdu, yutkundu. "Beni de, kendini de bitirirsin." İlkay öfkeyle ayağa kalkmaya çalıştı ama başındaki ağrı yüzünden sendeledi. Dişlerini sıktı. "Ne yapacağız peki? Bekleyecek miyiz? O herif bizi öldürmeye çalışıyor lan, öldürmeye! Benim gözümün önünde kardeşime bıçak salladılar, daha neyi bekleyeceğiz?" Sonay derin bir nefes aldı, alnındaki terleri silip doğruldu. "Bekleyeceğiz. Ama doğru şekilde. Onu herkesin gözü önünde düşürmeliyiz. Eğer bizden önce hamle yaparsa, elimizde tek bir şans kalmaz." İlkay öfke ve çaresizlikle yumruğunu duvara vurdu. "Ulan ne hamlesi, satranç mı oynuyoruz anasını satayım? Orospu çocuğu bizi öldürmeye kalktı!." Sonay hafifçe gülümsedi, yorgun ama kararlı bir gülümseyişle. "Biliyorum. Ama bu defa acele edemeyiz. O herifin gizlediği bir şey var. Bu kadar gözü kara saldırıyorsa, arkasında birisi vardır. Onu bulursak... işte o zaman biz kazanırız." İlkay, kardeşinin gözlerine baktı. Uzun süre sessiz kaldı. Kalbi hâlâ öfkeyle çarpıyordu ama Sonay'ın sözlerindeki haklılık duygusu, o öfkeyi biraz olsun yatıştırdı. "Tamam..." dedi hırıltıyla. "Ama bir söz ver bana. Bir daha böyle şey olursa, bir daha sana dokunmaya kalkarlarsa... ben durmam Sonay. Duramam! O zaman kimse beni tutamaz." Sonay başını eğdi, kardeşinin öfkesini anlayarak sadece başını salladı. "Biliyorum. O yüzden bu defa biz hazırlıklı olacağız." Sessizlik çöktü. Sadece kırık kapıdan giren rüzgârın uğultusu ve kan lekelerinin ağır kokusu odayı dolduruyordu. İkisi de biliyordu: Artık geri dönüş yoktu. Koç'la savaş başlamıştı. *** O sırada, kulübün loş odalarından birinde... Sinan tek başına oturuyordu. Elinde top vardı, defalarca tavana fırlatıp yakalıyor, sonra yine fırlatıyordu. Ama zihninde dönen şey oyun değildi. Gözlerinin önüne hep aynı sahne geliyordu: Ayaz'ın İlkay'a sarılışı... İlkay'ın kahkahası... Ama asıl aklını kurcalayan bir şey daha vardı. Bir saat önce Koç'un telefonla konuşmasına kulak misafiri olmuştu. Yalnızca tek bir cümle duymuştu, ama her şeyin rengini değiştirmişti: "Beceriksizler, sakat birini bile gebertemiyorsunuz, gelecek sefer ikisini birden ortadan kaldırın." Sinan'ın parmakları topun üzerinde kenetlendi. Kalbi hızlandı. "Ikisini birden mi?.." diye fısıldadı kendi kendine. "Kim, kimden bahsediyor?" Sinan'ın içini garip bir his kapladı. Bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordu, ama puzzle'ın eksik parçaları hâlâ gizlenmişti. Gözlerini yumdu, derin bir nefes aldı. Sonay'ın o gün soyunma odasindaki hallerini hatırladı. "Sonay... senin bana anlattıklarının ardında daha fazlası var. Ve ben bunu öğreneceğim." Topu bir kenara fırlattı, gözlerinde kararlılıkla odadan çıktı. 🏀🏀🏀
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE