Evdeki saldırıdan sonra Sonay ve İlkay'ın artık orada kalmaları imkansızdı. Kapı paramparça, apartman darmadağındı.
O yüzden tek çıkış: kulüp binası.
İlkay, Sonay'ı kalın bir kapüşonlu ve uzun siyah bir montla sardı. Şehir sokaklarında dikkat çekmeden ilerlediler. Sonay'ın koltuk değnekleri her adımda tıkır tıkır ses çıkarıyordu, İlkay'sa buna rağmen onu acele ettiriyordu. "Hızlı ol. Gören olursa bittik."
"Tamam be, geliyoruz işte."
Kulübe vardıklarında gece sessizdi. Çoğu oyuncu uyuyor, güvenlik nöbetçileri ise kahveyle oyalanıyordu. İlkay, kardeşini arkadan dolaştırarak binaya soktu. Direkt Ayaz'ın odasının kapısına dayandılar.
Bir, iki hafif tıklamayla kapıya vurdu İlkay, bir yandan da etrafı kolaçan ediyordu.
Kapı açıldığında karşılarında uykulu ama şaşkın bir Ayaz vardı.
"İlkay?!" diye fısıldadı.
İlkay nefes nefese söze girdi: "İçeri al bizi. Çabuk ol!."
Ayaz hızla onları içeri çekip kapıyı kapattı. Oda loş bir ışıkla aydınlanıyordu; sakin ama sıcak bir havası vardı. Birleştirilmiş iki yatak duvar kenarına yerleştirilmişti, yanlarında küçük komodinler ve üzerlerinde lambalar duruyordu. Sadelik hakimdi ama Ayaz'ın dokunuşları odayı bambaşka göstermişti.
Köşede, fotoğraflarla çevrili büyük bir boy aynası vardı; sanki odaya kişisel bir hatıra köşesi eklemiş gibiydi. Hemen önünde ise farklı tarzlarda ceketlerin asılı olduğu tekerlekli bir askılık duruyordu. Düzenli, ama içtenlikli bir dağınıklık vardı odada-tamamen Ayaz'a özgü.
Sonay odaya giridgi gibi kapşonlusunu indirdi ve üzerindeki monttan şapkadan kurtuldu.
"Sonay? İyi misin ? Neden burdasın?" Diyerek kollarını ona sardı. "Bir şey mi oldu?"
Sonay titrekce kollarını Ayaz'a sardı. Ayaz'ın yanağına kondurduğu öpücükleri memnuniyetle kabul etti. Bu gece gerçekten çok korkmuştu, ama şimdi sakinleştiğini hissetti.
Ayazdan ayrıldığında yüzüne bir gülümseme yayıldı. "Az kalsın Tahtalı köyü boyluyorduk oglum, İlkay biraz bile geç kalsaydı orospu çocukları öldürecekti beni." Dedi alayla. Sanki korkudan titreyen o değilmiş gibi davranması yok mu, adamı deli ediyordu.
Ayaz'ın yüzü bembeyaz kesildi."Ne diyorsun oğlum sen? Ne demek öldüreceklerdi?" İlkay'ın başındaki bandaja baktı, sonra sonay'ın kısa kollusundan görünen yara izine.
İlkay ise sessizce kapının kenarında duruyor, kardeşini ve Ayaz'ı izliyordu. İçinde bir rahatlama vardı, ama aynı zamanda kendi yorgunluğu ve korkusu da peşini bırakmıyordu. Sonay'ın güvenliğini hissetmesiyle birlikte biraz gevşedi, omuzlarındaki gerginlik azaldı.
Sonay olanları Ayaz'a anlatırken İlkay da köşedeki tekli koltuğa geçip yayıldı. Bacakları artık kendisini taşıyamıyor gibiydi. Bu gün onun için pek bir zorlu geçmişti.
Ayaz ise duyduklarına inanamıyordu, sevdiği adamı kaybedeceği gerçeği yüreğine derin bir korku sarmıştı. Kalbi Sonay'ın sesinin her titreyişinde biraz daha acıyla kasılıyordu. Gözleri dolmuştu, ağladı ağlayacak vaziyetteydi.
En son bittiğinde çekip sarıldı ona, başını göğsüne koyup gözlerini İlkay'da dolaştırdı. Mavi gözleri minnettarlık ve bolca teşekkürle doluydu. İlkay hafifçe gülümsedi onun bu haline. Önemli değil diye elini salladı.
"Sonay artık burada kalmak zorunda, işlerini bitirmediler geri döneceklerdir. Şimdilik onun için burası en güvenli yer."
Ayaz onayladı, "doğru, burda kalın. Zaten göndermezdim olanlardan sonra. Gözüm arkada kalmamış olur."
İlkay cıkladı. "Yok ben kalmayacağım, sen Sonay'a göz kulak ol bana yeter. Üç kişiyle dikkat çekeriz."
Ayaz ve Sonay kaşlarını çattı. "Oraya geri dönmeyi düşünmüyorsun herhalde?" Diye sordu sonay. "Gebermek mi istiyorsun kardeşim? Aşk acısı beynini falan mı eritti? Noldu yani?"
İlkay kardeşinin tepkisine güldü. "Yok oğlum, oraya sadece eşya almak için giderim en fazla. Benim planım bambaşka." Sinsice dudakları yukarı doğru kıvrıldı.
Sonay kardeşinin gözlerinde yakaladığı o parıltıyla dondu kaldı. Şaşkınlıkla ağzı aralandı. "Yok artık... oğlum sen delirdin mi? O manyakla kalınır mı?"
"Noluyo ya? Bana da anlatın!" Ayaz'ın ikazıyla Sonay işaret parmağını İlkaya doğrulttu.
"Bu piç," diyerek kardeşini gösterdi. Sonra kapıya doğru kaydırdı parmağını. "O sikikle kalmak istiyor."
Ayaz gözlerini kırpıştırdı. "Sinan'la mı?!"
"He ya!" diye patladı Sonay. "Delirmiş resmen! Sinan seni parçalar oğlum, tanımıyorsun onu."
İlkay omuz silkti. "Yatakta parçalarsa memnuniyetle kabul ederim." Kaşlarını indirip kaldırdı.
Ayaz onun bu dediğine bıyık altı gülerken Sonay'ın keskin bakışıyla hemen durdu. "Sikerim oğlum seni, gitmeyeceksin o piçin yanına."
"Yooo giderim.." İlkay'ın umursamaz sesiyle sonay ayağa kalkıp üstüne atmak için hazırlandı ama Ayaz tarafından tutuldu.
"Beni tutacağına akıl ver şu gerizekalıya!" diye parladı Sonay. "Ben kendimi yırtıyorum, herif gidip Sinan'la aynı yatağa girmeyi planlıyor."
Ayaz tek kaşını kaldırdı, odadaki birleşik yatakları işaret etti. "E biz de aynı yatağa giriyoruz." Dudaklarını büzdü, alaycı bir gülümsemeyle devam etti. "Ha sen diyorsun ki İlkay gidemez... tamam o zaman, ben giderim. Sinan'la aynı odada kalırım, siz de kardeş kardeş burada yatarsınız artık."
"Hayatta olmaz!" diye ayağa fırladı Sonay. "Ne sikim işin var senin onun yanında?"
Ayaz gözlerini devirdi. "Ulan hâlâ Sinan'ı kıskandığına inanamıyorum. Adam İlkay'dan hoşlanıyor zaten."
Sonay gergin bir nefes verdi, ellerini saçlarına götürdü."Ulan daha beter herifin bende gözü varmış işte."
İlkay, köşeden onları izliyordu. Kardeşiyle Ayaz'ın tartışmasını dinlerken kaşları son dediğine çatıldı. Öyle ola bilirmiydi harbi?
"Saçmalama Sonay, ne alakası var Allah aşkına? Sinan senden nefret ediyor bir kere." Diyen Ayaz onu bu duygu karmaşasındna kurtardı. Doğru ilk kez gördüğünde bile sözlü laf dalaşına girmişti. Ondan hoşlansaydı böyle davranmazdı herhalde.
"Biliyorum, biliyorum herifin benden haz etmediğini." Eliyle kardeşini gösterdi. "Bu heriften neden hoşlanıyor o zaman? Sikik piç iki iyi davranış gördü diye neden sözde 'benim' kollarıma atlamaya hazır.?"
"Keşke öyle olsaydı Sonay, birleşmek daha kolay olurdu. Beni öptükten sonra uzak durmalıyız diye kendinden uzaklaştırmazdı böylece." İlkay'ın kırgın sesiyle Sonay öfke patlamasına ara verdi.
Ayağını güç bele sürükleyerek gidip koltuğun önünde diz çöktü. "Bak kardeşim, canımdan parçam ben senin iyiliğin için söylüyorum. Sinan sana iyimiş gibi rol kese bilir ama sinsi herifin tekidir normalde. Bir bakmışsın sana aşık aşık bakıyor, bir bakmışsın seni sırtından vurmaya hazır bekliyor. Ona güvenemezsin."
İlkay başını iki yana salladı. "Öyle değil." Gözlerini ellerinden ayırmadan devam etti. Kardesinin gözlerine bakmaktan kaçınıyordu nedense. "Senin bilmediğin bir şey var Sonay. Sinan aslında göründüğünden çok daha zayıf. Onun duvarlarını yıkmak zor değil, sadece doğru noktaya basmak lazım"
Sonra başını kaldırıp kendinden emin gözlere Sonaya baktı. "Ben onun duvarlarını yıkacağım, bana güvenmesini sağlayacağım. İşte o zaman kollarıma atlamak için hazır bekleyecek."
Sonay İlkay'ın üzülmesini istemiyordu ama onu kararından döndüremeyeceğini de çok iyi biliyordu maalesef. Bu yüzden eliyle bir kaç kere bacağını pat patlayıp ayağa kalktı.
"Nasıl biliyorsan öyle yap kardeşim. Sana güveniyorum."
İlkay gülümsedi, sonra dizlerine vurup ayağa kalktı. "Anlaştığmıza göre gidip yeni odamı göreyim bari." Parlak gözleri, muzur gülümsemesiyle adeta yaramazlık yapmaya hazırlanan çocukları andırıyordu. İkisine de el sallayıp son kez vedalaşarak yanlarından ayrıldı. Gitmeden önce Sonay'ı Ayaz'a emanet etmeyi unutmadı tabi.
Ayaz'ın odasından ayrıldığında koridorda kimsecikler yoktu, saat gece yarısını çoktan geçtiği için herkes uyuyordu haliyle. Elleri deri ceketinin cebinde, ıslık çalarak yavaş adımlarla odanın önüne geldi. Kalbindeki heyecanı yüzüne yansıtmamaya çalışarak kapıya bir kaç kez vurdu.
Elini sol göğsüne götürdü. Şerefsizim, güm güm atıyordu. Bir gün Sinan yüzünden kalp krizinden giderse şaşırmayın lütfen, olacakla öleceğe çare yok derler ya..
Dur, bu söz öyle miydi?
Boş verin, karıştırmış da ola bilirim. Konumuza geri dönersek, İlkay hala kapının önündeydi, kulağını kapıya dayamış gelip gelmediğini kontrol ediyordu. Neyseki içerden adım sesleri geldi de kendini toparlayarak kapıdan bir kaç adım geriye çekildi. Zira rezil olmak istemiyordu.
Kapı aralandığında, gördüğü bedenle istemsizce gülümsedi. Gözleri baştan aşağı süzdü onu. Üzeri çıplak altında siyah şortla, saçları dağılmış, uyku mahmuru tatlı gözlerle ona bakan bir Sinan vardı karşısında.
Sevimli haline kıyasla gözleri İlkay'ın üzerinde dolandığında hızla kaşlarını çattı. "Ne işin var senin burada?" Diye sordu sert çıkarmaya çalıştığı sesiyle.
İlkay gözlerini onun çıplak beyaz teninden, karın kaslarından, pembe göğüs uçlarından zorlukla ayırıp yeşil gözlerine baktı.
İlkay sevimli olduğunu düşündüğü bir ifadeyle baktı Sinan'a, kollarını iki yana çocuk gibi açıp "Yeni oda arkadaşına merhaba de!!" Diye coşkuyla selamladı.
Sinan anlamaz gözlerle ona baktı, hala uyanmamıştı, rüya görüp görmediğinden bile emin değildi açıkçası.
"Ne? Ne diyorsun oğlum? Kafayı mı yedin?"
Dalga mı geçiyordu onunla? Gecenin üçünde kapısında olmasının başka anlamı olamazdı.
"Kapıda mı konuşacağız? Aşk olsun." Sinan'ı eliyle itekleyip odaya girdi ardından kapıyı kapatıp kilitledi. "Kapını kilitlemeden mi uyuyorsun sen?" Sinan kapıyı açarken kilit sesi duymamıştı, geçen odaya geldiğinde bile aralıydı yani.
"Sanane Sonay, ne bok yemeye geldin buraya?!"
İlkay umursamadan omuz silkti, ardından kendini çift kişilik yatağa attı. Ellerini başının altına koyup tavanı izledi bir süre. "Seninle kalmaya geldim işte."
Sinan'ın kafası karıştı. "Ulan sen zaten Ayaz'la kalmıyor muydun? Odadan ayrıldığında yüzüme tükürüp çıktığını daha unutmadım." Kollarını göğsünde kavuşturup iğrenen bakışlarla ona baktı. Dikkatli baktığında fark etti başının üstündeki bandajı.
İlkay öylece uzanırken, endişeyle yanına gittiğini bile umursamadan, bir dizini yatağa koyup, yüzüne doğru eğildi iyice görebilmek için. "Başına ne oldu?"
Parmakları bandaja dokundu. Yara büyük görünüyordu. "Hastaheneye gittin mi?"
Hastaheneye değil de, hemşire yan komşusuna pansuman yaptırmıştı pratik zekalı.
"Eve hırsız girdi, biraz dalaştık işte. Sonra kafamı yarıp kaçtı."
Sinan'ın parmakları İlkay'ın bandajının üzerinde kalakaldı. Gözleri öfke ve panikle irileşmişti.
"Eve hırsız mı girdi?!" diye fısıldadı, sesi kalın ama titrek çıkmıştı. "Ulan sen kafayı mı yedin, bana niye söylemiyorsun böyle bir şeyi?"
İlkay gözlerini devirdi, ellerini ensesinin arkasında kenetledi. "Söyledim işte."
"Bana dalga geçer gibi anlatıyorsun resmen!" Sinan neredeyse bağıracaktı, sonra diğer odadakilerin uyanabileceğini fark edip dişlerini sıktı. Yutkundu, hâlâ bandajdan elini çekmemişti. "Bir şey olsaydı? O kafana aldığın darbe daha derin olsaydı?"
İlkay yan gözle ona baktı. Sinan'ın yüzündeki o öfke sadece öfke değildi, altında saklanmaya çalışan bir kaygı vardı. O kırılgan anı gördüğünde dudaklarına gülümseme yayıldı.
"Vay... Sinan bey benim için endişeleniyor mu yoksa?"
Sinan bir an dondu. Hemen toparlanıp elini çekti, sertçe doğruldu. "Salak saçma konuşma. Sen benim takım arkadaşımsın, başına bela açmanı istemem. Hepsi bu."
Bir, iki, üç diyince inanıyoruz. Tamam mı?
1,2,4. :)
İlkay yatağın üzerine doğrulup dizlerinin üzerine oturdu, gözlerini ona dikti. "Takım arkadaşı mı? Vay anasını, daha düne kadar öpüştüğün adamı ne çabuk unuttun."
Sinan'ın çenesi kasıldı, "kes saçmalamayı!" Dedi soğuk sesiyle.
"Ne? Yalan mı? Öpmedin mi beni?" İlkay onun kaçmak istediğini fark edince ensesindeki ellerini çekip beline koydu. Gitmesine izin vermedi.
Sinan hızla gözlerini ona çevirdi. Yeşil gözleri öfke ve utanç arasında gidip geliyordu. "O ..." Sesini kesti, dişlerini sıktı. Yumruğunu yatağın kenarına indirdi. "O bir hataydı!"
İlkay kahkaha attı. Dudakları neredeyse Sinan'ın yüzüne değecek kadar yaklaştı. Nefesi Sinan'ın yanağına vurdu. "Demek hataydı. Ama bana öyle gelmedi. Dudakların hiç öyle hissettirmedi."
Sinan tüm bu saçmalığı kesmek istedi.
"Bırak..." diye hırladı. Daha bugün Ayazla olan yakınlığını unutmamıştı. Gözlerinin onunde cilveleştikleri yetmezmiş gibi, tüm gece onları düşünmüştü.
Haspam, buraya gelmek yerine neden ona gitmediyse. Ama bunun intikamını almasını bilirdi.
"Bırakmam."İlkay'ın gülümsemesi bu kez daha yumuşaktı.
Sinan eliyle onun siyah tişörtünün yakasını sıkıca kavradı, diğer dizini de yatağa atıp, İlkay'ın karnına oturdu.
İlkay bunu beklemediği için şaşırdı ama memnuniyetle kabul etti.
Sinan onun tişörtünü sıkarken yüzünü iyice yaklaştırdı, dişlerinin arasından hırladı: "Sen kimi kandırıyorsun lan? Gündüz Ayaz'ın koynunda kıkırdaşıyorsun, gece gelip benim yatağımda sürtüyorsun. Ne sandın, bunu yutacağımı mı?"
İlkay gözlerini kırpıştırdı, şaşkınlıktan çok zevk alan bir bakışla. Dudaklarının kenarı kıvrıldı. "Demek bizi izliyordun." dedi sanki bilmiyordu.
"Kes sesini! Beni kandırmana izin vermeyeceğim."
"Bak bak... nasıl da sinirleniyor" dedi İlkay, nefesini onun dudağına değecek kadar yakından üfleyerek. "Kıskandın mı?"
Sinan'ın sinirleri artık patlama noktasındaydı. "Kıskanmadım!"
Eliyle çıplak belini okşadı, "Kendini kandırmaya devam et, gözlerine bakınca ne hissettiğini anlıyorum." Parmaklarını yavaşça beyaz tende gezdirdi. Öylesine şehvet ve şevkle haraketbediyordu ki Sinan sertçe yutkundu, ağzının kurulduğunu hissedince diliyle dudakalrını yaladı. Karnına oturmuştu ama biraz daha geriye çekilip, sertliğinin üstünde oturma isteği sardı bedenini.
Tüm bedeni yanıyordu sanki, aklı ahlaksız düşüncelerle dolup taşmıştı. Belki de kaç zamandır biriyle sevişmedigi için bu kadar etkileniyordu, belki de gerçekten içindeki şey, hoşlantı falan değildi, cinsel çekimdi sadece...
"Bana diyene bak!"Sinan'ın alaylı sesi karşısında gözlerini etli dudaklardan çekip yeşillere sabitledi. "Geçen beni Aykutla bahçede gördüğünde suratın beş karıştı."
İşaret ve baş parmağını bir birine yaklaştırdı. "Üzerimize atlamana ramak kalmıştı."
İlkay o anıları hatırlayınca sıkıntıyla iç çekti. "Doğru, kıskanmıştım." Diye itiraf etti.
Sinan itiraf etmesini beklemiyordu bu yüzden tekrar kısa çaplı şok yaşadı. "Kabul ediyorsun?"
Altındaki genç elini Sinan'ın yüzüne götürüp yzyunu okşadı. "Ben senin gibi saklanmam, neysem oyum. Kıskanmışsam dürüstçe söylerim."
Sinan'ın şaşkınlığı yüzüne yansımıştı. Onu hep laf sokup oyun oynayan, her şeyi şakaya vuran biri sanıyordu. Ama İlkay öyle sakin ve dürüst bir şekilde söylemişti ki, anlık tüm öfkesi sekteye uğradı.
Sinan'ın boğazı düğümlendi. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey diyemedi. İçindeki sesler birbirine girmişti: Oyun oynuyor. Sakın kanma. Ama başka bir ses daha vardı, çok daha tehlikeli: Ya doğru söylüyorsa?
Bu konuşmaya daha fazla devam edeceğini sanmıyordu, bu yüzden yutkunarak kendini İlkay'ın diğer yanına attı. Şimdi ikisi de tavanla bakışıyordu.
"Neden onun yanına gitmedin?" Diye sordu konuyu degistirerek.
"Kimin?" İlkay'ın uykulu sesiyle birlikte ona döndü.
"Ayaz'ın yanına neden gitmedin?"
İlkay da ona döndü. Elini başının altına koyarak yastık yaptı. Artık yavaş yavaş gözleri kapanıyordu.
"Senin yanında olmak istedim."
"Neden?"
İlkay gözlerini kapattı, sesi iyice ağırlaştı. "Çünkü en güvenli yer... burası."
Sinan'ın kalbi istemsizce hızlandı. Başını tavana çevirdi, gözlerini kapattı. Aptallık. Bu sadece oyun. Kendine sürekli bunu fısıldıyordu. Ama İlkay'ın sesi kulaklarının dibinde çınlıyordu.
Sinan o an gözlerini aralayıp ona baktı. İlkay çoktan uykuya dalmak üzereydi; kaşlarının arasındaki çizgiler gevşemişti, nefesi yavaşlamıştı.
En güvenli yer... benim yanım mı?
Sinan'ın parmakları istemsizce yatağın üzerinde İlkay'a doğru kaydı ama yarıda durdu. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. "Gerçekten kafayı yedim ben..." diye fısıldadı kendi kendine.
Ve sabaha kadar gözüne uyku girmedi.
🏀🏀🏀