Bu kitap sizi Mersin’de karşılayacak, İstanbul’da gezdirecek ve Rize’ye götürecek…
Hikâyemiz Defne’nin İstanbul’dan Mersin’e annesinin yanına gelmesi ile başlıyor. Babası üç sene önce kanserden vefat edince portakal bahçeleri ve fabrikaların yönetimi Defne’nin annesine kalmıştır. Melda Hanım birkaç yanlış yatırım yaptığı için mirası düzgün yönetememiş ve portakal bahçelerini satmak zorunda kalmıştır.
Melda Hanım kızı Defne’den nasıl bir iyilik istedi?
Bir insan kardeşi için neleri göze alabilirdi?
Portakal bahçelerini almak için Mersin’e gelen Murat’ın başına neler geldi?
Hepsini okuyacaksınız…
Portakal kokulu bir kızın ruhundaki değişimleri okuyacaksınız.
Tuzlu deniz kokulu bir adamın can çekişen kalbinin dirilişine şahit olacaksınız.
İki ayrı dünyanın aynı gökyüzüne vurgun yaralı kuşlarının deniz manzaralı ve portakal kokulu özgürlük hikâyesi…
Elif ve onun mim durağı olan Mustafa ile başlayan bir hikaye...
ve kocaman bir aileye dönüşen kimsesiz kızların hikayesi...
Elif lam mim
öyle anlatılmaz bir haldeyim
hicretim sanadır ey yâr
sen bana ensar ol
ben sana muhacirim...
Başımı geriye doğru savurmuş ve " Allah'ım ne olur bitsin bu kâbus..." diye yalvarırken onu gördüm; müstakbel kocamı. Suretini sevdiğim!
" Senin ne işin var burada ya!" diye terslendim ilk önce. Sesim ağlamaklı çıkmıştı. Midem kasılmaya devam ediyordu. "Şaka mısın sen? Hayatımın nasıl rezil olduğunu gevrek gevrek sırıtarak izlemeye mi geldin?"
Sarı çiyan enişteme dönüp " Enişte sen işlerini hallet biz Yâren'le biraz baş başa konuşalım." Dedi.
Eniştem hızla yanımızdan uzaklaşırken " Ne konuşacağım ben seninle ya!" dedim kontrolsüz bir sesle, bana uzattığı sudan bir yudum alırken.
" Ayıp oluyor ama müstakbel kocanla böyle konuşmamalısın. Hiç yakışmıyor sana." Sonra durdu ve düşündü. " Aslında tam da senin gibi bir cadaloza göre bir hareket ama olsun yine de yapma sen." Dedi.
Yüzümü gerdim. Gülümsemekten çok söver gibi bir surat ifadesine bürünmüştü mimiklerim. " Seninle evlenmeyeceğim." Dedim tüm soğukkanlılığımla.
Şeytansı bir gülümseme ile dudaklarını gerdi, kaşlarını meydan okur gibi havaya kaldırdı ve " Benimle evleneceksin Yâren. " dedi kendinden emin, bilmiş bir eda ile.
Öğürdüm. Sanki bir el midemin içinde dolaşıyordu.
" Şşşş.. Tamam, sakin ol. O kadar da mide bulandırıcı biri olduğumu düşünmüyordum ama... Lavaboya gitmek ister misin?" dedi.
Derin derin solumaya başladım. Evet, yine bayılmak üzereydim.
Şehadete susamış bir özel harekat polisi; Hamza...
Kocasının ördüğü duvarlara hapsolan küçük bir Yağmur damlası...
Bir adamı kınalı perçeminden sevip bağrına basmak...
Bir kadın için ölmeyi değil! yaşamayı göze almak...
Onların hikayesi...
İmtihanı...
Aşkı...
❤️❤️❤️❤️
KALBİNE GÜNEŞİ ASMAYA GELDİM!