Sabah gözlerimi nefes kesen kokuyla açtım. Onun kokusu büyüleyici mükemmel koku. Yapamıyordum. Evet olmaması gerekti belki o katildi ama olmuyordu ben ona aşık olmuştum bile. Seçebilme şansım yoktu seçebilsem o olmazdı da. Ama o içimdeki intikam arzusu dinmiyordu ben öylece köşemde bu aşkı yaşamayacaktım sadece bir aşkın tarafı olmayacaktım. Elimdkei kozu şansa çevirecektim. Her şey ayaklarımın altına serilecekti. Boynuna bir öpücük kondurdum. Gözlerini açtı
"Günaydın."
"Günaydın güzeller güzeli prensesim." dedi
Gülümsedim. Yüzümü onun göğsüne bastırdım. Sıkı sıkı sarılıyordum. Kafamı kaldırdım gözlerinin içine baktım.
"Neden bakıyorsun?"
"Bu kadar yakışıklı olduğunu fark etmemiştim."
"Öyle mi?"
"Evet."
"Bana hakaretler edip nefret kusarken yüzüme bakmaya pek vaktin olmadı sanırım."
"Artık bakarım. Uzun zamanımız var."
Yüzüme dokundu ve yanağıma öpücük kondurdu.
"Oyun oynamıyorsun değil mi?"
"Ne?"
"İntikam için benimle oynuyor musun?"
Kim bilir bir yanım öyledir belki. Ona karşı duygularım vardı nefret ve sevgi… Stanley soyundan hala midem bulanıyor. Kraldan, kraliçeden ve Henry’den. O üçü çok daha büyük nefretimdi. Henry’e zarar vermem demek Monica’yı yıkmam demekti.
"Hayır ben saçmalama gerçekten hissettiklerimi sana söylüyorum."
"Her şeyin iyi gittiği bir gün çok mutlu olduğun zaman ölümün benim elimden olacak Norman Stanley."
"Ne?"
"Bana böyle söyledin."
"Bana güvenmiyor musun?"
"Sana güveniyorum."
Gözlerimi kapattım ve göğsüne yattım tekrar
"Bana söz ver."
"Ne için?"
"Başka kadınlar olmayacak artık lütfen. Dayanamıyorum ben onların seninle olmasına."
"Kafanı bunlara takma."
Kafamı kaldırıp yüzüne baktım
"Ciddiyim istemiyorum onları Norman."
"Ben prensim onlarda benim kadınlarım."
"Bende seninim hani beni çok istiyordun beni diğerleriyle bir mi tutuyorsun?"
"Sen diğerleriyle bir değilsin."
"O zaman onlar olmayacak."
"Tek olmak istiyorsun yani."
"Evet."
"Bu imkânsız her prensin ve kralın metresleri olur."
Sinirlenmeye başlamıştım. Kollarının arasından sıyrıldım
"Eğer imkansızsa ben yokum Norman."
"Beni tehdit mi ediyorsun?"
"Sadece fikrimi söyledim. Ben diğer kadınlar gibi kabullenemem. Olmaz. Ya ben ya onlar.”
"Tek başına onlarca kadınımın yaşattıklarını bana yaşatabileceğine bu kadar eminsin yani."
"Eğer sadece ben olursam gerçekten sadece ben o zaman her şey güzel olur."
Beni kollarının arasına aldı. Saçımdan öptü
"O zaman sadece sen varsın. Olmasını istediğim tek kadın sensin. Aşık odluğum içimi titreten tek kadınsın sen.”
Üzerime elbisemi geçirdim. Norman kolumdan tutup kendine çekti ve dudağıma öpücük kondurdu. Gülümsedim.
"Kendine dikkat et. Kurallara uy ve asla kavga çıkarma."
"Tamam."
"Nişanda görüşürüz."
"Görüşürüz."
Reverans yapıp odadan çıktım. Odama gidiyordum ki aniden biri kolumdan tutup çekti. Ödüm kopmuştu.
"Leydim."
Reverans yaptım Maria'ydı bu
"Merhaba tatlım."
"Merhaba."
"Dün gece Prensin yanındaymışsın. Aferin sana Cecilia kuralları öğreniyorsun."
Gülümsedim
"Ama artık dikkatli olmalısın."
"Neden?"
"Norman'ın haremindeki tüm kızların düşmanısın artık. Prenses olma yolundasın."
"Senden de mi nefret ediyorlar?"
"Evet. Leanardo asla baska kadına ait olamaz bunu kabullenemem."
O anda arkadan
"Demek siz ikiniz arkadaş oldunuz."
Kraliçeydi bu hemen reverans yaptık. Maria
"Kraliçem."
"Sen bu küçük şeytanla ittifak yaptın demek."
"Kraliçem ben."
"Mimlendin Maria bundan sonra olacakları izle ve gör oğluma bir prens veremeyen biri prenses olamaz."
Maria'nın gözleri doldu. Kraliçe bana döndü
"Ve sen küçük köle oğlumu etkilemen önemli değil sende ona bir prens veremedin."
"Benim bir oğlum var zaten."
"Evet bir mezarda."
"Ama o Stanley soyundandı."
"Ölü bir prens böcekten farksızdır."
"Sen."
"Efendim sen mi dedin?"
Maria kolumu sıktı
"Cecilia yanlış bir telaffuzda bulundun Kraliçem demen gerekti."
Öfkeyle kendimi sıkıp bilerek söylediğim kelimeyi istemeyerek düzelttim
"Kraliçem."
"Efendim küçük köle."
"Ben köle değilim Cecilia Katchinim ben."
"İçinde Stanleylerin dölü olan bir Katchin kulağa hoş geliyor."
Arkasını dönüp gitti. Lanet olasıca pislik. Maria'nın gözlerinden yaş aktı
"Neden ağlıyorsun?"
"Açıkça tehdit etti. Benim çocuğum yok ve bunun olması için Leanardo'ya başka kadınlar gönderecek."
"Sen prensessin ama herkes önünde eğiliyor. Mühim olan senin çocuğun diğerlerinden olanın bir önemi yok."
"Evet ama her zaman varisi olan prenses daha üstündür. Isabella'nın senden üstün olması gibi."
"O sürtük benden üstün değil."
"Kabul etsen de etmesen de öyle Cecilia"
Cevap vermedim o kızın benden üstün olmasını asla kabul etmezdim.
NARİSSA
Kızların avlusuna gittim herkes fısır fısır bir şey konuşuyordu. Bugün büyük gündü nişanım olacaktı. Kızlara bakıyordum ama ikisi de yoktu.
"Hey siz ne konuşuyorsunuz.?"
"Siz duymadınız mı Leydim?"
"Neyi?"
"Dün gece Prens Norman Gracia'ya yı çağırmış ama Cecilia ona engel olmuş ve kendisi gitmiş."
"Emin misiniz?"
"Evet Leydim."
"Peki bundan size ne. Sizin başka işiniz yok mu?"
Tek kelime etmediler. Kızları bulmam gerekti Cecilia'da oyunu kurallarına göre oynamaya başlamış demek ki. Movica'yı gördüm hemen yanına koştum.
"Hey size arıyorum size harika elbiseler seçtim. Akşam nişanım için nedimelerim olursunuz değil mi?"
İçtenlikle gülümsedi Monica.
"Elbette."
Kol kola girdik Cecilia'yı bulmaya gittik odasındaydı büyük ihtimalle odaya girdiğimizde oturduğu yerde anlamsız gülücükler saçıyordu.
"Bak sen şuraya azılı düşmanını elemiş bir kız var burada."
Kıkırdadı. Kollarını açtı bize gidip sarıldık ikimizde.
"Elbiselerinizi görmeniz gerek çok heyecanlıyım. Benimde elbisem çok güzel hadi gelin."
Kızlarla birlikte benim odama gittik iki de elbiselerine bayıldım. Monica mavi elbisesine bakarken.
"Tanrım gerçekten çok güzel bu elbisenin içinde Henry ile dans etmek istiyorum."
Gülümsedim gözlerimi kapayıp Darly'I düşündüm o güzel gözlerini, içimi ısıtan gülümsemesini karnıma dokundum. Her şey güzeldi biz mutluyduk Stanley sarayında üç tane mutlu Katchin vardı artık. Tüm gün nişan için hazırlandık. Elbiseler, harika mücevherler, makyajlar ve dahası...Tamamen hazır olduğumuzda aynada kendimize baktık. Hepimiz çok güzeldik olması gerektiği gibi...
MONİCA
Narissa'nın hediye ettiği bu harika elbisenin içinde kusursuz görünüyordum. Henry'ı görmek istedim hemen. Yanlarından ayrılıp ona doğru yol aldım. Belki bir gün bizimde nişanımız olurdu. Acaba beni gelini olarak ister miydi? Tanrım bunun olmasını ne çok isterdim. Ona tamamen sahip olmayı onun prensesi olmayı odasının önüne geldiğimde odasından çıkan kız ile göz göze geldik bana bakıp kafasını hafifçe eğip selam vererek ayrıldı yanımdan öfkeyle odaya girdim beni görünce gülümsedi.
"Monica."
Cevap vermedim bana doğru bir adım attı.
"Çok güzel görünüyorsun."
Giyinikti yatakta topluydu ama o kız neden buradaydı neden?
"Kimdi o?"
Yüzündeki gülümseme anlamamış bir ifadeye büründü.
"Kim neden bahsediyorsun?"
"Odadan çıkan kimdi Henry?"
Yeniden gülümsedi yanıma geldi yanağıma eğilip öpücük konduracakken kendimi geri çektim.
"Monica saçmalıyorsun senin prensinim ben."
"Aksini iddia etmedim."
"Beni sorguluyormuşsun gibi hissettim nedense?"
Kafa salladım gayet hissetmesi gerekeni hissetmiş.
"Yaptığım şey tam olarak bu zaten."
"Monicaaa!"
"O kız kimdi Henry? Sana soruyorum tek bir cevabı vardır eminim."
"Merak ettiğin şey o kadınla birlikte olup olmadığımda olmadım."
"Neden buradaydı?"
"Monicaaaa! Yeter. Haddini daha fazla aşma bilmen gerekeni öğrendin."
Kafa salladım peki ya tamam bilmem gerekeni öğrendim artık çenemi kapatıp gitmem gerek. Reverans yaptım arkamı döndüm.
"Nereye gidiyorsun?"
"Nişanda görüşürüz prensim."
Hızla odasını terk ettim. Tamam sakın üzülmek yok kardeşimin nişanıydı bugün üzülmek yersizdi ona destek olmak ve etrafa gülücükler saçmakla yükümlüydüm. Büyük salonda tüm hazırlıklar devam ederken etrafa hoşnutsuz bakışlar atan kraliçe ile göze göze geldik. Bir kaşık suda boğacakmışçasına
Bakışı ürkütse de görmezden gelip yoluma devam ettim. Gece için herkes en güzel hallerine bürünmüş arada fısıltılar ile köle olarak geldikleri sarayda yeniden prenses oluyorlar içten içe elediler hepimizi çaktırmadan gibi konuşmalar vardı. Biz işgüzarlık yapmamıştık oysa ki gerçekten başta hiçbiri umurumuzda olmadı kalbimizin sözünü dinledik biz. Akşam olmuştu. Müzik başlamış etrafta yemek yiyen ve içki içen insanlar belirmişti. Başka kraliyetlerden gelen insanlar birbirlerine gülümseyen ama aslında nefret eden kadınlar ve şen çocuklar...
Cecilia'ya baktım Norman'ın yanı başında ona heyecanla bir şeyler anlatıyordu Norman'da onları heyecanla dinliyordu. Nasıl güzeldiler. Onları öfke ile izleyen iki insan çarptı gözüme Isabel ve Gracia... Cecilia'ya duydukları kin öylesine belliydi ki...
Narissa ve Darly büyük bir alkışla geldiler. Birbirlerinin elinden tutup küçük bir öpücük armağan ettiler birbirlerine. Sonra dansa başladılar onlarla birlikte bir çok kişi daha tabi. Onları şzlerken boynumda hissettiğim nefes ile irkildim.
"Sevgilim."Henry'di arkamı dönmedim. Elimi tuttu.
"Hadi dans edelim."
"İstem..."
Elimden tutup kendi etrafımda döndürdü ve dansa kaldırdı beni. Yüzüne bakmamaya özen gösteriyordum ama o güzel yüze bakmamak haksızlık olurdu.
"Asilik sana hiç yakışmıyor."
Tek kaşımı kaldırdım imalı biçimde gülümsedi. Dansımızı güzel biçimde devam ettirirken aradaki sorunu çözmeye çalışıyorduk. Mümkünse.
"O kız odaya küçük bir bilgi vermeye geldi. Biliyorsun kimse olmadı Monica olmuyor."
"Öyleyse neden bana bu şekilde davranıyorsun?"
"İnanmıyorsun bana üstelik prensini sorguluyorsun."
"Seni sevdiğim ve sahiplendiğim için olabilir mi?"
Gülümsedi.
"Mümkün." Dedi.
Çok yakışıklı görünüyordu oda. Gülümseyerek karşılık verdim.
"Bir gün bende senin gelinin olacak mıyım?"
"Kim bilir."
Beni kendi etrafımda döndürdü yeniden. Dans bitti... Sorduğum şey havada kaldı. Henry babasından sonra gelen kişiydi. Kraliyete hükmetme hakkına en çok sahip olan prens oydu ve daha iyi ittifak yapacağı bir prenses seçmek varken beni seçmesini istemek yersiz olurdu. Stratejik düşünüyordu ve bu stratejik oyunda yerim onun metresi olmaktı. Düşünceler kafama doldukça nefes alamaz oldum. Bahçeye attım kendimi. Sonum metreslik olamazdı onu şimdi kimseyle paylaşmıyordum ya gerçek prensesi olduğunda kendine seçtiği gelin başkası olduğunda ne yapacaktım. Aptalsın Monica sonunu hiç düşünmeden atlıyorsun her daim...
"Biraz düşünceli gibisin."
Ah yapma bunu sana karşı koyamıyorum zaten yapma.
"Hava almak istedim."
Bana doğru yanaştı. Elini uzattı.
"Canını sıkan bir mevzu var gibi."
Gülümsedim.
"Önemi yok."
Yüzüme dokundu.
"Senin canını sıkan her mevzunun önemi vardır."
"Düşünüyorum. Kendine gerçek bir gelin seçtiğinde seni bu kez paylaşmaya mecbur kalacağım. Ömrümün sonuna kadar bir prens ya da gelecekte bir kral metresi olacağım."
"Yüzüme dokundu."
"Aklımda başka biriyle evlenmek gibi düşünce yok Monica ama hızlı ve anlamsız kararlar vermekte yok. Babamdan sonra gelecek olan prens olarak daha temkinli ve emin adımlar atmam gerek. Kral ve kraliçeyi öylesine karşıma alamam. Darly annemi yeterince öfkelendirmişken ya da Norman her geçen gün onu delirtiyorken bu olmaz bunun olması seni de tehlikeye atar kardeşlerinden daha çok tehlike teşkil ediyor olacaksın geleceğim kraliçesi olarak kuyunu kazmak isteyen insanların yolunu açmış olurum."
Kafa salladım haklıydı erkendi ve yersizdi Darly Henry'den sonra geliyordu Norman ise en küçükleriydi kraliyet sırası onlara gelene kadar çok basamak vardı ama basamağın en ucunda biz vardık ve üzerine ilk basılan hep biz olurduk...
CECİLİA
Muhteşem bir dans sonrası şaraplarımızı içerken yanımıza gelen Leo'ya gülümsedim. Günlerdir Leonardo il e birlikte olduğundan pek görememiştim.
"Cecilia çok güzel görünüyorsun."
Gülümseyerek teşekkür ettim. Norman ise gırtlağını deşmek için bi ranı bekliyordu.
"Norman nasılsın? Görüşemedik iki gündür Cecilia ile arayı düzeltmişsin."
Saçlarıma öpücük kondurdu.
"Onunla aramı düzeltmenin yolunu her daim bulurum."
Gülümsedi. Elimi tuttu Leo öpücük kondurdu.
"İyi eğlenceler o halde leydim."
Eğildim nazikçe.
"Teşekkürler lordum."
Norman ise ona sadece öfke dolu bakışlarını bahşetti o gidince bana döndü.
"Biran önce Venedik'e defolup gitmezse kafasını alacağım."
"Tanrım, Norman."
Gülümsedi.
"Tamam tamam yalnızca şaka yapıyordum ama ondan hiç hoşlanmıyorum sencede beni kışkırtmaya çalışır gibi değil mi?"
Yüzüne dokundum dokununca elimi tutup avuç içime öpücük kondurdu.
"Çok güzelsin."
Eğildi bu kez o dudağıma minik bir öpücük bıraktı.
"Kıskançlık çıkarması gereken birisi varsa ben olmalıyım."
Gülümsedi.
"Neden?"
"Isabel ve Gracia tüm nefreti ile bizi izliyor."
Umursamadı bile saçlarımı sevdi ve bana sım sıkı sarıldı. Aşkla bakan sohber eden çift çarptı gözüme. Maria ve Leonardo. Bu Maria'yı seviyor muyum yoksa öldürmek mi istiyorum bilmiyordum. Gerçi bu sarayda artık kimi sevip kimden nefret ettiğim o kadar çok karıştı ki.
NARİSSA
Nişan harika geçiyordu. Dalry'nın kolları arasında ona Aitken bir Stanley olma yolundaydım. Ailem yaşsaydı keşke bu anı daha farklı şekilde görseydi. Krallığımız hiç yıkılmasaydı ama benim nişanımı yine Darly ile yapsalardı. Tüm bu kötü şeyler hiç yaşanmamış gibi bir başlangıcımız olsaydı. Ne mutlu olurdum ama. Ona doğru döndüm.
"Çok mutluyum."
Gülümsedi saçlarıma dokundu.
"Farkındayım."
"Sen?"
"Ben ne?"
"Mutlu değil misin?"
"Kendimi mutlu hissetmeyeceğim hiçbir şeyin içinde bulunmam ben ufaklık."
Kafamı çevirdim ona hala mı ufaklık? Hamileyim artık nişanlınım ne bileyim eşin olacağım...
"Ufaklık mı sence de ufaklık mıyım hala?"
Yüzüme doğru eğildi nefesini yüzümde hissettim.
"Sen benim için hep o gördüğüm ufakve hırçın kız olarak kalacaksın. Bana nefret dolu bakışlarınla at arabasında İskoçya'ya giderken ki nefret dolu bakışların hala aklımda."
Cevap vermedim. Ailem ölmüştü ona sevgi dolu olamazdım. Üzüldüğümü anlayınca toparlamaya çalışırcasına elimi tuttu.
"Bundan sonra mutu olacaksın ama istediğin gibi nişan oldu vaftizden hemen önce düğünümüz olduğunda bebeğimize iyi bir prens ve prenses olacağımız."
"Anne ve baba."
"Efendim."
Gülümsedim.
"İyi bir prens ya da prensesten önce iyi bir anne ve baba olmamız gerek. Çocuk bakmak ülke yönetmek gibi bir şey değil hatta annem derdi ki bir çocuğu büyütmek bir ülkeyi yönetmekten daha zor ve meşakkatli."
Hoşuna gitmişçesine dinliyordu.
"Büyüttüğün çocuk ileride ülkeyi yönetecek biriyse ona iyi bir aile olman gerekir iyi bir yönetici olmanın yegane kuralı budur derdi annem."
"Oldukça anlamlı."
Kıkırdadım. Herkes mutluydu. Ben mutluydum ve en önemlisi kardeşlerimde mutluydu. Nişanın sonunda geceyi onun odasında sonlandırdık. Birbirimize karşı koymakta öylesine zorlanıyorduk ki büyük bir açlıkla yapıştı dudaklarıma üzerindeki gömleğin daha fazla üzerinde durmasını istemiyordum hızlıca ondan kurtulup yeniden öpüşmeye devam ettik. Dokunduğu her anda büyülenmiş bir masalda gibiydim. Her şey güzeldi her şey fazla güzeldi...
Geçen iki haftanın ardından artık neredeyse sürekli onunlaydım. Onun yatağındaydım sabah olmuştu ama gözlerimi açmak istemiyorum. Beni izlediğini hissedebiliyordum. Gülümseyerek açtım gözlerimi.
"Günaydın."
"Günaydın güzelim."
Yüzüne bir öpücük kondurdum. Kollarının arasına aldı beni sarıldı kokladı.
"Nasılsın gece çok uyumadın?"
Belirginleşmiş karnıma baktım.
"Evet biraz hareketli bir bebek."
Karnıma dokundu.
"Annesi gibi galiba."
Dudak büzdüm
"Ya da prens babası gibidir."
Yataktan indim hızlıca üzerime bir şeyler geçirdim.
"Kızları göreceğim sonra tekrar görüşürüz."
Kafa salladı. Avluya gittiğimde kızlar kendi aralarında konuşuyordu beni gördüklerinde revearans yapıyorlardı artık eskisi gibi. Tabi bu durumu hazmedemeyenlerde yok değildi. Isabel gib.Arkadan Isabella'nın sesi geldi.
"Sen ve diğer iki böcek kardeşiniz gideceksiniz bu saraydan."
"Sen öyle san."
"Kölesiniz siz hala bir köle."
"Burada yalnızca bir köle görüyorum."
Yanıma gelip kolumdan tuttu.
"Çek elini."
"Çekmezsem ne olur?"
"Seni öldürürüm."
"Beni... Ne hakla?"
"Ben bir prensesim artık bana saygısızlığının bedelini bilmiyorsun galiba..."
Ciddiye almadı.
"Bende prens annesiyim."
Kahkaha attım.
"Sen prens metresi olan onun piçini doğurmuş bir kadınsın. Bizim bağılımızın bir nişanı oldu ben yeniden gerçek bir soylu oldum Isabel ama sen hala layık olduğun yerde kölesin."
"Sürtük. Düzgün konuş benimle." dedi ve tokat attı ardından ittirdi.
Yere düştüm. Karnımı çarpmamla şiddetli bir ağrının baş göstermesi arasında çok zaman geçmedi.
"Ahhhh."
"Canın mı yandı küçük şeytan? Kimmiş köle söyle bakalım."
"Ahhhh Tanrım."
Kızlar başımıza toplantı.
"Leydi doğuruyor."
"Olamaz doğuramam daha var. Yüce İsa hayırrrr."
"Leydi senin yüzünden erken doğum yapıyor Isabel."
Suratındaki korkudan dumura dönmüş ifade bile umurumda değildi. Bacak aramda akan ılık su ve şiddetli ağrı beni mahvediyordu.
"Ahhhh lanet olsun."
"Hemen doktora haber verin çabuk."
Kızların yardımı ile odaya taşındım. Acı her snaiye dayanılmaz bir hal alıyordu. Beni bir yatağa yatırdılar. Canın çok yanıyordu. Yanımda duran kızın elini sıkmıştım
"Ahhhhh. Dayanamıyorum."
Cecilia ve Monica duyar duymaz geldi. Ikininde korku ve telaşı yüzünden okunuyordu.
"Ne oldu Narissa? Neden erken başladı doğum?"
"Kızlar. Ahh Isabella"
"Isabella mi?"
Kızlardan biri Monica'nın sorusuna cevap verdi.
"Leydi'ye tokat attı ve yere düştü doğum başladı."
Cecilia öfke ile tısladı. Ayaklandır
"Seni öldüreceğim Isabella. Seni bu kez öldüreceğim..."
Ona doğru gidecekti ama halimi görünce vazgeçti.
"Ahhhhh Tanrım Cecilia çok fena."
Başıma eğilip elimi tuttu Cecilia. Bu acıyı yaşayan biri olarak beni anlıyordu. Darly gelmişti. Kızlar ona olayı anlatmak için dışarı çıktılar... Ben erken doğum yapmanın ve çok acı çekiyor olmanın telaşıyla birlikte ölmekten korkuyordum. Ölmek ya da ölü bir bebek doğurmak istemiyordum. Yüca İsa lütfen yanımda ol lütfen bana ve bebeğime sahip çık.