4.BÖLÜM

3910 Words
Camdan onu izliyordum, benim olana başkasının ellerinin dudaklarının dokunması içimi öfkeyle doldurmuştu. Bu gece hem de benim geleceğimi bile bile başka bir erkeğin evlenme teklifini kabul etmeye gitmişti.( O kadar kolay değil kuşum benden kurtulmak).Gittiğimin ilk senesi geldiğimde kendimden çok emindim büyümüştüm onun istediği gibi ya da ben öyle sanmıştım. Yine beni terslemişti hem de oldukça acı verecek sözlerle. İlk anda o sözleri duyduğuma başka bir erkeğin ona dokunduğunu benim dokunuşlarımdan çok daha fazla hoşlandığını ima ettiğinde ondan nefret ettiğimi hissetmiştim.  Benim ona hissettiklerimin yarısını bana hissetmesini isterdim. Yaş konusuna bu kadar takıntılı olmasına aklım sırrım ermiyordu. Beni unutmuş olamazdı, izimi vücudunda bırakmıştım. Unuttuysa da hatırlatmaktan zevk alacaktım. Ben onun için hazırdım onunda benim için hazır olmasını sağlayacaktım. Topuklarının sesini duyuyordum. Salona girmişti beş seneden sonra ilk kez yüz yüze gelecektik. Ablamın sesini duydum kapımı açtım dışarı çıktım ağır adımlarla yürüdüm. Kırmızı daracık elbisesi içinde muhteşem gözüküyordu. Kapıya dayandım arkası bana dönüktü elini ablama uzatmıştı tahminen o herifin taktığı yüzüğü gösteriyordu. ****** “Ah canım bizim damat çok zevkliymiş, harika bir yüzük” “Sence çok gösterişli değil mi?” “Hiç bile değil, bu yüzük için delirecek kızlar tanıyorum biriside benim” Yürüdüm tam arkasında durdum kadınsı kokusu burun deliklerimden içeri sızdı derin nefes aldım hatırladığımdan çok daha güzel kokuyordu. Teninin kokusu her zaman beni cezbetmişti. Hiçbir kadın onun tenine duyduğum açlığı bastıramamıştı. “Birde ben bakayım, dediğiniz kadar güzel miymiş?” ***** Arkama geldiğini hissetmiştim, kokusunu almıştım ona has kokusunu. Bedenimden, içimden çıkmayan kokusunu. Tenim karıncalanmıştı ister istemez gerildim arkamı döndüm oldukça yakındı. Hem değişmiş hem değişmemişti. Kısacık olan saçlarını biraz uzatmıştı, yüzündeki kirli sakal artık erkeksi bir ifadeye dönen yüzüne çok yakışmıştı. Karşımda hafif bir gülümsemeyle duruyordu. Çok yakışıklı bir erkek olmuştu of ben neler düşünüyordum… “Hoş geldin Aras, bak bakalım sen ne düşüneceksin” Elimi yüzüne doğru uzattım, artık başkasının kadını olduğumu bilmeliydi. “Yeliz’e katılıyorum biraz gösterişli olsa bile iyi seçim. Hem siz kadınlar büyük şeyleri çok seversiniz” “Doğru söyledin, gerçekten bakınca hoş olduğuna karar verdim küçük olmasındansa, büyük olması daha iyi” Birbirimize söylediğimiz sözlerin yüzük için olmadığını ikimizde biliyorduk. En kısa sürede bu rüküş yüzük güzel parmaklarından çıkmalı, benim takacağım zarif yüzükle yer değiştirmeliydi. “Ne bu haliniz seneler sonra karşılaşıyorsunuz ikinizde birbirinizi hırpalayacak gibisiniz” “Geçmişin getirdiği alışkanlıklar kolay unutulmuyor. Aras Bey oldukça büyümüş artık eskisi gibi bana saygısızlık etmeyeceğinden eminim” “Ben sana hiçbir zaman saygısızlık etmedim kuş hanım” “Bak yine yapıyorsun, sana vuramayacağımı sanıyorsan yanılıyorsun” “Sen bana vurabileceğini sandığın için yanılıyorsun” “Aras beni çileden çıkarma” “Yok, anam siz ikinizde adam olmazsınız. Bir an kendimi altı sene öncesinde hissettim, kedi köpek gibisiniz onlar bile evrim geçirip birbirleriyle yaşamaya çalışıyorlar siz hala uyum sağlayamıyorsunuz” “Seninki nasıl bir erkek” Bu soruya sert tepki vereceğini adım gibi biliyordum ama içimdekini söylemeliydim… “Ne biçim soru bu” Dediği söz sinirimi bozmuştu, “Ben olsaydım sevdiğim kadının bu kadar dar ve açık elbise giymesine izin vermezdim” “Ona sormadım, hem senin ne düşündüğün umurumda değil” “Seni kapının önünden mi aldı” “Evet, ne demeye çalışıyorsun?” “Demin dediğimi ilk gördüğüm anda bu elbiseyi çıkarttırırdım. Benim olanı hiçbir erkek, nerdeyse geceliğe benzeyen kıyafetle göremez” “Ben senin olmadığıma göre bu seni alakadar etmemeli, Sen kendi kadınlarına karış. Ben yatıyorum yarın sabah erken kalkacağım Alper’le birlikte gezmeye gideceğiz” Arkasını dönüp yürüdü salınmasına deli oluyordum, Hafifçe kıvırarak yürüyordu kadınsıydı oldukça fazla kadınsı. “Aras senin bu kızla ne alıp veremediğin var. İkide bir dalaşıyorsun” “Onunda benim damarıma basmaya çalıştığını atlamış gibisin” “Yabancı biri olsam inan sizin birbirinize âşık olduğunuzu düşünürdüm. Ne saçma değil mi?” “Niye saçma olduğunu düşünüyorsun” “Biz birlikte büyüdük hem sen ondan küçüksün” “Ne alaka bir sürü kadın kendinden küçük erkeklerle evleniyor” “Hatırlar mısın bilmem sen o zamanlar çok küçüktün ortaokula gidiyordun. İki ev ilerimizde oturan Fahriye ablayı” “Hatırlıyorum hep bana şeker verirdi, intihar etmişti çok üzülmüştüm” “Niye kendini öldürdüğünü biliyor musun?” “Niyeymiş” “Kendinden oldukça genç bir erkekle evliydi. Deli gibi âşık olarak evlenmişler seneler geçtikçe adam değişmiş başka kadınlarla onu aldatmaya başlamış. Fahriye abla hep dayanmış bir gün düzelir diye beklemiş. Ama düzelmemiş onun yaşlandığını ve boşanmak istediğini söyleyince bir anlık cinnetle kocasını öldürmüş sonrada kendisini. İşte o zaman Zümrüt’le ben kendimizden küçük erkeklere bakmamak için yemin ettik” “Bu dediklerin aynı yaşıt olanlarda veya erkeğin büyük olduğu ilişkilerde de oluyor bundan saçma bir şey duymadım” Zümrüt sırf bu yüzden mi benden uzak durmaya çalışıyordu. İnadını kırmak zor ama zevkli olacaktı. Odasının önünden geçerken yavaşladım elimi kapısının üstüne koydum. Işık sızmıyordu yatağının tam karşıda olduğunu biliyordum “İyi geceler sevgilim” diye fısıldadım ağır adımlarla odama yürüdüm onun yanında koynunda olabilmek için neler feda etmezdim ki. Ayak seslerinden o olduğunu anlamıştım. Yeliz topuklu terlik giyerdi kapımın önünde durdu. İçeri girer miydi korkuyla kapıya yaslandım. Kısacık bir an durdu sanki ‘iyi geceler sevgilim’ der gibi gelmişti. Yanılmış olmalıydım ayak seslerinin uzaklaştığını duyduğumda rahatladım. Yatağımın koruyuculuğuna sığındım. Niye gelmiştin niye… Sabaha kadar dön o yana dön bu yana, keşke tatil olmasaydı. Sabah işe gider akşam geç vakit gelirdim… ***** “Zümrüt kahvaltı hazır” Yeliz’in sesini duyduğumda çoktan kalkmıştım, odamdan çıkmamak için kendime bahaneler üretiyordum. Dolabımı boşaltıp tekrar yerleştirmek gibi… Fenada olmamıştı yani, aylardır olmadığı kadar düzgün duruyordu. Gülmeye başladım sinirlerim iyice bozulmuştu… “Ne gülüyorsun sen” Yeliz teklifsiz içeri dalmıştı… “Hiç dolabımı düzeltimde ona gülüyordum” “Kızım Alper sana yaradı düzenli olmaya başladın, benim dolaba da bir el atıver” “Yemezler cicim senin dolabını düzeltmeye ordu gerek” ***** Seslerine uyandım, gece kısa süre gördüğüm Zümrüt’ü görme ihtiyacım çok fazlaydı. Odamdan çıktım,  kapısı ardına kadar açıktı. Henüz beni fark etmemişlerdi doyasıya ona baktım. Hayır asla ona doyamayacaktım… Yine üzerinde askılı fanilası vardı en seksi geceliğe değişmezdim. Sanki *dejavu yaşıyor gibiydim. Yeliz’le gülüşüyor birbirlerine takılıyorlardı… *Dejavu: daha önce yaşanan bir anın, yeniden yaşanma hissidir. “Altı sene önce hala bıraktığım yerdesiniz hiç değişmemişsiniz” “Öyle bizde değişiklik olmadı, belli ki sendede olmamış, hala kızların kapısına dikilip seyrediyorsun” Üzerinde siyah dar tişört yine siyah spor pantolon vardı. Çok gelişmişti seneler evvel ki genç delikanlı vücudu kaslanmıştı. Ben durduğum yerde onumu süzüyordum... “Açık olana bakılır, ben birazdan dışarı çıkacağım Zerrin beni bekliyor” “Vay bu ne hız gelir gelmez kadın muhabbetlerine mi girdin” Bu Zerrin’de kimdi tabi beyefendi bir gün bile boş kalmamalıydı… Öf bana neydi “Birlikte geldik gerçi sana niye açıklama yapıyorum ki” “Yapma zaten isteyen olmadı. Hadi kapıyı kapat ve yoluna git” Yeliz kardeşiyle birlikte odamdan çıktı… Güya dolabımı düzeltmiştim, önceden daha çabuk bulduğum giysilerim saklanmış gibiydi, tekrar hepsini yatağın üstüne attım nihayet kırmızı bluzu bulabilmiştim.  Dar kotumu giydim. Gerisin geriye kıyafetleri kucakladığım gibi dolabın içine tıktım. Şimdi çok daha dağınık duruyordu hırsla kapaklarını kapattım. Aşağı indim masaya oturmadım, iki dilim salatalığı ağzıma attım hiçbir şey yiyecek durumda değildim. Beyefendiyle Yeliz keyifle kahvaltılarını yapıyorlardı. “Zümrüt oturup yesene” “Alper’le buluşacağım nerdeyse öğle yemeği vakti geldi. Onunla birlikte yerim” “Kotun çok dar değil mi?” Aras’ın gözleri bedenimde dolaşıyor vücuduma alevler salıyordu. “Sana ne, dünde bunu yaptın. Senin benim üzerimde hiç hakkın yok. Kaç günlüğüne geldin bilmiyorum sen gidene kadar başka yerde kalabilirim. Belki de Alper’in evinde kalırım çok güzel evi var” Deli gibi onu kızdırmaya incitmeye çalışıyordum… Kaşlarının çatılıp yüzünün allak bullak olması hoşuma gitti… “Bu ne rahatlık baban biliyor mu o herifin evine girip çıktığını” Bu kadını şu anda öldürebilirdim, gönül diyordu kalk saçlarından sürü. At odana bir daha hiçbir erkeği düşünemeyecek hale gelene kadar öp… “Yirmi yedi yaşımdayım ne yapıp yapmayacağıma ben karar verebilirim” “Evini terk etmeye gerek yok, birkaç gün sonra Antalya’ya gidiyorum” O adamın evine gitmesine dayanamazdım. Gözüm görmeyince bazı şeyleri zorda olsa düşünmemeye çalışıyordum. Ama şimdi göz göre göre kabullenemezdim… “Aaa çok güzel, bizde Alper’le beraber geleceğiz resmi olarak ailemle tanışmak istiyor. Çok düşünceli nazik bir erkek” der demez arkamı döndüm daha fazla onunla dalaşmamın anlamı yoktu. O kim oluyordu benim işlerime müdahale ediyordu. Ayakkabılarımı giyerken ensemde bitti. “Seni götüreyim” “Gerek yok taksiye bineceğim” “Ne o seninki zahmet edip almaya gelmiyor mu daha bir günlük nişanlısı bile değilsin” “Yapma yeter artık. Onu tanımıyorsun ikide bir laf sokmaya çalışma” “Yalan mı söylüyorum. Ben onun yerinde olsaydım seni bir başına bırakmazdım” “Sen onun yerinde değilsin, olamayacaksın da. Bana niye bu kadar taktın Zerrin’e git” “Kıskandın mı?” “Tanımıyorum bile ve neden kimden kıskanayım? Ya sen? İkide bir laf söylüyorsun sen kıskanıyor musun?” “O adamı bırak, sana layık değil” “Ne dediğini kulağın duyuyor mu çocuk. Daha bir kez görmediğin adamın bana layık olup olmadığını nasıl söylersin?” Beklediğim taksi gelmişti, arkama bir kez bile bakmadan yürüdüm. Aslında Alper’le buluşmayacaktım ondan kurtulmak için o evden çıkmak istemiştim. Beşiktaş ve Çırağan yıldız parkının önünden geçerken ani bir kararla taksiyi durdurdum. Eskiden beri en sevdiğim yerlerden biriydi. Ağır adımlarla acele etmeden yürüdüm, sevgilileriyle gezenler, çoluk çocuk pikniğe gelenlerle doluydu. Havuz başında oturdum rengârenk laleler, doğanın çimenlerin yeşilliği beni büyülüyordu. “Daha burada oturacak mısın, sabah hiçbir şey yemedin” Saatlerdir onu seyrediyordum, yürümesini, oturmasını birkaç delikanlının yaklaşma çabalarına cevap vermemesini. Yeni evlenme teklifi alıp mutluluktan uçuyor olması gerekirken niye bu haldeydi. Kalbim keşke senin yüzünden olsa dedi. Alper’le buluşacağını söylediğinde kıskançlığın verdiği duygularla peşine düşmüştüm. Nasıl bir adamdı, rakibim benden daha mı iyiydi görmeliydim. Buluşmadı… Belki de daha sonra gelecekti. Yine de dayanamamıştım beni görünce gözlerinde beliren hayret ifadesini çözümlemeye uğraşıyordum. Şaşkınlık mı, mutluluk mu, öfkemi, sevinç mi? “Ne işin var senin burada randevun yok muydu? Niye peşimdesin” Öfke olduğunu anlamış bulunuyordum. Hızla yerinden kalkıp yürümeye başladı insanlardan iyice uzaklaşmıştı. Kolundan tuttum kendime çevirdim. “Niye böyle davranıyorsun, benden mi kaçıyorsun neden?” “Sen kimsin de ben senden kaçacağım” “O zaman bu öfkenin nedenini söyle” “Öfkeli değilim, aksine çok rahatım” “Seninle olan ilişkimiz hiçbir zaman sakin olmadı. Kedi köpek gibiyiz ne zaman bir araya gelsek kavga etmemiz bir kıvılcıma bakıyor. Düşün Zümrüt düşün neden bu halde olduğumuzu” “Ben açıklamasını bilmiyorum umursamıyorum da. Benden uzak ol bak mümkün olduğunca uzak dur demiyorum. Daimi uzak ol ne sen beni tanı ne ben seni” Sözleri çok canımı yakıyordu. Bu kadar mı çok nefret etmişti benden ellerimi cebime soktum. Omuzlarından tutup sarsmamak için kendimle mücadele ediyordum. Aramızdaki inanılmaz çekimi nasıl görmezden gelebilirdi, nasıl hiçbir şey hissetmiyormuş gibi durabilirdi. Niye benim peşimdeydi niye. Ya ben! onu görünce kalbim daha hızlı atmaya başlamıştı. Yüreğimde atlı koşturuyor gibiydi. ‘Git Aras ne olur git sana karşı çok zayıfım’ biliyordum senelerdir farkındaydım o geceden beri belki de daha öncesi on sekiz yaşına girdiği doğum gününde başlamıştı her şey. Kızların ona olan ilgisini gördüğümde yüreğim sıkılıyor gibi gelmişti, ilk dansını inatla benimle yapmak istemişti kulağıma fısıldadığı sözler hala aklımdaydı ‘Mumları üflerken ne dilediğimi biliyormusun’ müneccim olmadığımı söyleyince ‘Seni, bir gün benim olmanı diledim’  demişti, bu sözlerini ayağına basarak ödüllendirmiştim. Yaşıtı gibi o an beni öpmesini bende senin olmayı istiyorum demeyi istemiştim. Aptallıktı… Hissettiklerimi öfkeye dönüştürmeyi başarmıştım. Ya o hep üzerime geldi. Ben ondan kaçtıkça çok daha fazla üzerime gelmeye devam ediyordu. Nihayet parkın çıkışına ulaştım tam o anda müşteri getiren taksiye bindim. Ondan uzaklaşmalıydım çalan telefonum imdadıma yetişti Alper buluşalım diye arıyordu. Sahile gelmesini istedim onunla hiç yürümemiştik anılarımız yoktu. Nelerden hoşlandığını, hoşlanmadığını bilmiyordum. Aras sporu çok severdi, en sevdiği yemek köfte patatesti, sinemaya gitmekten çok hoşlanırdı defalarca kolunu omuzumdan atmak zorunda kalmıştım. Müzik dinlemeyi dans etmeyi de severdi. Beni kızdırmaktan hoşlanırdı özellikle kızdırmak damarıma basmak için bahaneler üretirdi. Hep birlikte koşu yaptığımızda yanlışlıkla bana çarpıp düşmeme sebep olan kendinden oldukça iri yarı adamı nerdeyse paralıyordu. Canımın yanmadığını anlatana kadar akla karayı seçmiştim. Anılar anılar her anım tüm geçmişim onunla doluyken artık niye beni yalnız bırakmıyordu. Denizin kenarında ki banka oturdum. Aklımı ondan temizlemeye çalıştım ne kadar yasaklamaya çalışsam beynimin kıvrımlarının bir yerinden çıkıyordu. Seneler evvel bu banka oturmuş dondurma yemiştik. Dondurmamı yarılamadan elimden kapmış, kendi dondurmasını elime tutuşturmuştu. Almaya çalışmıştım koşarak kaçmıştı, her şeyden iğrenen ben fark etmeden dondurmasını yemeye başlamıştım. Gülerek yanıma gelmişti ‘Tatlıydı değil mi, benimki mükemmeldi’ dediği an geri kalan dondurmayı yüzüne yapıştırmıştım… Kendi yüzündeki dondurmalara bakmadan dudağımın kenarına bulaşmış olan dondurmayı parmağıyla alıp ağzına götürmüştü. Yüzü çok ciddiydi gözleri yanar gibiydi, koyu renk gözleri daha da çok koyulaşmıştı. Çocuk yaşta birinin ilgisini hissetmemek mümkün müydü? Sadece anlamazdan gelmek işime geliyordu. “Günaydın müstakbel nişanlım” Alper gelmişti yanıma oturdu. Kolunu ilk kez omuzuma attı hiçbir şey hissetmedim. Kalbimin sesinde hiçbir değişiklik olmadı. Belki de böylesi çok daha iyiydi. Ateşe ateşle karşılık vermek yangının daha çok büyümesine neden olurdu. Bir ateş, bir buz birbirlerini dengelerdi. Aras’la ben ateştik asla sakin bir ilişkimiz olmazdı. İlişkimi dedim ne oluyordu bana, asla olamazdı olmamalıydı. “Hadi kalkalım, karnım acıktı” Nazikçe kolumdan tuttu, kapıyı açarak arabaya bindirdi. “Ailenin yanına erken gitmek ister misin? İlişkimizin bir an önce resmiyet kazanmasını istiyorum. Şu anda ailemde orada tatildeler bu fırsatı değerlendirsek mi ne dersin” “Kız kardeşimin düğünü için zaten izin isteyecektim. Ön hazırlıklarda yanında olmak istiyorum neden olmasın gidebiliriz” “Artık izin istemene gerek yok, aslında çalışmana bile gerek yok. Sen patronun eşi olacaksın” “Bunları daha sonra konuşalım” Patron eşi olmak fikri hoş olsa da ilgimi çok çekmiyordu. Gayet rahat hayatım olmuştu olmaya da devam ediyordu. Alper’i bana değişik hayat şartları sunabilir diye seçmemiştim. Yaşım gittikçe ilerliyordu bir yuva, anlayışlı bir eş ve çok gecikmeden bir bebek. İlişkimizde yıldırımlar düşmese, şimşekler çakmasa ne olurdu. Sessiz sakin, dingin bir evlilik… Olması gereken gibi. Eve çok geç saatte döndüm, onu görmemek için bilerek gecikmiştim. Geç kalmam bir işe yaramamıştı Yeliz, Aras ve Zerrin denen kadın salonda oturuyorlardı. Kapı direk salona açılmasa odama çıkardım. Mecburen görmek zorunda kaldım… “Hoş geldin Zümrüt, Aras’ın arkadaşıyla tanış” Yirmili yaşlarda oldukça güzel bir genç kız. Güleç yüzlü ve sevimli hemen ayağa kalktı. “Aras’la Yeliz’le sizden anılarınızdan bahsediyorduk. Arası nasıl dövdüğünüzden…  Çok güldüm, ben sizi iri yarı biri olarak hayal etmiştim.” “Zümrüt’ün beni dövmesine izin veriyordum, gördüğün gibi bu ufacık tefecik haliyle ben istemesem parmağını bile süremezdi” “Sahi mi Aras Battaloğlu, benden ilk dayağını yediğinde erkek bebeklerimin kafasını, bacaklarını koparmıştın hatırlatırım o zaman benden oldukça ufak tefektin.” “O zamanı saymıyorum” “Sahi Aras niye sadece erkek bebeklere zarar verdin” “Çocukça kıskançlık. Barbinin sevgilisi Ken çok yakışıklıydı… Hadi bu kadar gevezelik yeter seni evine bırakayım. Erkenden gelip seni alırım” Çıktılar, birbirlerine yakışmışlardı. Niye kalbim kan ağlıyordu ki… “Ne oldu Zümrüt oldukça üzgün görünüyorsun” “Üzgün değilim sadece yorgunum” demek işime geldi, deli gibi kıskanıyorum, o kızın yanında olmasını istemiyorum. Onu öpecek dudaklarını, okşayacak ellerini koparmak istiyorum diyemezdim. Şimdi gitse birkaç gün sonra yine onu görebilecek olmanın üzüntüsü vardı içimde. Kim bilir o kızı niye götürüyordu? Belki de o kızla evlenme planları yapıyorlardı. ***** Eve geri döndüm kızlar yatmışlardı, odasına girdim derin uykudaydı. Hiç çekinmeden seyretmek çok güzeldi… ‘Aras’ Karanlığa doğru çekildim beni burada görürse küçük çaplı bir kıyamet çıkacağından emindim, sırtını döndü uykusuna devam etti. Rüyasında beni görüyor olmasına sevinmiştim de çok iyi görmediği belliydi, kaşlarını çatmıştı ses etmeden odadan çıktım… ***** Antalya güzel Antalya… Ferah geniş caddeler, daha az insan. Hele annemlerin oturdukları yer çok güzeldi. İki katlı evlerden oluşan siteye, ne zaman gelsem içim huzur doluyordu. Bu sefer huzurlu olmayacağımdan emindim. Aras küçük sevgilisiyle birlikte tam yanımızda ki evde olacaktı. Alper beni kapıda bırakıp, kararımızı açıklamak için ailesinin kaldığı otele gitti. “Ben geldim” Ah ailem büyük tezahüratla karşılandım, Tatlı sert babam… Her zaman güler yüzlü olan annem… Sevimli kız kardeşim ve bir hafta sonra evleneceği müstakbel kocası Demirhan… “Sen zayıfladın mı kızım” “Hayır, nerden çıkardın, güzel annem” “Yok, ben anlarım…  Yüzün süzülmüş” “Dert edeceğin bir şey yok, aksine benim güzel haberlerim var” “Bir şeyler duyar gibi olduk, anlat bakalım” Bir şeyler duyduklarını söyleyip bu kadar ciddi olmalarını anlayamamıştım. Annem senelerdir evlenmem için söylenip dururken bu halleri neydi? “Alper çalıştığım iş yerinin sahibi yani patronumun oğlu. Uzunca süredir tanıyorum bir senedir bana evlenme teklif ediyordu. Nihayet kararımı verdim teklifini kabul ettim çok kibar ve anlayışlı. Sizinle tanışmak için geldi, ailesi de burada tatildeymiş. Bir an önce evlenmek istiyoruz” “Emin misin kızım, evlilik kolay değildir. İyi düşündün mü?” “Bir sene ve öncesi kısa bir zaman değil babacığım. Kararımı verdim eş olacak tüm vasıflara sahip” “Sen öyle diyorsan, buyursunlar gelsinler birde biz görelim” Annemde, babamda sözlerime tepkisiz kalmışlar hatta yüzlerini asmışlardı… “Neyiniz var sizin benim için mutlu olmanız gerekmiyor mu?” “Yanlış bir karar almandan korkuyoruz kızım. Sen mutlu olursan bizde mutlu oluruz” “Kararım doğru anne eminim ve onunla evlenmek istiyorum” “Ne zaman gelirler, ona göre hazırlık yapayım” “Yarın veya öbür gün gelirler herhalde, Alper ailesiyle konuşup haber verecek, çok bir şey hazırlamana gerek yok” “Yaparız bir şeyler, Yeliz geldi mi?” “Birlikte geldik kendi evine geçti” Aras’ı sormamak için kendimi zor tutuyordum… İmdadıma geveze kız kardeşim yetişti… “Abla Aras’ta burada, kız arkadaşıyla Antalya’nın altını üstüne getiriyorlar. Sitenin kızları nerdeyse kapısında nöbet tutuyor” “Ezelinden beri öyle değil miydi, önüne gelene mavi boncuk dağıtır” “Hiç bile Aras öyle bir şey yapmıyor. Kızlar peşinde dolaşıyor” “Bakıyorum sıkı Aras sempatizanı olmuşsun. Demirhan kızmıyor musun nişanlına” “Niye bana kızsın, sadece gerçekleri söyledim” “Kız kardeşin doğruyu söylüyor, küçükten beri tanıyoruz büyüdükçe tam bir beyefendi olmuş. Hareketlerini tavırlarını çok beğeniyorum” “Allah aşkına ne oluyor size? Ben evleneceğim diyorum siz bana Aras’tan bahsediyorsunuz” “Kızım Aras’ta ailemizin üyesi” “Eh baba bir sen kalmıştın Aras’ı konuşmayan” “Öyle deme kızım çocukluğundan beri severim o çocuğu, sen alınma Demirhan, hep Aras gibi bir oğlum olsun istemiştim. Şimdi sende oğlumsun ilk göz ağrım hep Aras olacak” “Anlaşıldı Aras hepinizin gönlünü kazanmış, ben denize ineceğim. Siz ondan bahsetmeye devam edin” Yukarı odama çıktım, yanımda çok bir şey getirmemiştim. Geçen yaz aldıklarım annemin sayesinde düzgünce dolapta asılıydı. İstanbul’da ki dolabımı görse, bu yaşımda annemden dayak yerdim. Kahverengi bikinimi giydim, sadece şortumu giymem yeterliydi. Deniz çok yakındı, çantama gerekli malzemeleri koyduktan sonra dışarı çıktım. Acaba Yeliz gelir miydi evlerimizi ayıran çitten Aras’ı görmeme ümidiyle baktım. Fahri amcamla Kadriye teyzem çardağın gölgesinde kahve içiyorlardı. Onu görmeyince bahçeye girdim sarıldık çok özlemiştim. “Yeliz nerede, ben denize gelir mi diye soracaktım” “Çok yorulmuş biraz uzandı, kalkınca söylerim. Kızım ben annenden bir şeyler duydum evleniyormuşsun” “Yarın tanışmaya gelecekler, kısa sürede evlenirim herhalde” “Emin misin kızım” “Sizlere ne oluyor anlamıyorum, sanki hepiniz sözleşmiş gibisiniz” “Siz bizim çocuklarımızsınız, dördünüzü de birbirinizden ayırmayız. Mutlu olmanızı istiyoruz” “Eminim ve mutluyum” “Eh o zaman bizlere diyecek söz yok” Daha hiç birisi Alper’i görmemişti ne oluyordu bunlara? Sahil oldukça kalabalıktı yer bulmak zor olacaktı. Bu sıcakta neredeyse dip dibe oturmanın anlamı yoktu. Geriye döndüm sitenin havuzuna girmek çok daha akıllıcaydı. Umutlarım yıkıldı çok kalabalıktı, çocuk sesleri oldukça fazlaydı. Kapalı havuz kimseler olmazdı, olsa bile bu kadar yoğun olmayacağından emindim.  Camlarından içeriyi görmeye çalıştım, birkaç kişi vardı. İlk işim soyunup suya dalmak oldu dışarının sıcağından yapış yapıştım. Uzun süre yüzdüm havuzun kapalı oluşu suyun serin olmasına neden oluyordu. Biraz üşüdüğümü hissettim havluya sarılarak şezlonga yattım. Sabah erken kalkıp yola çıkmak beni yormuştu, “Uyuyan güzel kalk artık, Üsküdar’da sabah oldu” “Aras, senin ne işin var burada” “Sence saçma bir soru olmadı mı, ben senden önce geldim. Neredeyse havuz kapanacak” “Of havluyla yatınca yine terlemişim. Sen git ben hemen gelirim” “Ne o yanımda havluyu çıkarmaya utanıyor musun? Seni bikinili mayolu kaç kez gördüğümün haddi hesabı yok” “Senden niye utanayım çocuk” Hah kendi kendimin söylediklerime şaşıyordum, çocuk mu? Çok oldukça çok gelişmişti omuzları kolları, göğsünü kaplayan hafif tüyler. Tam erkek görüntüsüne kavuşmuştu ona bakarken Alper’e hiç hissetmediğim sıcaklığın vücudumda yükseldiğini hissettim. Hemen kalktım havluyu havuzun tam kenarında çıkarıp serin suya daldım. Peşimden atladı “Hadi yarışalım, kim kazanırsa diğerinin dediğini yapacak” “Her zaman seni yendiğimi biliyorsun, uzun boyun bile avantajın olmadı” Eskileri hatırlayıp güldüm, ne zaman denize veya havuza girsek aramızda rekabet doğardı. İki kez harici hep ben yenmiştim, nefesi çabuk tıkanır yarı yolda yavaşlardı. Başladık oldukça yavaş tempoda yüzüyordu. Yine nefesimi tıkanmıştı bana neydi kendisi teklif etmişti. Hızlandım onu yenebilecek olmanın hırsı içinde daha hızlı kulaç atmaya başladım. Dönüşümü yaptım yanımdan geçince inanamadım yarışı o kazanmıştı ve hiç nefes nefese değildi. Havuzun kenarına tutundum nefesimi düzenlemeye çalışıyordum yanıma geldi. “Yoruldun mu kuş, yuttuğun suları çıkarman için sırtına vurmamı ister misin?” Yüzünde alaycı ifade ile sırıtıyordu… “Sen nasıl beni geçebildin?” “Ben her zaman seni geçebilirdim, beni yendiğini düşündüğünde mutlu olmanı seviyordum” “Yalan söylüyorsun” “Söylemiyorum sevgilim” “Bana sevgilim deme” “Ayrıl o adamdan, benim ol” “Asla senin olmayacağım” “Neden bu inadın, seni sevdiğimi hiç saklamadım. Beni biraz olsun sevmiyor musun?” “Hayır ve ben evleniyorum, artık kabul et” “Peki şimdi ödülümü alayım” “Ne ödülüymüş o” Dememe kalmadı kolunu belime doladı kendine çekti, öbür eliyle de ensemden tuttu. Kolları cendere gibiydi kendimi geriye çekmeye çalıştıkça daha çok ona yapışıyordum “Yapma Aras” “Ödülümü alıyorum söz verdiğin gibi” Dudaklarına kapandım, sıkıca kapatmıştı umurumda mıydı, senelerdir onun özlemi içindeydim. Benden kurtulmak için çaba veriyordu, daha fazla duvara yasladım. Boyumun uzun oluşu avantajımdı “Rahat dur sevgilim öpüş benimle bir daha seni rahatsız etmeyeceğim” “Olmaz” “Olur, bir öpücük bundan sonra rahatsız etmemem için ufak bir bedel” Son kez diyordu, vücudum çoktan pes etmişti. Onu hissetmek of vücudumda binlerce karınca gezer gibiydi. Gözlerinin içine düşmüştüm kara gözlerine, tekrar dudaklarıma eğildi. Tadını özlediğim onun yüzünden kimseyle öpüşmediğim dudaklarımda tekrar onu hissetmek. Son kez sadece bir kez… Kalçamdan tutarak bacaklarımın beline sarılmasını sağladı “İşte bu sevgilim şimdi rahatça istediğim ödülü verebilirsin” İçim bir hoş olmuştu, sanki bayılacak gibiydim. Kollarım kendiliğinden boynuna dolandı, ne zaman uzanmıştı kollarım “Aç dudaklarını, tam bir öpücük istiyorum” Emir veriyordu bende uyuyordum. Ağzımın içinde oyun oynuyordu ve ben yanıyordum. Oyun bitmişti derinlemesine öpüyor kalçalarımı iyice kendine çekiyordu. “İçeride kimse kalmasın kapatıyorum” bekçinin sesiyle kendime geldim dudaklarımı zorlukla ayırdım. “Yeter, söz verdin benden uzak duracaksın” Kollarından ayrılıp sudan çıktım, havlumu, çantamı alarak havuzun kapısını açmadan önce, dayanamayıp arkaya baktım hızlı tempoda yüzüyordu, dışarı çıktım koşar adımlarla yürümeye başladım hava kararmıştı…  Ben iflah olmazdım, ne zaman bana dokunsa erime noktasına geliyordum. Ah Aras niye benden küçüktün niye… ***** Bu kadın benim takıntımdı, hayatta istediğim tek şeydi. Yanıyordu vücudum kaç kez bu hale gelmiştim… Kaç kez hayallerimde sevişmiştim… Doyurulmamış arzularla kaç kez kendimden geçmiştim… Ona söz vermiştim seni bir daha rahatsız etmeyeceğim ama asla dememiştim. Bu oldukça önemli olan ayrıntıyı kendi yararıma kullanmalıydım. Ben söz cambazıydım her açığı kendi yararıma kullanabilirdim… Onu elde edene kadar savaşa devam edecektim, aileleri kendi yanıma çekmiş onlarla tek tek konuşmuş. Zümrüt’ü çok sevdiğimi onunla evlenmek istediğimi söylemiş… Aramızda ki üç yaşı kendisine takıntı haline getirdiği için beni kabullenmekte zorlandığını anlatmıştım. Benim ailem çok sevinmiş, Zümrüt’ün ailesi benim damatları olabilme ihtimalinden memnun olmuşlardı. İki anne ve babadan kesin söz istemiş. Zümrüt’ü kandırana kadar susmalarını istemiştim. Durumumu sadece büyükler biliyordu. Bana cinsel olarak dayanamadığını biliyordum bu zayıflığını kullanmalıydım…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD