Defne o gün atölyeden çıkmadı.
Telefonu sessizdeydi. Perdeler kapalıydı. Saatin kaç olduğunu bilmiyordu ama ışığın açısı değişmişti. Gün akşamı geçmiş, şehir yavaşça sertleşmişti.
Bir süre hiçbir şey yapmadan oturdu.
Bu onun için alışılmadık bir durumdu. Defne normalde korkuyla baş etmenin yolunu üretmekte bulurdu: Çizer, boyar, dönüştürürdü. Ama bu kez içindeki huzursuzluk tuvale dökülemeyecek kadar canlıydı.
Aras’ın atölyede durduğu noktayı hatırladı.
Kör nokta.
Pencerenin yansımasını kullandığı yer.
Kapıya en hâkim açı.
O an anladı:
Aras sadece kendini korumuyordu.
Bir şeyden korunuyordu.
Defne ayağa kalktı. Yavaşça atölyeyi dolaştı. Bir ressam gibi değil, bir yabancı gibi baktı mekâna. Pencereden görünen çatıyı, karşı binayı, yangın merdivenini.
Sonra bir şey fark etti.
Atölyenin arka duvarında, eskiden depo olarak kullandığı küçük bölümde, pencereye çok yakın bir priz vardı. Uzun zamandır kullanmadığı.
Eğilip baktı.
Prizin hemen üstünde, duvara tutturulmuş küçücük bir siyah nokta…
Vida değildi.
Kamera da değildi.
Ama bir şeydi.
Defne’nin kalbi hızlandı.
Telefonunu çıkardı, ışığını açtı. Yaklaştırdı. Siyah nokta hareketsizdi ama camı ışığı geri yansıtıyordu.
O an dışarıdan bir ses duydu.
Metal.
Kısa.
Kesik.
Çatıdan gelen bir ses.
Defne ışığı kapattı.
Nefesini tuttu.
Sessizlik.
Sonra telefonuna bir mesaj düştü.
Bilinmeyen Numara:
"Perdeyi kapat."
"Işığı açma."
Defne olduğu yerde dondu.
Parmakları titredi.
Cevap yazmadı.
Yeni bir mesaj geldi.
"Bu senin için."
Defne perdeyi zaten kapattığını fark etti. O halde… izleyen biri bunu nereden biliyordu?
Bir adım geri çekildi.
Atölye bir anda daraldı.
***********************
O sırada başka bir yerde, çok daha soğuk bir odada, üç kişi bir masanın etrafında duruyordu.
Masada Defne’nin atölyesinin uydu görüntüsü vardı.
Bir el, görüntünün üzerinde daire çizdi.
“Temas gerçekleşti,” dedi kadın sesi. “Ama adam çizginin dışına çıkıyor.”
Başka biri konuştu.
“Kadın risk mi?”
Kısa bir sessizlik.
“Henüz değil,” dedi ilk ses. “Ama olacak.”
Ekran karardı.
************************
Defne o gece atölyede kalmadı.
İlk kez.
Anahtarını çantasına attı, sokağa çıktı. Kalabalık caddelere yöneldi. İnsanların arasına karıştı. Gürültüye sığındı.
Ama içindeki sessizlik daha da büyüdü.
Bir kafeye girdi. Cam kenarına oturmadı. Arka köşeyi seçti. Kendine kızdı.
Aras gibi davranıyorsun, diye düşündü.
Kahvesi soğudu.
Tam kalkacakken sandalyenin karşısına biri oturdu.
Kadın.
Otuzlarının sonunda. Kısa saçlı. Düz siyah mont. Yüzü sıradan ama bakışları keskin.
“Yanlış masa,” dedi Defne.
Kadın gülümsedi.
“Doğru kişi.”
Defne ayağa kalkmak istedi ama kadın konuşmaya devam etti.
“Aras seni uyardı mı?”
Defne’nin kalbi göğsüne vurdu.
“Kim olduğun önemli değil,” dedi kadın sakin bir sesle. “Ama onun dünyasına girdiysen, artık yalnız değilsin.”
“Ben—”
“Çizmeye devam et,” dedi kadın. “Ama bazı yüzler tamamlanmamalı.”
Kadın ayağa kalktı. Masaya bir kart bıraktı.
Üzerinde isim yoktu.
Sadece bir sembol:
Kırık bir daire.
Kadın kalabalığın içinde kayboldu.
Defne kartı eline aldı.
O an anladı.
Aras yalnız değildi.
Ve kendisi de artık sadece bir ressam değildi.
*******************************
Gece.
Defne eve gittiğinde rüya hemen geldi.
Bu kez Aras karanlıkta değildi.
Işık vardı.
Ama yüzü yorgundu.
“Artık seni koruyamam,” dedi.
Defne yaklaştı.
“Ben korunmak istemiyorum.”
Aras ona baktı.
Uzun.
Derin.
Ve ilk kez sesi çatladı.
“İstemek yetmez.”
Defne elini uzattı.
Bu kez geri çekilmedi.
Parmakları elmacık kemiğindeki bene değdi.
Sıcak.
Gerçek.
Ve bir şey daha…
Titreme.
Aras gözlerini kapattı.
“Bitti,” dedi fısıltıyla.
Defne uyandığında kalbi sakindi.
Ama içi…
İlk kez huzursuz değildi.
İlk kez bağlanmıştı.