Defne sabah uyandığında ilk fark ettiği şey sessizlikti.
Bu, sıradan bir sessizlik değildi. Şehrin henüz uyanmadığı saatlere özgü o masum boşluk da değildi. Bu, izlenen bir sessizlikti. Sanki sesler bilinçli olarak geri çekilmiş, alan açmıştı.
Yatağından kalkmadan bir süre tavana baktı.
Aras’ın rüyasına girdiğini hatırlıyordu.
Ama nasıl girdiğini değil.
Rüyalar genelde insana ait olurdu. Kontrolsüz, dağınık, kişisel. Bu kez öyle değildi. Bu kez rüya bir hamle gibiydi. Bilinçli olmasa bile yönlüydü.
Defne ilk kez şunu düşündü:
"Ya bu bir bağ değilse? Ya bu bir hat ise?"
Atölyeye geçtiğinde tuval onu bekliyordu.
Aras’ın portresi artık netleşmişti. Yüzü tamamlanmaya yakındı ama Defne özellikle gözleri hâlâ boş bırakmıştı. Bilinçli bir eksiklikti bu. Gözler, her şeyi belirlerdi. Ve Defne henüz karar vermemişti:
Onu görmek mi istiyordu, yoksa görmemek mi?
Kapı zili çaldı.
Bu kez irkilmedi.
Zamanlaması fazla düzgündü.
Kapıyı açtığında karşısındaki kadını ilk bakışta “Koruma” olarak tanımlamadı.
Tanımlayamadı. Çünkü kadın, kategorilere sığmıyordu.
Uzun boylu değildi ama varlığı alan kaplıyordu. Kısa saçları yüzünü sertleştirmiyor, aksine belirginleştiriyordu. Üzerindeki siyah mont vücudunu saklamıyordu; sadece kontrol altına alıyordu.
“Defne Eren?” dedi kadın.
Sesi netti. Yumuşak değildi ama sert de değildi. Karar vermişti.
“Evet.”
Kadın hafifçe gülümsedi. Bu gülümseme bir saniyeden kısa sürdü ama Defne fark etti. Bakışları hızlıydı. Değerlendiriciydi. Ama aynı zamanda… meraklıydı.
“Ben Lara,” dedi. “Bugünden itibaren seninle çalışacağız.”
“Çalışacağız mı?”
“Koruma. Ama klasik anlamda değil.”
Defne kapıyı tamamen açtı. Lara içeri girdiğinde atölyeye şöyle bir baktı. Tuvallere, pencereye, köşelere. Refleksleri Aras’la benzerdi ama aralarında belirgin bir fark vardı.
Aras alanı kilitlerdi.
Lara alanı sahipleniyordu.
“Biri seni korkutuyor mu?” diye sordu Lara, sanki hava durumunu sorar gibi.
Defne bir an düşündü.
“Hayır,” dedi. Sonra durdu. “Ama biri beni izliyor.”
Lara’nın kaşları çok hafif kalktı. Onaylar gibi.
“Güzel,” dedi. “O zaman doğru noktadayız.”
Defne ona baktı. “Güzel mi?”
Lara omuz silkti. “Görünmeyen tehdit en kötüsüdür. Görünenle çalışmak daha kolay.”
Bu sırada Lara’nın bakışları yarım kalmış portreye takıldı.
Aras’ın yüzüne.
Bene.
Lara birkaç saniye sustu.
“Yakışıklı,” dedi sonunda. “Sorunlu.”
Defne istemsizce gülümsedi.
Bu onu şaşırttı.
*******************************
Aynı saatlerde, şehrin başka bir ucunda Aras, boş bir dairede ayakta duruyordu.
Perdeler kapalıydı. Telefonu kapalıydı. Masada yalnızca bir dosya vardı.
Defne Eren.
Dosyayı açmadı.
Artık ezberindeydi.
Ama bu kez dosyanın ağırlığı bilgiden değil, sapmadan geliyordu.
Defne, hesapta olmayan bir değişkendi. Ve Lara’nın devreye girdiğini biliyordu.
Bu da demekti ki üst katmanlar hareketlenmişti.
Bir süre sonra kapı tıklatıldı.
İçeri giren adam tanıdıktı.
“Mert Haluk” dedi Aras, gözünü kaldırmadan.
Mert gülümsedi. Bu gülümseme rahat değildi. Fazla istekliydi.
“Defne hâlâ seni çiziyor mu?” diye sordu.
Aras başını kaldırdı.
“Sen neden buradasın?”
Mert omuz silkti. “Sergi hazırlığı. Eski dostlar. Eski pozlar.”
“Takıntı,” dedi Aras düz bir sesle.
Mert’in gülümsemesi bir anlık çatladı.
“Henüz değil,” dedi. “Ama olabilirim.”
O gece Defne rüya gördü.
Ama bu kez rüya ona ait değildi.
Aras uyuyordu.
Ve Defne onun rüyasındaydı.
Sessizce yaklaştı. Alanına girdi. Ama dokunmadı. Sadece varlığıyla oradaydı. Aras bunu hissetti.
Gözlerini açmak istedi ama açamadı.
Defne eğildi.
Fısıldadı.
“Şimdi beni görüyorsun.”
Aras’ın nefesi bozuldu.
Ve ilk kez…Kontrolü kaydı.