Güdü 🌹

1500 Words
Akın içinden kendisine küfrede küfrede devam etti. Etmek zorundaydı. "Yada sana kalkan olacak kişiyi sonuna dek desteklerim." Genç adam ağzından çıkan bu cümleyi pek sevemedi. Samimi de pek değildi. 'Ne oluyor amına koyayım' diye içinden kendisine kızıyordu. 'Ne bok yiyorsun acaba' diyordu? İçgüdüleri Akın'ın dilinin bağını istemsizce çözüyordu. Ve her anlamda kontrollü olan Akın, otoritesinin sarsıldığını hissediyordu. Bu hissi de hiç sevmedi. Feyza'ya sunulan iki yol vardı. Anlamadı! Sadece Akın tarafından acıma hissi sıfır bir şekilde, kırmadan dökmeden teselli edildiğini düşündü. Bu bile kızcağıza çok iyi geldi. Kalbi hala çocuktu... Annesinin başına vurup 'kimseye yollu gibi bakma' demesi, 'edepli ol' deyip saçlarını yolması, onu kadın-erkek ilişkililerini merak etmekten alıkoyuyordu. Hala bu konuda meraksızdı. Bir yerde böyle konular konuşulduğunda; Feyza eğer dinlerse, annesi bir yerlerden çıkıp gelecekmiş gibi korkardı. Ağzından tükürükler saça saça 'edepsiz sürtük' diyecekmiş gibi gerilirdi. Bilmiyordu Feyza. Erkekleri bilmiyordu. Sözlerin altında yatan derin anlamları kurcalamayı bırakalı ise lise son zamanlarına denk geliyordu. Hayata tamamen çocuk kalbiyle bakıyordu. Genç kız gözleriyle, bakacak ne yüreği vardı ne de cesareti. Düştüğünü gören ya gülüp geçiyordu, ya da 'vah vah' deyip üzerine basarak geçip gidiyordu. Akın hemen yanında durmuş, samimi bir şekilde 'yardım edeyim mi' diye soruyordu. Eğik başı kendisine söylenen sözler boyunca yerden kalkmayan kız, içten bir şekilde gülümsedi. Demek ki büyüyüp değişseler bile o çocukluktan temeli atılan, masum değerler aynıca kalıyordu. Minnettardı Feyza. Akın Abi'si hiçbir şey yapmasa bile samimi desteği ve tedirgin tüy gibi dokunuşu, kırılan gururunu ayağa kaldırıyordu. Hemen yan evde ikamet eden komşu oğlu yani Akın Abi'si, sanki üzerine yağan küllere bir üfürük savurmuştu. Feyza nefes alanı tozdan, külden bir nebze arınmış gibi o an derince soluk aldı. O solukta genç adamın ferah kokusu sinsice önce genzinde sonra ciğerlerinde dolandı. Uzatılan ele tutunmadı, ayağa tek başına yardımsız kalkabilmek için ona şöyle karşılık verdi. Çocukluk yılları hatrınaydı. Gözlerini yakalamaya çalışan karamel harelere bakmadan alnını, güvenli güçlü göğse çok azıcık yasladı. "İyi ki varsın abi." Abi! Kalınca aralarına çekilen hat çizgisi simsiyah ve çok netti. Akın'ın kalbi burulur gibi oldu. Düşünmedi. Üzerinde durmadı. Belirsiz bir temastı bu, yumuşacık tertemiz ve masumdu. Küçücük bir an böyle durdular. Feyza, Akın'ın beden hapsinden ona bir daha temas etmeden ve asla gözlerine bakmadan yanından usulca sıyrılıp gitti... Ardından onu gözden kaybolana dek öylece izleyen bir adamı geride bıraktı. Feyza adımlarını hızlandırdı ve okulunun kapısından içeri girdi. Kolundaki saate baktığında geç kaldığını fark etti. Yarım saate yakın süren konuşmaları yüzünden derse girmesinin bir anlamı kalmamıştı ve adımları onu üniversitenin o çok sevdiği göl kenarına götürdü. Bazı adımlar, iki kişiyi farklı yönlere sürüklese bile yollar bir yerde elbet kesişir. Amansız ve zamansız gelen bazı şeyler beşeri fark etmeden kendisine esaretle hapsediverir... Feyza, Pamukkale Üniversitesi'nin kampüsünde ve salkım söğüt ağacının altında arkadaşlarıyla oturuyordu. Çimlerle kaplı alanın içine oluşturulmuş yapay gölde karbeyaz ve gece renkli ördekler miskince yüzüyor kimisi de göl kenarlarında, yapay kaya diplerinde uyuyorlardı. Ara ara kart ötüşleriyle etrafı şenlendiriveren ördekler baktıkça öğrencilere huzur veriyordu. Salkım söğüt ağacı bütün ihtişamıyla ve yaşı geçkin yapısının endamıyla toprağa sıkıca tutunmuştu. Ara ara esen rüzgarın okşadığı yere doğru sarkan yapraklı ve pürçüklü dalları ağır ağır salınıyordu. Gençler, ders aralarında kendilerini ya bu yapay gölün kenarlarını süsleyen çimlere atıyorlar ya da kafe, kantin gibi yerlerde zaman geçiriyorlardı. Gölün kenarını tercih edenlerin arasında Feyza, Bade ve Yusuf'ta vardı. Feyza'nın en yakın arkadaşlarından biri olan Bade ise safir mavisi gözleri, küçücük yüzlü ve sivri çenesiyle minyon tipli bir kızdı. Zayıf yapısıyla, yüksek enerjisiyle; minik bir kedi kadar uysal görünse bile içinde koca koca aslanlar yaşatıyordu. Bade tahta kurşun kaleminin arkasını diş izleriyle doldurmuş olarak küçük uçuk pembe dudaklarından dışarı çıkardı. "Sayısal derslerin tümünden nefret ediyorum." Dedikten sonra kalemini dişlemeye kaldığı yerden devam etti. "Hesap makinesi gibi beynimi çalıştırıp durmak beni yoruyor. Keşke yolun başında eşit ağırlık falan seçseydim. Başım çok ağrıyor ya..." Ona gülümseyerek bakan Feyza "İyi ki nefret ediyorsun böyleyken bile yetmiş altı notun yok. Sayısalı sevmeni düşünemiyorum bile Bade..." Dedi. "Unuttun mu Feyza, o bir mükemmeliyetçi. Onun kocası olacak adama cidden acıyorum. Simetri takıntısını hiç hesaba katmıyorum bile." Konuşan kişi Yusuf'tu. Yusuf'un yüzünde ilk dikkat çeken yeri kaşlarıydı. İki küçük tepecik şeklindeki kaşlarından sağ olanı biraz eğimliydi. Farkında olmadan küçük Emrah modunda kaşlarını birleştirme mimiği vardı. Düşünürken, şaşkınken ve dugunken ki oluşan şekiller hep aynıydı. Gözleri toprak ve sarının harmanlanmış kumral tonlarındaydı ve gözleriyle saç rengi hemen hemen aynıydı. Saçları kumral ve kahvenin uyumuyla başının tepesinde yoğunlaşmıştı, kenar kesimleri de azar azar küçükten büyüğe artarak yukarıdaki saçlarını tamamlıyordu. Burnunda kemer yoktu ve düz inerek kanatlara doğru açılıyordu. Yanaklarını yumuşakça çevreleyen hafif sakalları onu birazcık olgun gösteriyordu. İnce çizgilerle çevrelenmiş dudakları genelde gül kurusu kadar solgun görünürdü. Yüzü hani şu bebek yüzlü diye tabir edilen sima grubuna dahildi. Çenesi sivrilikten ve köşelikten uzak naif çizgilerle küçük kulaklarına ulaşıyordu. Ne çocuksu ne olgun görünümünde olup hoş bir havası vardı. Vücudunda öyle şimdikilerde moda olan bol kaslardan yoktu fakat fit görünüyordu. "Duvara bir tablo asılacak olsa adamı deli eder bu. Milimetresine kadar ayarlatmak için uğraşır. Baksana ısırdığı kalemde bile diş izleri simetrik! Bu çok sinir bozucu. Ben dağınıklığı cok severim. O karmaşanın içinde herkesin aksine garip bir huzur buluyorum." Yusuf, Bade'ye sataşmaya devam ederken Feyza onları gülümseyerek izliyordu. Öğle arasına çıkmışlardı ve son iki dersleri kalmıştı. Bu iki arkadaş üniversitenin başından beri yanındaydı ve ciddi anlamda kendisi pek sohbetlerine katılmasa bile güzel zaman geçiriyorlardı. "Hiçte bile benim öyle takıntılarım yok, Yusuf abartma." Bade bu söylediğine kendisi de inanmıyordu ya neyse. Yusuf cevap vermekte geçikmedi. "Bade şu anne ördeğe baksana, ne güzel dağınık dağınık uyumuş yavrucuklarıyla." Bade o tarafa bakmamak için direndi ama meraktan dönüp bakınca gözlerini sımsıkı kapatıp açtıktan sonra aniden ayağa kalktı. Hemen iki metre kadar ilerisinde uyuyan ördeklere yanaşıp yavrusunun birini eline aldı ve anasının hizasında koymak istedi. Fakat kucaklandığını anlayan yavru ördek bastı yaygarayı ve Bade'nin elinde minicik ebatıyla çırpınmaya başladı. Bade yavruya odaklanıp sakinleştirmeye çalışırken üzerine uçan anne ördeği fark etmedi. Anne ördek, Bade'nin elini ısırınca kız çığlık çığlığa yavruyu annesine atıp deli gibi gölün çevresinde dönmeye başladı. Bir yandan da anne ördeğe saydırıyordu. "Böyle dağınıklık olmaz canım. Anne olacaksın birde! Ördek yattığı yerden belli olur, yavrularına sıraya girmeyi öğret canım aa..." Hem koşuyor hem arkasından kanatlarını açarak koşan ördeğe aklına geleni saydırıyordu. Feyza ve Yusuf arkadaşının haline kahkalarla gülerken Bade koşmaktan bitap düşmüş, çenesi ördeğe laf anlatmaya çalışmaktan yorulmuştu. "Bak gördün mü ben takıntılı değilim diyor birde." Gülmelerinin arasında yüksek kahkalarıyla neşeleri yerlerindeydi. "Bilerek o ördekleri gösterdin değil mi?" Feyza bunu sorunca Yusuf başını salladı. "Bakma öyle kızım, ben kabullenmemesine kızıyorum." Cümlenin sonlarına doğru kısılan sesiyle birlikte yaramaz çocukların azar işittikten sonraki halinde usluca oturmaya devam etti. Takii Bade gelip onun sabah biriyantinle özenle şekillendirdiği saçlarına öfkeyle yapışana dek! Bade'yi gıdıklayarak kendinden uzaklaştıran Yusuf, can güvenliğinden endişe ederek kızların yanından kaçtı. Bade somurtmuş otururken Feyza'nın telefonu çalmaya başladı. Arayanın annesi Aylin Hanım olduğunu görünce kaşları yukarı doğru kalkan kızcağız telefonu telaşla açtı. Aylin Hanım aklına koyduğu kararı uygulatmak için en son kızını aramıştı. "Feyza hemen bizim mahallede ki Gülsüm Kuaför'e gidiyorsun ve saçlarını yaptırıyorsun, azıcıkta makyaj yaptırıver. Ardından hemen eve gel işimiz çok bugün haydi çabuk." Feyza annesinin arka arkaya söylediği kelimeler bütününden hiçbir şey anlamadı. Söyleyeceklerini ardı ardına sıralayıp telefonu çat diye suratına kapatan annesinin ardından şaşkınca kırık ekranlı telefona bakakaldı. İki dersim daha var bile diyememişti ve bu dersler onun anlamakta zorlandığı önemli derslerdi. Lâkin annesine laf anlatmaya, savaşmaya gücü kalmamıştı. Mecburen dediklerini yapmak için ayaklandı. Çantasını sırtına yüklenip Bade ile vedalaştı. Bade arkadaşının yüzünde solan gülleri görünce sormaya cesaret edemedi. Feyza hemen her şeyi olduğu gibi paylaşabilen biri değildi. İstemediği sürece ona hiçbir şey anlattıramazdı ve sadece tahmin edebiliyordu. 🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀 Feyza, kuaför koltuğunda kurbanlık kuzu gibi oturmuş endişeyle bugünün ona ne getireceğini düşünüyordu. Beklenmedik bu süslenme hazırlığı onu acayip tedirgin etmişti. Ne giydiğine karışan ve makyaj yapmasını asla istemeyen bir anne söz konusuyken bu kadar pimpiriklenmesi elbette normaldi. İşaret parmağını burnunun üstüne götürüp orada küçük bir daire çizdi. Bunu genelde stresli hallerde yapardı ve hiç farkında olmazdı. Elinin üzerine atılan şaplakla Gülsüm'e baktı. "Kız gün bitmeden makyajı bozacaksın, çek patilerini bakiyim." Feyza hafifçe gülümseyerek onayladı ve elini indirdi. "Annem seni aradı mı Gülsüm Abla?" Feyza, bir an annesin bu kadına neler olduğunu anlatmış olabileceğini düşündü. "Evet aradı. Feyza'yı abartmadan güzelleştiriver dedi. Bende, senin küçük kızın maşallah zaten güzel. Ama büyük kızın için çok uğraşmam gerek dedim. Yüzüme telefonu kapattı, cadaloz karı! Ay Feyza kusura bakma canım, senin aksine annene, ablana hiç ısınamıyorum." Feyza anlayışla başını salladı. Saçlarını düzleştirdikten sonra eserine övgüyle bakan Gülsüm, işini çok severek yapıyordu. Feyza mahallenin akıllı uslu kızlarından biriydi. O aklı beş karış havada zamane gençlerinden değildi ve kızın durgun olgunluğunu seviyordu. Annesi olacak yellozun onu kendi isteğiyle gönderdiği ilk seferdi ve Gülsüm ister istemez endişelendi. O cadı karının diğer büyük kızıyla daha iyi anlaştığına şahit olmuştu. Ama şu melek gibi küçücük kızcağıza derin donrucu gibi soğuktu. Allah'tan Feyza'nın babası Ramazan Bey şeker gibi bir amcaydı da bütün evlatlarına eşit davranıyordu. Sevdiği küçük müşterisini güler yüzle uğurlayan Gülsüm, kahve yaparak kendisini ödüllendirdi. Gülsüm güdüsel hislerle; 'kıymet bilene yar olursun inşallahta bu ablan gibi yapayalnız kalmazsın Feyza' diye içtenlikle dular etti. Çağrılan belaysa bela, afiyetse afiyet gelirdi. Bakalım Feyza'ya ne gelecekti?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD