6: Sorun

873 Words
Gecenin ayazı, yorgunluğumu kemiren bir bıçak gibi tenime işliyordu. Saatlerdir hastanedeydim. İğrenç geçen bir ameliyat, ukala bir profesörün azarları ve baş ağrısını tetikleyen floresan ışıklar derken, artık bedenimin iflas ettiğini hissediyordum. Ayaklarımı zor sürüyordum, ama en kötüsü bu değildi. Telefonu kulağıma dayadım, ekranında ‘Annem’ yazıyordu. Derin bir nefes alıp açtım. “Asya, iyi misin?” Bu cümlenin içinde gerçek bir endişe yoktu. Annemin her zamanki kontrol aramalarıydı bunlar. Çocukluğumdan beri süregelen yüzeysel bir ilgi… Soğuk, mesafeli ve her zaman yeterince iyi olmadığımı hissettiren o ses tonu. “İyiyim.” Sesi duyduğuma pişman oldum. “İşler nasıl?” "Yoğun. Nöbetten çıktım." "Üstüne çok yüklenmiyorlar, değil mi?" Güldüm. Çok mu yükleniyorlar? Bu hastanede günümün tek bir anı bile huzurlu geçmiyordu. "Her zamanki gibi işte," dedim, konuyu kapatmaya çalışarak. “Babanla konuşmanı istiyorum.” Mideme bir yumruk inmiş gibi oldu. “Anne, lütfen.” "Asya, bu tavırların hiç hoş değil. Sadece..." Sesi kulağımda yankılanıyordu ama ben artık dinlemiyordum. Çünkü apartmanın önüne geldiğimde, kapının orada bir gölge durduğunu fark ettim. Adımlarımı yavaşlattım. Elimi cebime götürdüm, anahtarımı sıktım. Işığın altına girdiğinde tanıdık bir yüzle karşılaştım. Kerem. Ve sarhoştu. "Anne, sonra konuşuruz," diyerek telefonu kapattım. Beni görünce eğreti bir gülümsemeyle yanağına düşen saçlarını geriye attı. Ellerini ceplerine soktu ama sallantılı duruşu ne kadar içtiğini belli ediyordu. "Asya," dedi, kelimeleri biraz yuvarlayarak. Gözlerimi devirdim. “Ne yapıyorsun burada, Kerem?” "Konuşmamız lazım." Bu saçmalık yine mi başlıyordu? "Bak, sabahın körü, nöbetten çıktım ve hiç halim yok. Şimdi çek git, olur mu?" Ama o hareket etmedi. Bunun yerine bir adım daha yaklaştı. Gözleri kıpkırmızıydı. Yüzündeki o gereksiz duygusal ifadeye baktım ve tiksindim. “Seni unutamıyorum, Asya.” "Kerem, Allah aşkına—" Birden bileğimi yakaladı. “Beni dinlemek zorundasın.” İçim ürperdi. Ve o anda işler çirkinleşmeye başladı. Bileğimdeki baskıyı hissettiğim anda tüm kaslarım gerildi. Kerem’in sıcak ve terli avucu, midemi bulandıracak kadar sıkıydı. Çekip kurtulmaya çalıştım ama o, sarhoş olmasına rağmen inanılmaz bir inatla sıkmaya devam etti. “Bırak beni, Kerem!” Sesim sertti ama içimde yükselen panik dalgası titrememe neden oldu. O ise bana aldırmadan başını yana eğdi, alaycı bir gülümsemeyle konuşmaya devam etti. “Neden bu kadar soğuksun, ha? Eskiden böyle değildin. Ne değişti Asya? Yeni bir adam mı var?” Tiksintiyle yüzümü buruşturdum. “Bunun bir önemi yok. Konu senin beni burada, apartmanın önünde, zorla tutman.” Elimi çekmeye çalıştım ama aniden beni kendine doğru çekti. Bir anda yüzüme sinmiş alkol kokusuyla sarsıldım. “Beni bu kadar kolay harcayamazsın, Asya.” Gözleri, gecenin loş ışığında tehditkâr bir şekilde parlıyordu. Tüm gücümle bileğimi silktim, geri adım attım ama o da yaklaştı. “Ne yapıyorsun sen? Sapıttın mı?” Gözlerimin içine baktı. O tanıdık, aciz bakışı gördüm. Ama bu sefer işin içinde bir öfke de vardı. İçimde yükselen korkuyu bastırmaya çalışarak apartmanın kapısına doğru ilerledim. Ancak o önümde bir duvar gibi dikildi. “Asya, beni dinlemek zorundasın!” Sesi keskin bir bıçak gibi havayı yardı. Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Gecenin sessizliğinde ayak seslerimi bile duyabiliyordum. Ve sonra… Her şey bir anda oldu. Bir gölge hızla yanımızdan geçti. Ve bir saniye içinde Kerem’in vücudu yana savruldu. Anlamam birkaç saniye sürdü. Kerem’in yüzünde acı dolu bir şok ifadesi belirdi. Bir el, gömleğinin yakasından tutmuş, onu hiddetle yere doğru bastırıyordu. Sonra gölge netleşti. Aras. Gözleri öfkeyle parlıyordu. Dişleri kenetlenmişti. Ama asıl korkutucu olan şey, yüzündeki gereksiz sakinlikti. “Ne yapıyorsun lan sen?” diye tısladı Aras. Kerem, afallamış bir şekilde ona baktı. “Sen kimsin?” Aras hafifçe eğildi, başını yana yatırdı. Sanki az önce ölüm emri vermiş bir mafya babası gibi sakin bir şekilde konuştu: “Senin kabusun.” Ve sonra yumruğu patladı. Aras’ın yumruğu Kerem’in çenesine indiğinde, etrafta yankılanan etli bir darbe sesiyle yerimden sıçradım. Kerem’in başı yana savruldu, sendeleyerek geriledi ama yere düşmeden kendini toparladı. “N-napıyorsun lan sen?!” diye kekeledi Kerem, dudağını ovuştururken. Sarhoştu ama yemiş olduğu darbenin etkisini idrak edebilecek kadar da ayıktı. Aras, omuzlarını gevşetti, siyah gömleğinin kollarını sıyırarak ifadesizce konuştu: “Sana dokunmamayı tercih ederdim. Ama elimde değil, Kerem.” Sesindeki sükûnet, altındaki tehditkâr hava midemi kaldırdı. Aras’ın gözleri o kadar soğuktu ki içimdeki korku, yerini başka bir şeye bırakıyordu. Ve sonra, hiçbir uyarı vermeden tekrar hareket etti. Kerem bu sefer kendini savunmaya çalıştı, ama Aras ondan çok daha hızlıydı. Tek bir hamlede yakasından tutup duvara yapıştırdı. Kerem’in sırtı apartmanın taş duvarına çarpınca bir inleme çıktı ağzından. “Asya, yardım etsene!” diye seslendi, gözleri panik içindeydi. Ama ben… kıpırdayamadım. Aras başını yana eğdi. Sanki önündeki adam bir insan değilmiş gibi gözlerinin içine baktı. “Senin gibi pislikler, hayır kelimesinin anlamını öğrenene kadar dövülmeli.” Ve sonra bir yumruk daha. Bu sefer Kerem’in burnundan kan fışkırdı. Acıyla bağırdı ama Aras onu bırakmadı. Aksine, bileğinden kavrayıp acı dolu bir şekilde büktü. Kerem’in çığlığı havayı doldurdu. Bu çok fazlaydı. “Aras, dur!” diye bağırdım ama sesim zayıftı. O ise beni duymuyordu bile. Gözleri kararmıştı, nefes alışverişi hızlanmıştı. Kerem’in kolunu biraz daha büktü ve onun acıyla bağırmasını izledi. Görmemem gereken bir şeyi izliyormuşum gibi hissettim. Bir canavarı serbest bırakmıştım sanki. Dizlerim titredi. Bacaklarım güçsüzleşti. Bir adım geri çekildim ama dünya etrafımda döndü. Yorgundum. Tükenmiştim. Ve sonra… her şey bulanıklaştı. Gözlerim karardı. Dizlerim yerinden çözülürken derin bir boşluğa düşüyormuş gibi hissettim. Son duyduğum şey, Aras’ın adımı öfkeli ve endişeli bir şekilde seslenişiydi. “Asya!”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD