Viktor kütüphanenin derinliklerinde, yüksek tavanlı bir odanın köşesine çekilmiş oturuyordu. Bu kütüphane, vampir toplumunun en eski hazinelerinden biriydi; yüzyıllar boyunca birikmiş kitaplarla dolu raflar, gölgeli koridorlar arasında uzanıyordu. Deri kaplı ciltler, zamanın tozuyla kaplanmıştı; sararmış sayfalar, eski mürekkebin soluk izlerini taşıyordu. Altın yaldızlı başlıklar, mum ışığının titrek parıltısında parlıyordu, adeta unutulmuş sırları fısıldıyordu. Kütüphanenin sessizliği, dışarıdaki salonun kaotik havasının tam tersiydi – burada, zaman durmuş gibiydi, adeta bir meditasyon alanı. Havada eski kağıtların hafif küflü kokusu hâkimdi; Viktor'un burnuna her nefeste dolan bu koku, onu geçmişe, yüzyıllar öncesine taşıyordu. Parmakları, eski bir metnin sayfalarını nazikçe çeviriyordu:

