Salonun havası, bir fırtına öncesi bulutlar gibi ağırlaşmıştı. Antik taş duvarlar, yüzyılların tozunu ve sırlarını taşıyordu; her çatlak, geçmişteki ihanetlerin ve zaferlerin sessiz tanıklarıydı. Meşalelerin alevleri, duvarlardaki demir halkalarda hafifçe titreşerek dans ediyordu. Turuncu ve kızıl tonlarındaki ışık, yüksek tavandaki kemerleri aydınlatıyor, gölgeleri duvarlarda uzatıp kısaltıyordu. Bu gölgeler, adeta canlı varlıklar gibi kıvrılıp bükülüyor, salondaki her figürün siluetini devasa ve tehditkar kılıyordu. Hava, eski kanın ve küfün kokusuyla doluydu; vampirlerin soluk alıp vermediği halde, bu koku ciğerlere kadar işliyordu. Aurora'nın sözleri bittiğinde, salonda birkaç saniyelik derin bir sessizlik hüküm sürdü. Bu sessizlik, bir çığlıktan daha gürültülüydü; içindeki gerilim, ku

