Zemin bir kez daha titreşti. Bu titreşim korkutucu değildi; daha çok derin bir göğüs boşluğundan gelen uzun, içten bir iç çekiş gibiydi. Toprak, sanki kendi nabzını hatırlamaya çalışıyordu. Parmak uçlarında hissedilen o hafif dalgalanma, kemiklere kadar iniyor, oradan kalbe ulaşıyordu. Kök-merdivenin nabzı hızlandı—dakikada belki seksen beş, belki seksen yedi; tam saymak imkânsızdı çünkü ritim sabit değildi, canlıydı. Zaman, ince bir ip gibi geriliyordu; öyle ki nefes almak bile o ipin gerilişini hissederek yapılmak zorundaydı. Her soluk alışta göğüs kafesi genişliyor, her verişte daralıyordu. Sanki evrenin kendisi bir an için soluklanmayı unutmuştu. Aurora ilk geri adımı attı. Ayakları çıplaktı ve toprağın serinliği tabanlarına işliyordu. Parmakları hafifçe kıvrıldı, sanki toprağı kav

