ZİNAR ACAR
Ben yeniden baba olabilecek miyim acaba? Ruken’in bu ikinci hamileliği, ilk hamileliğinde babam vardı ona da söylemiştik. Ne çok sevinmişti bir torunu daha olacağı için. Şimdiyse babam yok, ama yine de gelip ona söyledim. Mezarının başında sanki gerçeğiyle dertleşir gibi konuştum anlattım.
Ne kadar güçlü görünürsem görüneyim… içimde kocaman bir korku var. Ruken’in ikinci hamileliği… İlkinde, daha nefes almadan elimizden kayıp giden o küçük canın acısı hâlâ içimde. Mezarın başında rüzgâr esti ama içimdeki yangını söndürmedi. Ben Berzan Ağa’nın öz oğluyum. Kim ne derse desin, kim ne düşünürse düşünsün… onun kanı benim damarlarımda.
Ama kan yetmiyor. Ağalık başka bir şey.
Rüya, Civan, Dilan… herkes bir şeyin peşinde. Bu konakta herkes bir savaşın ortasında. Her nefesim hesaplanıyor, her adımım izleniyor. Ve ben… ben bu savaşta en önde olmalıyım. Bana göre olan bu.
Babam da böyle isterdi bence... Ama bir yandan da Ruken… Kadın yüreğiyle değil, aslan yüreğiyle yanımda duran karım. Bugün gözlerindeki korkuyu gördüm.
Benim için güçlü duruyor ama o da içten içe titriyor. Bu bebeği kaybedersek…
Belki de bir daha toparlayamayız.
İçimdeki iki adam birbirine giriyor. Biri, babasının mirasını sırtlamaya çalışan ağa Zinar. Diğeri, karısının ellerine sarılıp “ne olursun bırakma” diyecek kadar kırılmış baba Zinar. Mezardan dönerken kendi kendime konuştum:
“Bu kez olacak. Bu kez evladımı kucağıma alacağım.”
Ama içimde bir ses yine de fısıldıyor:
Ya olmazsa? Ya bu savaş, daha başlamadan beni de, ailemi de yutarsa?
Ben hem babamın oğlu, hem bir aşiretin geleceği, hem de doğmamış bir bebeğin umuduyum. Ve bu yük… Her gece sırtımda dağ gibi büyüyor.
Daha sonra bu derdimi kiminle paylaşacağımı buldum. Babam yoksa, annem var. Belki zamanında babama şifa olduğu gibi bana da şifa olur... Aslında Ruken’in konakta kalmasını annemin gözü önünde olmasını istiyordum. Ama annem Dilan’ı çağırmışken üstüne Ruken’in gitmesi yanlış anlaşılabilirdi. Bunu da bugün konuşmak istiyorum annemle, umarım yanlış anlamaz.
Konaktan içeriye girdiğimde avlunun köşesindeki taş basamaklara oturmuş, elinde tesbihi çeviriyordu. Parmakları hızlı hızlı hareket ediyor, ama düşünceleri bir türlü toparlanmıyor gibi görünüyordu. Yasemin Hanımağa, onun omuzlarında ki bu yükte kolay taşınan cinsten değildi. Ruken içeride dinleniyordu, benden önce geldiğini ve maalesef yaşanan tatsız olayı da biliyorum. Annemin yanına yaklaşınca beni ancak gördü;
“Zinar…” dedi yumuşak bir sesle.
“Anne… bir şey mi oldu?”
Asıl “bir şey olan” bendim ama bir de yaşanan olay vardı. Saçma sapan bir soru sordum, farkında değilim. Annem hafifçe gülümsedi;
“Benimle konuşmaya mı geldin?”
"Evet, ama senin işin başından aşmış. Ben Ruken’i alıp çıkayım, yarın sen bize gelirsin olur mu?"
"Sen iyi misin oğlum? Benim işim de gücüm de evlatlarım, torunlarım, yiğenlerim sizsiniz..."
“Ben iyiyim anne.”
“İyi değilsin, yüzünden anlaşılıyor. Ruken hamile kaldı diye sevincinden uçacak bir Zinar tanırdım ben. Şimdi bakıyorum da… elin ayağın birbirine dolanmış."
“Anne… korkuyorum.”
Sonunda birine duygularımı itiraf edebildim. Annemin gözleri hemen dolmadı ama içi burkuldu, hissedebildim. Yanına oturttu beni, elini omzuma koydu;
“Neyden korkuyorsun oğlum?”
“İlk bebeği kaybettik anne… Ruken bunu bir daha kaldıramaz. Ben de kaldıramam. Bir babanın kendi evladının yok oluşunu bilmesi… çok ağır. Şimdi o yine hamile. Ne olur biliyor musun? Ben bilmiyorum. Ama içime bir korku çöktü işte.”
“Oğlum, her babanın içine düşen o korku vardır. Elini titretir, yüreğini sıkıştırır. Ama sen… Berzan Ağa’nın oğlusun. Senin yüreğin hem korkar hem korunur.”
“Baba olabilecek miyim anne? Bu kez gerçekten olacak mı?”
“Telaşını görüyorum. Ama korkunu sevdanla yenersin. Ruken güçlü bir kadın, sen de onun arkasındaki dağsın. Beraber, bu bebeği sağ salim kucağınıza alacaksınız. Ben inanıyorum.”
“Ya yine bir şey olursa?"
Annem bu lafımdan sonra yüzümü iki eliyle tuttu. Başımı yerden kaldırttı, gözlerimin içine baktı;
“Oğlum, hayat ölümle yarışır bazen. Ama bir anne yüreği bilir… Bu bebek tutunmuş. Ruken’in gözündeki ışığı gördüm. Senin yüreğindeki umudu da görüyorum. Berzan yaşasaydı, sana ne derdi biliyor musun?”
“Ne derdi?”
“Oğlum, korkunun olduğu yerde dua olur. Dua varsa umut olur. Umut varsa evlat olur. derdi.”
Bu söz, benim omuzlarımdan yük almış gibi oldu. Gözlerimi kapatıp başımı annemin eline yasladım;
“Anne… bana iyi geldi bu.”
“Sana her zaman iyi gelirim oğlum. Sen benim gözümde hâlâ o küçük çocuğumsun. Ruken’i düşün, bebeği düşün ama kendini de unutma. Sen güçlüsün… ve bu bebek yaşayacak. Buna inan.”
Derin bir nefes aldım. Avlunun soğuk havası, annemin sözleriyle birlikte yerini sıcaklığa bıraktı;
“İnşallah anne… İnşallah.”
Annem ayağa kalkıp omzuma dokundu;
“Hadi şimdi Ruken’in yanına git. Bir anne yüreği bilir… en çok senin sesini duymaya ihtiyacı var.”
Hafifçe gülümseyip ayağa kalktım;
“Konağın direği sensin anne. Ama sen benim derdime şifa oldun. Bende biraz olsun senin omuzlarından yük almsk istiyorum. Ne olursa ne yapabilirsem onu söyle bana."
Annem bir an durdu, biraz düşündü çok kelimeler ağzına geldi ama hiç birini diyemedi, sadece;
"Biraz burada kalın, Mehtap burada Ruken’i tanıyor yabancı değil."
Sonra merdivenleri ağır ağır çıktı. Yaşının verdiği yorgunluktan değil, hayatın ona verdiği yüklerin yorgunluğundan... O çıktıktan sonra mutfağa gidip Mehtap'tan bşr bardak süt alıp odama çıktım. Evet odam, bu kapının önüne geldiğinde çocukluğum gözümün önüne geldi. Ama içeride bekleyen kendi çocuğumdu. Anılarımı geceye bırakıp, kapıyı tıklatarak içeriye girdim.
Ruken yatakta uzanmıştı, ben kapıyı açıp girince toplandı ve oturur vaziyete geldi. Sütünü uzattım, minnetle yüzüme bakıp elimden aldı. Yavaşça içti, midesine iyi geldiğini ikimizde biliyorduk. Ağzımıza bile almak istemesekte, ilk bebeğimizde tecrübe ettiğimiz bir çok şey vardı. Sütünü bitirince bardağını komidinin üstüne koyup bana dizlerini gösterdi. Onu incitmeden yavaşça başımı dizlerine koydum, sessizliği o bozdu;
"Bugün olanlar kötüydü, ama şunu merak ettim. Tabi ki cevap vermek zorunda değilsin ama, küçükken de böyle miydi?"
"Kapıyı çalmadan önce, eski günlerim geldi gözümün önüne. Eskiden hiç böyle değildi, Dilan Rüya’dan daha çok ablalık yapmıştır bana. Evet Rüya’nın zor bir hayatı oldu, ama Dilan’ı da bu yola biz sürükledik. Yan odada Dilan ile birlikte yatan senin abin... Kan mevzusuna gelince, ağalık denilen bu illet kan ile geçmiyor ki. Rüya, Berzan Ağa’nın kızı, hemde o kadar çok babama benziyor ki. Çünki bizi öyle güzel büyüttü ki, keşke bende onun gibi iyi bir baba olabilsem..."
"Peki ya ağalık? O da babanın vasiyeti, babanın çizdiği bir yol değil mi?"
"Babam ağalığı hiç bir zaman seçmedi, ağalık ona kaldı bence. Onun bana vasiyeti ancak iyi bir insan olup, düşkünlerin yanında olmak olabilir. Ben şirkette mutluyum, Civan ve Burak’la da birbirimize bir söz verdik. Biz bu meseleyi konuşmuyoruz. Çok büyük bir yük ama biz seçimi anneme bıraktık, o en iyisini bulacaktır."
Söyleyecek daha çok şeyi vardı, ama sustu Ruken. Neden böyle olduğunu anlamadım, ama artık benimde konuşacak gücüm kalmamıştı. Kalkıp pijamalarımı giyinip yattım. Ruken’in karnına sarılmak bana iyi geliyordu. Artık bu sefer annemden aldığım güçle evladıma kavuşacağımı biliyordum...