Gece geç vakit, mahalle sessizleştikten sonra geliyordu. Her zaman aynı saatte değildi — bazen yatmadan hemen önce, bazen gece yarısı uyanınca, bazen sabaha karşı o yarı uykuda yarı uyanık hâlde. Ama geliyordu. Düzenli değildi, planlı değildi, habersiz geliyordu. Bir kapı çarpar gibi, bir rüzgâr eser gibi — beklenmedik ama tanıdık. Bu gece de gelmişti. Melike yatağında doğruldu. Karanlıkta bekledi. Sesi duydu — zihninde değil, bedeninde. Kulaklarında değil, göğsünün tam ortasında. O yankı, o titreşim, o tek büyük ses. Sanki o an hâlâ bir yerde devam ediyordu — bitmiş ama bitmemiş, geçmiş ama geçmemiş, olmuş ama olmamış gibi duran bir an. Kalkmadı. Eskiden kalkardı. Su içerdi, ışığı açardı, bir şeyler yapardı — hareketle, gürültüyle, doluluğun verdiği o sahte rahatlıkla o sesi bastırma

