Erkan ilk geldiğinde Melike şaşırmamıştı. Şaşırmayı bekliyordu — kapı açıldığında, o tanıdık silueti gördüğünde içinde bir şeylerin yerinden oynayacağını düşünüyordu. Kalp atışı, panik, o eski korku. Ama hiçbiri gelmemişti. Sadece o his gelmişti. Tanıdık, ağır, karmaşık... ama artık yönetilebilir. Erkan kapıda durmuştu. O her zamanki iyi dikilmiş, kusursuz ceketi vardı üzerinde. Ama yüzünde o protokollü ifade yoktu. Sadece bakıyordu. "Geçebilir miyim?" Melike bir an durmuştu. Sonra kenara çekilmişti. "Gir." O gün otuz dakika kalmıştı. Çay içmişlerdi. Mahalleden konuşmuşlardı — o köşedeki çaycı değişmiş miydi, o bakkal hâlâ var mıydı. Sıradan şeyler. Küçük şeyler. Geçmişten tek kelime edilmemişti. O geceden tek kelime. Sanki ikisi de o kelimelerin nerede durduğunu biliyordu ve oraya

