Selim, masanın üzerindeki siyah deri eldivenlere bakıyordu. Dışarıda İstanbul'un kirli yağmuru asfaltı döverken, zihninde tek bir soru dönüp duruyordu: Kim bu Baran? Rezidansın önünden paketledikleri iki serserinin ağzından bu isim bir kurtuluş duası gibi çıkmıştı. Henüz bir yüzü yoktu bu ismin, bir geçmişi yoktu. Ama Erkan Bey'in dünyasında açılan o ince çatlağın tam ortasında duruyordu. Selim, Baran'ı araştırmaya başladığında şehrin yeraltı labirentlerinde tuhaf bir sessizlikle karşılaştı. Sanki biri hep bir adım önde gidiyordu, izleri titizlikle süpürüyordu. Görünmez bir el. Kim olduğunu kestiremiyordu — ama fırtınanın yaklaştığını hissediyordu. Erkan ofise sert adımlarla girdi. Yüzü mermer kadar soğuk ve cansızdı. Kudret Bey'le olan görüşmenin ağırlığını hâlâ taşıyordu. Ceyda'nın

