Akşam yemeği bitmişti. Hizmetçiler çekilmişti. Malikane o her zamanki geceleme sessizliğine bürünmüştü — o yüksek tavanlar, o ağır perdeler, o her şeyin yerli yerinde olduğu ama kimsenin olmadığı his. Ceyda salonun köşesindeki koltuğa geçmişti, elinde kitabı. Erkan pencere önündeydi. Şehre bakıyordu. Bu sahne yıllardır böyleydi. Aynı oda, aynı koltuk, aynı pencere. Ceyda okurdu, Erkan bakardı, aralarında o protokol sessizliği dururdu. Kimse bir şey söylemezdi — söylemek gerekmiyordu. Bu evliliğin dili böyleydi: söylenmeyenler üzerine kurulmuş, eksikliği doldurmak yerine kabul etmiş bir dil. Ama bu akşam o sessizlik farklıydı. Ceyda kitabını kapattı. Kapatırken içinde bir şey sordu kendine — ne zamandır bu kitabı tutuyordu ama okumuyordu? Sayfalar açıktı, gözler oradaydı, ama zihin ba

