Saat on birdi. Melike dükkânı kapatmıştı, eve dönmüştü, uyumaya çalışmıştı. Olmamıştı. Kalkıp mutfağa geçmişti, su içmişti, yeniden yatmıştı. Yine olmamıştı. Bu gecelerin bazıları böyleydi — o ses gelmeden de uyku gelmezdi. Sadece o düşünceler gelirdi. Yarın yapılacaklar, eksik kalan sipariş, müşterinin istediği o renk tonu bulunabildi mi. Küçük şeyler. Ama küçük şeyler büyük sessizlikte büyürdü. Telefon çaldığında Melike ekrana baktı. Lale. Bu saatte Lale aramıyordu. Lale sabahçıydı — erken yatar, erken kalkardı. On birde telefon açmak onun için alışılmadıktı. Açtı. "Lale?" Sessizlik. Kısa, bir nefes kadar. Ama o sessizlikte bir şey vardı — Melike hissetti. Lale'nin sessizliği hiçbir zaman boş olmazdı. "Uyumadın," dedi Lale. Sesi normaldi — o tanıdık, o düz, o mahalle sesi. Ama

