Baran, Melike’nin ona titreyen ellerle uzattığı adresteki depoya vardığında, paslanmış demir kapının gıcırtısı gecenin sessizliğini bir bıçak gibi kesti. İçerideki yoğun rutubet ve terk edilmişlik kokusu, ciğerlerine dolarken yüzünde tiksintiyle karışık bir memnuniyet belirdi. Burası, Melike’nin "uyanıklığının" bir eseriydi; Erkan gibi her adımı izleyen bir devden bile gizlemeyi başardığı, olası bir felaket anında sığınacağı gizli kalesiydi. Ancak Baran için burası bir sığınaktan ziyade, yeni ve çok daha büyük bir kumarın başlangıç masasıydı.
Tozlu, eski bir sandalyeyi gıcırdatarak çekti ve üzerine çöktü. Cebinden çıkardığı sigarayı yakarken, çakmağın alevi gözlerindeki o hesapçı parıltıyı bir anlığına aydınlattı. "Saf kız," diye fısıldadı dumanı karanlığa doğru savururken. "Hala on yıl önceki o mahallede, yağmurun altında el ele yürüdüğümüz o çocuğun geri döndüğünü sanıyor. Para hırsı onu uyanık kılmış, bir imparatorluğun içinde ayakta tutmuş ama aşkı hala o günkü kadar kör". Baran, Melike’nin ona olan bu köhne ve masum zaafını, peşindeki alacaklılardan ve karanlık adamlardan kurtulmak için kullanacağı en güçlü kalkan olarak görüyordu.
Aynı saatlerde Melike, rezidansın steril ve lüks sessizliğinde, her saniyesi planlanmış bir tiyatro oyununa hazırlanıyordu. Erkan’ın eve giriş sesini duyduğunda, az önce Baran için döktüğü gözyaşlarını ve kalbindeki o amansız sızıyı zihninin en karanlık köşesine hapsetti. Kapı açıldığında, karşısında duran kadın artık "aşık Melike" değil; uyanık, cilveli ve kocasının her zayıflığını nakde çevirmeyi bilen o strateji uzmanıydı.
Erkan, ceketini çıkarırken Melike’yi belinden kavrayıp kendine çekti. Melike, adamın teninden yayılan o ağır kan ve barut kokusunu, silah ticaretinin kirli isini artık kanıksamıştı. Erkan onu tutkuyla öperken, Melike’nin zihni sadece birkaç saat önce Baran’ın teninde hissettiği o on yıllık hasretle meşguldü. Erkan’ın sunduğu bu ihtişamlı hayat, Melike’nin gözünde artık sadece Baran’ı besleyeceği, onu düştüğü bataklıktan çekip çıkaracağı bir finans kaynağına dönüşmüştü.
"Hoş geldin canım," dedi Melike, Erkan’ın gömlek düğmelerini usta parmaklarıyla çözerken. Sesi, her zamanki o güven verici ama bir o kadar da davetkar tondaydı. "Ankara seyahatin nasıl geçti? Benim yapabileceğim birşey olursa yardımcı olmak isterim, bütün gün evde oturmaktan sıkıldım artık.
Erkan, sevgilisinin bu bir anda ortaya çıkan iş kadını tavrına her zamanki gibi hayran kalmıştı. "Sen işlerine bak güzelim," dedi Erkan, Melike’nin elini tutarak. "O, Elmas karısı şimdilik zorluk çıkarıyor ama benim masama oturan herkes gibi o da bedelini ödeyecek. Bu iş geciktikçe nakit akışında ufak durgunluklar olacak gibi ama halledemeyeceğim bir şey değil. Sen o tatlı canını bu tür şeyler için sıkma.”
Melike gülümsedi ama içindeki planlar bambaşkaydı. Erkan’ın Ankara’daki bu pürüzü halletmek için ayırdığı bütçeden veya yan şirketlerden sızdıracağı her kuruş, aslında Baran’ın peşindeki o karanlık adamları susturmak için kullanılacaktı. Melike, kendini dünyanın en uyanık kadını sanırken, aslında Baran’ın kurduğu o parazit düzenin en büyük kurbanı olmaya doğru sürükleniyordu.
Baran ise depoda, Melike’nin ona getireceği parayı ve "Akrep"e olan borcunu nasıl kapatacağını hayal ederek karanlıkta sırıtıyordu. Aşkın gözü gerçekten kördü; Melike, Baran için Erkan’ın imparatorluğunu ateşe vermeye hazırdı ama Baran o ateşte sadece ellerini ısıtıp, küllerin üzerinden basıp geçecek bir adamdı.