Cenaze sonrası evin kapısı gıcırdayarak açıldığında, Fatih’in güneşi çoktan batmak üzereydi. Yusuf ve Salih Hoca yorgun ama gergin adımlarla içeri girdiler. Cübbeleri hâlâ üzerindeydi, yüzleri asıktı. Yusuf’un alnında ter, gözlerinde ise susturulmuş öfke vardı. Ayakkabılarını çıkarırken Salih Hoca aniden döndü: ‘’ Bize bela olacak bu adam! O kadar söylüyorum Yusuf. Hakkı Bey dediğini yapar. Yayarsa bu dedikoduyu, Allah muhafaza, mahallenin gözü başka türlü bakar sana. Bu insanlar gördüğüne değil, duyduğuna inanır!’’ Yusuf sesini yükseltti. Öfkesini bastırmıyordu artık. ‘’ Ben yanlış bir şey yapmadım! Sokakta baygın bulduğum bir kıza sırt çevirmedim! Eğer bu suçsa, bu mahalle zaten adaletini kaybetmiş demektir!’’ Salonun ortasında durmuşlardı. Sesleri yüksekti. O sırada Fadime Hanım mu

