EYLÜL Kendimi artık ölüme terk etmiştim. Çevremdeki her şey bulanıktı — duman, toz, yanık metalin ağır kokusu… patlamanın yankısı hâlâ kulaklarımda uğulduyordu. Göğsümdeki basınçla nefes almak işkence gibiydi. Tam o anda, yankılanan bir ses delip geçti sessizliği. “Sikeceğim şimdi!” Timur’un sesi… Öfke, korku ve çaresizliğin karıştığı o boğuk tonda yankılandı. Bir anda bileklerimden kavrandım; sert, kararlı bir güçle yukarı çekildiğimde kazağımın dikişleri acı bir çığlık gibi yırtıldı. Kumaşın hışırtısı, kalp atışlarımın hızına karıştı. Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Bir anlığına zaman durdu sanki — etrafımızdaki kurşun sesleri, inlemeler, yanık toprağın kokusu bile arka planda silinmişti. Sadece onun ellerinin sıcaklığını ve bileğimi saran sert tutuşunu hissediyordum. “Yürü!” diye ba

