TİMUR Eylül’ün yanından ayrılırken içimde kıvılcımlar gibi bir huzursuzluk dolaştı; çadırın ağzını kapatıp sert adımlarla içeri girdiğimde serin hava yüzüme çarptı ve dikenli bir sessizlik sardı etrafı. İçimde bir yerlerde hâlâ patlamanın, dumanın kokusu dönüyor; zihin perdelerimde o anların kırık görüntüleri dans ediyordu. Masada üç dosya duruyordu — tahliye listesi, bir tutanak: “Sivil E.T.” — serin, kağıt kokulu bir gerçeklik. Ellerim istemsizce açık kaldı; parmak uçlarımda bir gerilme, göğsümde ağır, öfkeli bir ritim. Nefesim sıklaştı, kaşlarım birbirine kitlendi. Albayın sesi çarpıcı, titiz: “Pusu sırasında yanınızda bir sivil varmış, Yüzbaşı. Kimliği yok, basın kartı yok. Omzundan vurulmuş. Açıklamanız?” Kelimeler dümdüz, sorgulayıcı; odaya bir bıçak gibi indi. Başımı kaldırdım

