EYLÜL Öksürüyordum. Boğazıma yapışan toz tanecikleri ağzımı, dilimi, nefesimi kurutmuştu; her nefes alışımda ciğerlerim yanıyor, öksürük göğsümü parçalayıp geri dönüyordu. İçinde bulunduğum karanlık, bir çuvalın içi gibi değildi; daha kötüsüydü. Nefesimi geri yutan, sesimi boğan, beni kendi içime hapseden bir karanlıktı bu. Başım öne doğru bastırılmıştı. Enseme yapışan el sertti, acımasızdı; parmaklarının baskısı kemiğime kadar işliyor, boynumu büküyordu. Araç hareket ettiğinde bunu anında anladım. Asfalt değildi bu yol. Taşlıydı, bozuktu; sınır hatlarında defalarca geçtiğim o lanetli yolların aynısıydı. Her sarsıntıda dişlerim birbirine vuruyor, bedenim koltuğa çarpıp geri savruluyordu. Nereye götürüldüğümü bilmiyordum. Neden kaçırıldığımı bilmiyordum. Nasıl bu işin içine düştüğümü

