TİMUR Çadırdan çıktığımda hava ağırdı. Toz havada asılı kalmış, sessizlik insanın kulağını acıtacak kadar gürültülüydü. Ellerim hâlâ titriyordu, yumruklarımda kan dolaşımı yok gibiydi. Öfkem geçmemişti — hatta sanki içimde kök salmıştı. Bir adım attım, sonra Cem’i gördüm. Elinde dosya vardı, yüzünde o tanıdık sakin ifade. Ama bu defa sesi alıştığım kadar yumuşak değildi. “Komutanım.” Bana doğru yaklaştı, dosyayı kolunun altına sıkıştırdı. “Keşke az önceki gibi davranmasaydınız.” Kafamı çevirdim, soğuk bir sesle sordum: “Ne demek istiyorsun Cem?” “Ne demek istediğimi gayet iyi biliyorsunuz.” “O kız sizin o sözlerinizden sonra kendini yerin dibine soktu. Zaten kafası karışık, hâlâ nerede olduğunu bile tam kavrayamıyor.” Kaşlarımı çattım. “Ben gerçekleri söyledim. Birisi söylemek zor

