borç

635 Words
dinlenilecek şarkı mühürledim seni kalbime... .... yalan iken yaşam, nasıl tutunayım geleceğe... ben bir kimsesiz iken nasıl birine güvenmeyim. bitmeyecek, tükenmeyecek bu kaosun içinde kısır döngüdeyim. ne gidebiliyor, nede kalabiliyorum. başımı kaldırıp mutfağın genişçe kapısına baktım. iki cılız, zayıf erkek garson ellerinde boş tabak dolu tepsileri taşıyorlardı. etraftaki limonlu deterjan kokusu biraz olsun beni kendime getirirken, gözlerim uykudan açılmıyordu. elimdeki paspası su dolu kovaya daldırıp, tekrar beyaz fayans zemine bastıra bastıra sildim. saat sabahın dördüydü ve ben işlerini değiştiren çalışanlara inat hala ayakta, hala gram uyku uyumadan çalışıyorsum. bedenim iflasın eşiğinde gibi sağa sola yalpalanıyor, kollarımda derman kalmamış bir vaziyette kendi halime yanıyordum. ağzımı genişçe açıp esnedim. koca tezgahın önünde duran altı kişilik bulaşık yıkayan kadınlara göz gezdirdim. hepside az önce gelmiş, uykularını almışlardı... ben sırf dün gelmedim diye bu gün ekstra çalışıyordum. elimdeki paspası kovayla birlikte alıp, mutfaktan tuvaletlerin olduğu bölüme ilerledim. ellerimden düşecek gibi olan kovayı daha sıkı tutup, silkelendim. uyku resmen beni ele geçirmek üzereydi. ama çalısmaya mecburdum. aç kalmamak için buna mecburdum ... mecburiyet... kadın tuvaletleri olan bölüme geldiğimde, karşıda kalan erkek tuvaletlerine baktım. bide orayı temizlemem gerekiyordu... lanet olsun. kapıyı açıp içeri girdiğimde iki kadından başka kimseyi görmedim. onlarda ayna karşısında dağılan yüzlerini toparlayıp, makyaj yapıyorlardı. seçimlerini sorgulamadan kabullenmiş, buraya gelen her erkeği iyi kötü demeden altlarına girip, onları memnun ediyorlardı. aldıkları bahşişleri burada kendilerinden geçip, zehirlenene, kan kusana kadar içiyorlardı... burada yüzlerce kadın bu işi yapıyor, kendi geçimini bu iğrenç işten yapıyorlardı. elimdeki kovayı yere bırakıp, yerleri rastgele dikmeye başladım... ne kadar süre geçti bilemediğim bir vakitte, dışarıdan, neredeyse kapının önünde yükselen bağırış sesleriyle elimdeki paspası duvara bırakıp dikleştim. ayna karşısındaki iki kadın birden elleri ayakları birbirine girmiş gibi lavabonun önünde sere serpe saçtıkları makyaj malzemelerini çantalarına atıp, korkak adımlarla kapıya ilerlediler. onlar kapıyı açıp, dışarı çıktıklarında, bende kapı eşiğinde, seslerin geldiği yöne baktım. karşıda kalan erkek tuvaletlerinin hemen kapısında, iki adam, bir garsonu kolundan duvara sabitlenmiş, kaçmasına izin vermezken, karşılarında iri yarı bir adam garsonun yüzüne yüzüne yumruklar atıyordu. başımı eğip biraz daha görmek istedim. garsonun yüzü kanlar içinde kalmış, ağzına bir kumaş parçacı sıkıştırmış, bağırmasını önlemişlerdi. bu manzaranın ister istemez sonunun nasıl biteceğini biliyordum. ya adamı bir daha yürünmez hale getip, kaderine terk edeceklerdi, yada en basit, onlar için en kolayını yapıp adamcağızı öldüreceklerdi... gözlerimin dolduğunu hissedince, arkamı dönüp, tam içeri girecekken, arkamdan hiç beklemediğim, ama az da olsa kulağıma yabancı gelmeyen o sesi duydum... "SEN KİM! KALKIP KENDİ BAŞINA İŞ YAPMAK KİM!... ULAN İT!! ANLAMAZ MIYIM SANDIN! HAA!! ULAN NE DEMEK BENİM OTURDUĞUM MASADAN ADAM DOLANDIRMAK HAA!! CEVAP VER LAN!! KİMSİN SEN!! AYAK TAKIMI BANA KAFAMI TUTUYOR! SİKTİĞİMİN PEZEVENKLERİ! ULAN AÇLIKTAN NEFESİNİZ KOKUYOR, SİZ KALKIP EKMEĞİNİZLE OYNUYORSUNUZ!!! SANA ÖLÜM BİLE ÖDÜL KALIR!! AÇ KAL DA AKLIN BAŞINA GELSİN PİÇ!!" duyduklarımı arkamı dönmeden öylece kapının kenarında gözlerim dolmuş şekilde dinledim. adamın sesi adeta boş koridorda yankılanmış, kulaklarıma kazınmıştı. ezdikçe eziyoardı... arkamı yavaşça dönüp, hala bas bas bağıran adama baktım. az önce fark etmemiştim ama bu dışarda beni ölümden kurtaran adamdı... kel kafası kıpkırmızı olmuştu. siyah gömleğinin açık bıraktığı ensesi damarlarla kabarmış, adeta bir ateş topu olmuştu... derin bir nefes alıp garsonun o adamların elindeki kıvranışını çaresizce izledim... o anda sanki adam benim onları izlediğimi anlamış gibi, bir anda omzunun üzeinden bana dönmüş, donuk gözlerle bana bana baktı. bana öyle bakınca ister istemez bir ürperti kaplamıştı içimi. hızlı bir refleks ile başımı önüme eğip, koridordan yürüyüp tam yanlarından geçerken bana döndü. elini birden koluma atıp beni durdurunca korkudan yutkunamadım... başımı kaldırıp yüzüne baktığımda, yine o çarpık gülüşüyle bana üsten üsten bakıyordu. bir adım geri atmak istediğimde kolumu bırakmadı, içime oturan telaş, elime ayağıma dolandı. ne tepki vereceğimi bilemeden öylece dik dik yüzüne baktım. kolumda ki elini sıkıştırıp yüzüme doğru eğildi. " seni tam beş saatir arıyorum... ve seni gökte ararken yerde buldum... bana olan borcunu ödemeden kayıplara karıştın... oysa ki ben alacağımı almadan seni rahat bırakmam küçük fare..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD