Bölüm|5

1505 Words
Salondaki tekli koltuğa oturmuş çocuklarının orta sehpayı kenara çekmesini izliyordu Mert. Evde bir şey için büyük bir hazırlık vardı ama daha ne olduğunu anlayamamıştı. En sonunda sehpa kenara çekilmiş salonun ortası boşaltılmıştı. Genç adam gözlerinin içi gülen küçük kızına baktı. Bir şeyler gerçekten tuhaftı. ‘‘Çiçeğim bana da ne olduğunu söyleyecek misiniz artık?’’ Çiçek tüm dişlerini göstererek sırıttı. Çenesine ters düşecek boyuttaki küçük ağzı onu olduğundan da tatlı bir hale sokuyordu. Mert, kızını oracıkta kucakladı. ‘‘Ay, babacığım bir dur ama burada önemli bir şey yaşıyoruz.’’ ‘‘Evet, baba Çiçek’i bırak da başlayalım,’’ Gülce’nin itiraz kabul etmez sesini duyunca kızını usulca indirdi kucağından. ‘‘İyi hadi burada neler oluyor anlatın bakalım.’’ Hiç kimseye söz bırakmadan babasına döndü küçük kız. ‘‘Babacığım bana bir sürü anne bulduk. Uzun görüşmeler sonucunda da bu anneleri üçe kadar indirdik. Benim gönlüm üçünü de anne diye bağrıma basmaktan yana ama sadece bir tanesini alabiliyormuşuz,’’ Çiçek bir an yüzünü düşürse de tekrar gülümseyerek devam etti. ‘‘Olsun ama buna da şükür değil mi babacığım? Şimdi sıra senin sınavına geldi. Her şeyi hazırladık biz. Lülü senin sınavının oryantal oynama olduğunu söyledi. Üç aday karşında göbek atacak ve sen de annemizi seçeceksin. Ay, çok heyecanlı!’’ Çiçek son cümlesini ellerini çenesinin altında birleştirerek söylemişti. Gerçekten mutlu görünüyordu. Mert bir an acaba üçünü de anne diye alsam mı? diye düşünmeden edemedi. ‘‘Hadi başlayalım o zaman,’’ Mert’in komutuyla salona iki kadın girdi ve bir de Gurur’un kucağında kaktüsü Leyla. ‘‘Babacığım bir numaralı anne adayımız Ada Abla, iki numaralı aday Sevgi Abla ve üç numaralı aday da Leyla, onu zaten tanıyorsun. Aslında o, ilana başvurmamıştı ama özel durumunu göz önüne alarak senin sınavına girmesine karar verdik,’’ gözlerini Leyla’nın üzerinden çekmeden Gurur’un sözlerini dinledi Mert. Demek benim için buraya kadar geldin ha! Derin bir iç çekişten sonra diğer adaylara da bakabildi. İki kadın oldukça güzeldi ama Mert için bir şey ifade etmiyorlardı. Birden müzik başladı. ‘‘Led bir’ vele diştiri Vela di seau diftiri Led bir’ vele diştiri Vela di seau diftiri’’ Başlayan müzikle Ada ve Sevgi tüm marifetlerini gösterirken, Leyla’nın dikenini bile kıpırdatmaması Mert’in oldukça canını sıkıyordu. Hadi be Leyla’m azıcık kıvırtsan bile yeter. Benim için be kızım. Hadi dikenine öldüğüm. Oynat saksını, salla tomurcuğunu. ‘‘Dil esvuayyini murra (murra) İl esvuayyeni (murra)’’ Hâlâ Leyla’dan bir hareket göremeyen Mert’in iyice morali bozulmuştu. Diğer kadınlar umurunda bile değildi. Ne olurdu sanki Leyla azıcık kıvırtsa. Hemen yarın basardı nikâhı ama olmuyordu işte. ‘‘Ya el yelil (li li lil) Lili li lilil (li li lil) Ya el yelil (li li lil) Ye lil yelil (li li lil) Ya el yelil (li li lil) Ye lil ye’lil’’ Müzik devam ederken salonun kapısı gürültüyle açıldı. İçeri giren kadın, Mert’in karşısında oryantal oynayan kadınları iki yana savurup adamın dibine kadar geldi. ‘‘Size iyi geceler Hanımefendi ha!’’ Mert, ayağa kalkmaya çalışırken yüzüne yediği tokatla yere savruldu. En son duyduğu şey Leyla’nın etrafı çınlatan kahkahalarıydı… Sol eliyle sol yanağını tutarak fırladı olduğu yerden, yüzü felaket yanıyordu. Gözlerini açıp deli gibi etrafa bakınmaya başladığında oryantal oynayan kızlarını gördü. Etrafına daha dikkatli baktığında salonda olduğunu fark etti. Oh be! Rüyaymış, diye geçirdi içinden ama yüzünün neden bu kadar çok yandığını anlayamamıştı. Babasının uyandığını fark eden Gurur oldu. Mert’in boş gözlerle halıyı incelemesini uyku mahmurluğuna verirken, müziğin sesinden uyanmış olabileceğini akıl ederek televizyonu kapattı. Aynı anda Gülce ve Çiçek’ten onaylanamaz sesler yükselirken, iki kız da babasının halini görünce seslerini kestiler. Hâlâ ayakta, eli ile yanağını sıvazlayan Mert’in yanına gitti Çiçek. ‘‘Günaydın biriciğim babacığım. Sesimize mi uyandın?’’ diye sorup babasıyla koltuğa oturdu. ‘‘Çok kusura bakma olur mu yakışıklı babam? Belki ben biraz erken uyan diye azıcık, çok azıcık gürültü yapmış olabilirim ve belki yine birazcık da olsa yüzünü kızartmış olabilirim ama tamamen ve kesinlikle iyi niyetimdendi babacığım. Sen uyurken ben çok özlüyorum seni.’’ Mert sabırla kızının itiraflarını dinlerken hâlâ az önce gördüğü rüyanın etkisindeydi. İlk defa bu kadar saçma bir rüya görüyordu ve rüyasında olan hangi olayın üstünde dursa emin olamıyordu. En sonunda tercihini Hanımefendi’den yana kullandı. Çok ayıp ettim ya. Kızının yüzündeki elini tutmasıyla düşüncelerinden uzaklaşan Mert, ‘‘Beni affedebilecek misin babacığım?’’ sorusuna Çiçek’i kucağına alıp çenesini seslice öperek karşılık verdi. ‘‘İyi ki uyandırdın beni Çiçeğim. Ben de uyurken seni çok özlüyorum çünkü. Biraz daha uyandırmasaydın ben özleminden uyanacaktım.’’ Çiçek, babasına kıkırdarken Mert, kızının bu tatlı dilini Hülya’dan çok kendinden almış olup olamayacağını düşünüyordu. Kızını oturduğu koltuğa bıraktıktan sonra ayağa kalkıp ikili koltukta kendisine bakan büyük kızlarına döndü. Dün akşamdan beri bir tuhaftılar ama üstlerine gitmek istemediğinden soru sormadı. Üstelik gelen e-postalarla ilgili açılabilecek bir konuya da hazırlıklı değildi henüz. ‘‘Size de günaydın ikiz aşklarım,’’ önce Gurur’un ardından Gülce’nin şakağından öptü. Gülce, ‘‘Günaydın babacığım, nasılsın?’’ diye sorarken Gurur, ‘‘Günaydın baba, kusura bakma sesimize uyandın,’’ diyerek babasından özür dilemeyi de unutmamıştı. ‘‘İyiyim Gülce’m... Sorun yok kızım. Burada uyuya kalan benim sonuçta. Halanız nerede?’’ Gurur’un işaretiyle arkasını döndü Mert ve gözlerinden ateşler çıkan Nilüfer ile karşılaştı. Nilüfer mutfak masası yerine salondaki masayı hazırlıyordu kahvaltı için. ‘‘Hayırdır Lülü, misafir mi var?’’ ‘‘Sorma abi ya!’’ Mert, ağzını açamadan Gurur lafa girdi. ‘‘Hala ayıp olmuyor mu? Annem, tabii ki de evimize gelecek.’’ Gülce kardeşini başı ile onayladı. Nilüfer asık bir suratla salondan çıkarken, Mert de dolmuş mesanesinin baskılarıyla banyonun yolunu tuttu. Gülce ve Gurur da halalarına yardım etmek için mutfağa geçtiler. ‘‘Hala ya kızıyorsun ediyorsun ama yine bize bir şey bırakmadan en iyi şekilde kuruyorsun sofrayı. Hadi itiraf et artık öfken sadece dilinde var değil mi?’’ Gülce’nin sorduğu soruyu mutfakta ekmek keserken cevapladı Nilüfer. ‘‘Ne olursa olsun misafir geliyor evimize. Kanlı bıçaklı da olsak o sofra eksiksiz olacak. Bugün benim hazzetmediğim biri oturur o sofrada, yarın sizin. O yüzden bu size ders olsun canlarım.’’ ‘‘Helal olsun be halama. Aslan halam benim,’’ Gurur’un halasının sırtına vurmasıyla Nilüfer elindeki bıçakla arkasını döndü. ‘‘Ben olsam ani hareketlerden kaçınırdım şampiyon. Reflekslerim güçlüdür benden söylemesi.’’ Nilüfer’in şakayla karışık söylediği bu laf kızların gülmesine neden oldu. Kızların gülüşmesi çalan zilin sesiyle kesildi. Onlardan önce kapıya koşan Çiçek’ti elbette. ‘‘Ben açacağım. Ben açacağım. Aşkımcığım Hülyacığıma kapıyı ben açacağım!’’ diyerekten kapıya koşturup kolaylıkla açtı kapıyı. ‘‘Aşkımcığım Hülyacığım hoş geldin!’’ ‘‘Ay, hoş bulduk Çiçeğim,’’ Hülya tam eğilip Çiçek’e sarılacaktı ki ikinci evliliğinden olan 10 yaşındaki oğlu Tan, bacağına baskı uygulayıp onu engelledi ve Çiçek’in açmış olduğu kollara kendisini attı. ‘‘Çiçeğim seni çok özledim.’’ Kollarına atılan Tan ile afallayan küçük kız babasının bu konuda ne kadar hassas olduğunu bildiğinden hemen ellerini küçük adam ile arasına sokup ondan uzaklaşmaya çalıştı. ‘‘Ya tamam sarıldın. Bırak şimdi babam görecek,’’ Tan, Çiçek’in kendisini itme çabalarını umursamadan, küçük kızın belindeki ellerini sırtına doğru kaydırıp uzun saçlarına ulaştı. Bir eliyle Çiçek’in sarı saçlarını okşarken diğer eliyle de sırtını sıvazlıyordu. ‘‘Bırak diyorum Tan. Babam kızacak.’’ Çiçek’in mis kokusunu içine çeken Tan, bu haliyle babasının küçük bir kopyasıydı adeta. Hülya da böyle düşündüğünden kocasının belindeki elini sıkarak ‘‘Ay, kocacığım baksana şuna ya bu tavrıyla aynı sen,’’ dedi. Levent karşısındaki manzaraya gülümserken Mert’in sesi duyuldu. ‘‘Çabuk bırak kızımı. Bende sana verilecek kız yok Tan Efendi. Bu sevdadan ne kadar çabuk vazgeçersen o kadar iyi olur senin için.’’ Çiçek, babası onu kucağına alınca başını babasının boynuna gömüp konuşmalara kulak tıkadı. Hülya içinden söylenirken oğlunun düşen suratını acıyla izledi. Belki çocukluktu Tan’ın bu hissettikleri belki de çok daha büyüyecek bir aşkın ilk tohumlarıydı. Ne olursa olsun bu şekilde engellenmesi sinirine dokunuyordu. ‘‘Acımasızsın Mert! Şuncacık çocuğa yaptığına bak! Üzülme oğlum, sen hele bir evlenecek yaşa gel ben sana Çiçek’i alırım.’’ Mert kapının önünde dikilen eski karısına dönüp ‘‘Mısır Çarşısı’nın hemen yanındaydı herhalde Çiçek Pasajı eminim oğluna istediğin kadar çiçek alabilirsin oradan Hülya ama benim Çiçeğim’den uzak durun,’’ dedi. Karısıyla, karısının eski kocası arasındaki bu laf dalaşının daha fazla uzamaması için araya girdi Levent. ‘‘Tan gel oğlum böyle. Hülya sen de durma kapıda, geç içeri,’’ deyip arkalarındaki büyük oğluna döndü. Levent’in de Hülya’dan önce kısa süreli bir evliliği olmuş ve o evlilikten de bir evlat sahibi olmuştu. ‘‘Vatan, sen de poşetleri kızlara ver oğlum,’’ diyerek büyük oğlunun da içeri girmesini sağladı. Ona gülümseyerek bakan ev halkına ‘‘Tekrar hoş bulduk,’’ dedi ve salonun yolunu tuttu. Herkes salona geçince Levent, Mert’in yanına oturup elini genç adamın omzuna koydu. ‘‘Nasılsın bakalım. Hülya bir şeyler anlattı dün. Biz de gelip moral verelim dedik.’’ ‘‘Sağ ol Levent çok düşüncelisin ama mümkünse bu son olsun. Biraz kalan moralimi de az önce oğlunla yolladım.’’ ‘‘Yahu ben seni anlamıyorum. Vatan, Gurur ile aynı sınıfta. O da benim oğlum olduğu halde Gurur’u Vatan’dan ayrı bir yere yollamıyorsun, hatta kızını doğrudan oğluma emanet ediyorsun. Neden aynı şeyi küçüğü için de yapamıyorsun?’’ ‘‘Neden olacak Vatan’ın damarlarında Hülya İnan kanı dolaşmıyor da ondan. Hem Vatan aklı başında bir çocuk, Gurur’u da arkadaşı olarak görüyor. Tan ne zaman Çiçek’e karşı bu duygulardan vazgeçer o zaman kızımla olan arkadaşlığına izin veririm.’’
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD