Bölüm|3

2233 Words
‘‘Ne olacak şimdi?’’ Nilüfer’in Mert’e bakarak sorduğu soru tüm ev ahalisineydi aslında. ‘‘Hiç bana bakma kardeşim. Bu saatten sonra kapıya polis bile dayansa kılımı kıpırdatmam bunlar için.’’ Çiçek hışımla babasının kucağından inip önüne dikildi. Mahalle kavgasına hazırlanan kadınlar gibi saçlarını önce geriye attı, ardından ellerini beline dayayıp, babasına ‘Demek öyle ha Mert Efendi!’ bakışını takındı. ‘‘Besle kargacığı oysun gözünü. Bende sana en çirkin anneyi bulmazsam bana da Çiçeğim demesinler.’’ ‘‘Sen hâlâ anne bulmaktan bahsediyorsun ya pes sana kızım!’’ Mert surat asıp çocuklarının yanından kalktı ve boştaki koltuğa attı kendini. Bu sırada Can, kardeşinin yanına gidip Çiçek’in kulağına fısıldadı. ‘‘Senin adın Çiçeğim değil zaten Çiçek. Çi-çek. Tamam mı?’’ ‘‘Hayır ya, Çiçeğim benim adım,’’ Can’ın itiraz etmesine izin vermeden babasına döndü küçük kız. ‘‘Baba ya! Şuna bir şey söyle. Çiçeğim değil diyor senin adın.’’ Mert konunun bu kadar çabuk değişmesinin şaşkınlığını yaşarken cevap veremedi kızına. Nilüfer olaya müdahale etmek için oturduğu yerden kalkıp Çiçek’in yanına gitti ve onu kucağına aldı. ‘‘Güzelim benim. Şimdi senin adın Çiçek biliyorsun değil mi? Ama sen adına yakışır şekilde çiçek gibi bir kız olduğun için sana Çiçeğim diyoruz. Anladın mı meleğim?’’ Çiçek, halasının sözlerine usulca başını sallasa da soran olursa adını, Çiçeğim demeye devam edecekti. Nilüfer koltuğuna kucağında yeğeniyle otururken konu bir kez daha dağılmadan yineledi sorusunu. ‘‘E, neye karar verdik ne yapacağız şimdi?’’ Mert sesli bir nefes verip kafasını koltuğun başlığına dayadı. Bu çocuklarla ne yapacaktı hiçbir fikri yoktu. Ömür törpülerim. Yok, arkadaş ne törpüsü bildiğin zımpara bunlar! ‘‘Hala ya ne demek ne yapacağız? Tabii ki de adayları inceleyip...’’ dedi ve yutkundu Gülce. ‘‘Kriterlerimize uygun olanları görüşmeye çağıracağız,’’ diye devam edecekti daha cümlesine ama babasının başını koltuk başlığından kaldırıp yaratık görmüş gibi ona bakmaya başlamasıyla cümlesini devam ettiremedi. Bakışlarını babasından kaçırdı ve terliklerine çevirdi. Şaka gibi, diye geçirdi içinden. Babası kolundan tuttuğu gibi eve sokunca terliklerini çıkarmadan eve girmek zorunda kalmıştı. Sağ ayağının yardımıyla sol ayağındaki terliği çıkardı. Ardından diğer ayağındaki terliği de çıkarıp parmak ucuyla koltuğun yanına doğru itekledi terliklerini. Halası görürse kıyameti koparırdı. ‘‘Hiç öyle bakma baba. O kadar ilan verdik. Sabahtan beri e-posta yağıyor senin haberin var mı?’’ Gurur babasından çekinmesine rağmen kendinde konuşma cesareti bulabiliyordu. ‘‘Tabii, ilan vermiştiniz değil mi kızım? Altına bir de adımı soyadımı yazıp numaramı eklemiştiniz. Ben bunu nasıl unuttum acaba?’’ Mert’in yükselmeye başlayan sesi çocuklarını korkutmuştu. ‘‘Tamam, abi sakin ol,’’ Nilüfer ağabeyini uyarırken bir yandan da Çiçek’in sırtını sıvazlıyordu. Küçük kız babasının bu çıkışlarına hiç alışık değildi. ‘‘Ya ne sakini Nilüfer? Kimsenin beni taktığı yok! Duymuyor musun küçük hanımı?’’ ‘‘Bağırarak bir şeyi çözemezsin abi. Tamam, sen istemiyorsun belki ama çocuklar bir kere ilan vermiş artık geri dönüşü yok bu işin.’’ Mert duydukları yüzünden omuzlarını düşürdü. Sen de mi Brutus? diye içinden geçirmeden edemedi. Başına gelenlere inanamıyordu. Ne anne meraklısı çocukları vardı. Tabii çocukları kolay sanıyordu bu işi. Dışarısı şuursuz doluydu ama hiçbiri farkında değildi. Gazetede gördükleri bir ilana atlayıp sorgusuz sualsiz heveslenen kadınlardan hayır gelmezdi ona göre. Tam da bu anda bir aydınlanma yaşadı. ‘‘Doğru dedin Lülü, bu işin geri dönüşü yok. Tamam, ne yaparsınız yapın. Karışmayacağım size,’’ dedi ondan beklenmeyecek bir sakinlikle. ‘‘Abi sen ciddi misin?’’ Nilüfer dâhil hiç kimse Mert’ten böyle bir kabulleniş beklemiyordu ya da bu kadar erken olmasını. Mert tabii ki de ciddi değildi ama bu işi kendi yöntemleriyle halledecekti. Kaç senedir Kevser’in adaylarından da kendi yöntemleriyle kurtuluyordu nihayetinde. Çocukları istedikleri adayla çıkabilirlerdi karşısına Sonuçta silah zoruyla nikâh masasına oturtmayacaklar ya? Mert bu soru aklına gelince bakışlarını çocuklarının üzerinde gezdirdi bir süre. Gerçekten yaparlar mı acaba? bu düşünceyle irkilip kendine geldi. Yok artık o kadar da değil! Öyle bir şey olursa onlardan önce ben vururum kendimi, diyerek gönlünü rahatlattı. ‘‘Ay yaşasın! Babam bize anne alıyor.’’ Duyan da pazardan elma alacağız sanır, aklından geçenle gözlerini devirdi genç baba. Evlatları bu işleri oyun sanıyordu. Çiçek heyecanla ellerini çırparken Nilüfer, yeğeninin tepkisine gülümsemekle yetindi. 30 senelik ağabeyini tanımayacak kadar boş değildi. Onun bakışından bile ne olduğunu anlardı. Şimdi de anlamıştı ama sesini çıkarıp ağabeyinin oyununu bozmadı. Çünkü o da yeğenlerinin bu işin olmazını zor yoldan öğrenmeleri gerektiğini düşünüyordu. ‘‘Gerçekten adaylarla görüşmemize bir şey demeyecek misin baba?’’ Gülce’nin kısık sesle sorduğu soruyu Mert başıyla onaylayıp cümlesiyle de destekledi. ‘‘İster mülakat yapın isterseniz yazılı sınava tabi tutun karışmayacağım,’’ Gülce’nin yüzünde gördüğü tebessümle çocuklarının fazla umutlanmaması için devam etti. ‘‘Yalnız bu demek değil ki onay verdiğiniz aday ile evleneceğim. Sizden sonra ben de bir sınavdan geçireceğim. Benim sınavımdan da geçerse yeni anneniz o’dur fakat ve lakin geçemezse zorlamak yok.’’ Çocuklarından koro halinde bir ‘‘Aaaa!’’ sesi çıksa da duruşunu bozmadı. Elbette zeki çocukları vardı ama zekâlarının belirli bir kısmını babalarından aldıklarını unutuyorlardı evlatları. Mert üzerine oynanan oyunları bozacaktı. Çocukları kurallara uymuyorsa o da mızıkçılık yapacaktı. Kim gelirse gelsin şansı yoktu zaten. Bu düşünceyle iyice rahatladı. Gurur yerinden fırlayıp kardeşlerine de ayaklanmaları için işaret verdi. ‘‘Sen de izin verdiğine göre baba biz artık çalışmalara başlayalım.’’ Çocukları teker teker Mert’in yanağına öpücüklerini bırakıp salonun çıkışındaki merdivenlerden üst kata doğru yol aldılar. Mert deminden beri oturduğu koltuğa ayaklarını uzatarak yattı. ‘‘Savaşma seviş taktiği ha!’’ Duyduğu cümle ile önce gülmek istese de yüzünü buruşturup sağ kolunu gözlerinin üstüne kapattı. ‘‘Abinle düzgün konuş.’’ ‘‘Ne dedim ben şimdi? Hiç kıvırma lafı. Onları kendi silahlarıyla vuracaksın değil mi?’’ ‘‘Komplo teorilerini çocuklarla da paylaşıp akıllarını bulandırayım deme.’’ ‘‘Hım, yani diyorsun ki mevzuya uyanmasınlar.’’ ‘‘Çok biliyorsun sen!’’ ‘‘Hiç kıvırma abi ne yaptığının farkındayım. İnanmayacaksın ama ben de seni destekliyorum. Çocuklara da bir şey demeyeceğim.’’ ‘‘Ne söylediğin hakkında hiçbir fikrim yok ama yine de teşekkür ederim kardeşim.’’ İçinden, Eminim öyledir! diye geçirip ‘‘Rica ederim abicim,’’ diyerek konuyu kapattı genç kadın. *** Gurur kardeşleriyle odasına girdiğinde diz üstü bilgisayarı Gülce’ye uzatıp kendisi de tabletini eline aldı. İlk iş özgeçmişlerini e-posta atan adaylar arasından görüşmeye çağırmak için elemeler yapmak olacaktı. Çiçek yatağa bağdaş kuran ablası Gurur’un yanına otururken, Mehmet ve Can çalışma masasına geçen Gülce’nin iki yanında yerlerini aldılar. Sırf bu ilan için açtıkları posta adresine girdiklerinde Gülce’den çıkan ‘‘Oha!’’ sesini Gurur’dan gelen ‘‘Çüş!’’ tamamlamıştı. İki kardeş bilinçsizce başlarını birbirlerine çevirip şaşkınlıklarını paylaştılar. Gurur, posta kutusuna sabahtan beri e-posta yağdığını söylerken biraz mütevazı davranmıştı. Şu an posta kutusunda bini aşkın mail vardı ve ardı ardına e-posta gelmeye devam ediyordu. ‘‘Bu gazeteyi günde bin kişi alıyor mu ya?’’ Gurur’dan gelen soru Gülce’nin dudaklarını büzüp başını iki yana sallamasıyla sonuçsuz kaldı. Diğer kardeşleri hâlâ meraklı gözlerle ekrana bakarken olanları ilk anlayan Çiçek’ti. ‘‘Ay! Ne kadar çok annemiz oldu. Yuyu, bir tane seçmek zorunda mıyız? Bence hepimiz için birer tane alalım olmaz mı? Bak burada daha çok var,’’ derken parmağıyla tabletin ekranını gösteriyordu küçük kız. Gurur, kardeşinin bilinçsizce ettiği harem kurma teklifini algılayamamıştı bile. ‘‘Evet ya, bir az zaten. Baksana biz bile beş kardeşiz. Hem neden bir sürü kardeşim olabiliyorken bir tane annemciğim olsun ki? Yuyu, sen de bir şey desene,’’ Gurur’dan hâlâ mantıklı bir tepki alamayan Çiçek bakışlarını diğer ablası Gülce’ye çevirerek devam etti. ‘‘Cece ya bari sen bir şey söyle. Bak burada çok var. Birkaç tane alsak kimse bir şey demez ki,’’ sesinde barındırdığı mızıkçı tonla konuşmaya devam eden Çiçek, Gülce’den de bir tepki alamamanın hırsıyla dudaklarını büzüp ellerini göğsünün üstünde topladı. Mehmet’in dürtmesiyle kendine gelen Gülce yaşadığı farkındalıkla ayağa fırlayıp çığlığı koyuverdi. ‘‘Aaaaaaaa! İnanmıyorum ya!’’ Gülce’nin çığlığı Gurur’u da daldığı yerlerden getirirken erkekler ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Gülce yerinde zıplarken arada sevinç çığlıkları atmayı ihmal etmiyordu. Bu esnada kapı gürültüyle açıldı. Mert ve Nilüfer korku dolu gözlerle dalış yaptılar odaya. Mert kime ne oldu düşüncesiyle beş çocuğunu da göz muayenesinden geçirdikten sonra az önce attığı çığlıkla kendisini buraya getiren kızına baktı. ‘‘Ne bu bağırış? Ne oldu yine?’’ Gülce anın heyecanıyla aşırı tepki verdiğini babasını karşısında görünce anlamıştı. Göğüs kafesinden çıkmak için komut bekleyen kalbini sağ elinin yardımıyla zapt ederken babasına vereceği cevabı düşünüyordu. ‘‘Baba şey... Ben biraz şey oldum.’’ ‘‘Ne oldun Gülce?’’ halasının sorusuyla cümlesini toparladı genç kız. ‘‘Heyecanlandım az biraz.’’ ‘‘Biraz mı kızım? Şu on beş basamağı çıkarken aklımdan kaç farklı senaryo geçirdim haberin var mı senin?’’ ‘‘Özür dilerim babacığım.’’ Kızının yüzünü avuçları arasına alıp anlına kısa bir öpücük kondurdu ve ‘‘Önemli değil güzelim de sana bir şey oldu sandım,’’ diye ekledi. ‘‘Söyle bakayım babana seni bu kadar heyecanlandıran şey ne?’’ Mert soruyu sorar sormaz pişman olmuştu. Gülce 19 yaşında çok güzel bir kızdı. Kızlarıyla dışarı çıktığında oğlanların kızlarına nasıl baktığına defalarca şahit olmuştu. Ya erkek arkadaşı varsa? Onun için mi heyecanlandı yoksa bu kadar. Sakin olmalıyım sakin... Eğer erkek arkadaşı varsa tanışma bahanesiyle eve çağırırım. Çocuk serserinin tekiyse evden çıktığı gibi tenhada kıstırıp döverim olur biter. Efendi biriyse ne yapacağım peki? Ne yapacağım var mı yine döveceğim! Gülce’me de çocuğun telefonundan mesaj attım mı tamamdır. ‘‘Fok balıkları yalnız değilmiş artık, buna seviniyordum o kadar babacığım.’’ ‘‘Fok mu? Erkek arkadaşı mevzusu değil mi yani?’’ ‘‘Aa! Yok, baba dedim ya tüm heyecanım fok balıkları yüzündendi,’’ Mert duyduğu cümle ile rahatlarken fok balıkları mevzusuna takılamamıştı bile. Nilüfer bu ne saçmalıyor? diye düşünürken Gurur da kardeşinin yalan konusundaki beceriksizliğini kanıtlamasını izliyordu. En sonunda olaya müdahale etmeye karar verdi. ‘‘Babacığım sen boş ver bunu. İkiz olunca böyle oluyor işte. Ne olacak kopya sonuçta.’’ Çocuklar, Gurur’un laflarına kıkırdarken Gülce öfkeli gözlerle ikizine bakıyordu. ‘‘Bana bak bücür, hatırlatırım ben senden 3 dakika 14 saniye daha büyüğüm!’’ dedi sinirle Gülce, doğum esnasında ikizlerden büyük olanın küçüğe yol verdiği gerçeğini bilmediğinden. Bu gerçeği kaldıramayacağını düşündüklerinden ailede kimse ona işin doğrusunu söylememişti. ‘‘Bücür derken? İkiz olduğumuzun farkındasın değil mi? Bari laf sokacaksan fiziksel özelliklere değinmemeyi akıl et. Kopya deyince alınıyor bir de.’’ Gülce tam bir şey daha söyleyecekti ki Gurur’un uyarıcı bakışlarıyla içinden hain ikiz, deyip sustu. ‘‘Neyse çocuklar siz devam edin, biz çıkalım. Abi evde yemeklik malzeme kalmadı, sen de markete git istersen,’’ diyerek araya girdi Nilüfer. Mert başını sallayıp kız kardeşiyle odadan çıktı. Merdivenlerden inerken Nilüfer’e yönelik ‘‘Var bunlarda bir şey ama çıkar kokusu,’’ deyip dış kapıya yöneldi. ‘‘Sen merak etme abi ben çözerim,’’ diyen kız kardeşinin bu konudaki yeteneğini bildiğinden gülümsedi ve ayakkabılarını giyip mutfak alışverişi için marketin yolunu tuttu. Nilüfer, ağabeyini evden gönderdikten sonra adımlarını hızla kızların odasına yönlendirdi. ‘‘Çabuk bana burada neler döndüğünü anlatın!’’ Odaya dalan halalarına öylece bakan çocuklar hep bir ağızdan konuşmaya başladılar. ‘‘Hala ya binden fazla e-posta geldi...’’ ‘‘Hala o kadar çok e-posta atan var ki anca bir aya hepsine bakabiliriz.’’ ‘‘Lülü bir sürü anne var burada. İlla bir tane mi olmak zorunda?’’ ‘‘Hala bir sürü başvuru arasından nasıl seçim yapacağız?’’ ‘‘Lülü ya ne olur birkaç tane alalım. Bir tane yetmez ki bize.’’ Nilüfer, hep biz ağızdan konuşan yeğenleri yüzünden bir şey anlamasa da ilana bini aşkın geri dönüş olduğunu anlamıştı. Ha bir de Çiçek’in bağıra çağıra bir anne yetmeyeceğini söylemesi de yeterince iyi anlaşılmıştı. Ellerini öne doğru uzatarak yeğenlerine susmaları için işaret verdi. ‘‘Durun bir dakika. Gurur bin mail mi dedin?’’ ‘‘Bindi halacım. Şimdi daha da fazla…’’ ‘‘E, o kadar kişinin özgeçmişini nasıl inceleyeceksiniz?’’ ‘‘İşte biz de bilmiyoruz. Baktıkça yenisi geliyor. Üstelik daha adam akıllı bir aday bile göze çarpmadı.’’ Nilüfer ve Gurur’un ortamda o yokmuş gibi konuşmalarına devam etmeleri Çiçek’in canına tak etmişti. ‘‘Ya yeter! Beni de duyun biraz!’’ diye bağırarak oturduğu yataktan kalkıp odanın ortasına eli belinde geldi küçük kız. ‘‘Hep sakalım olmadığından geliyor bunlar başıma,’’ mırıltısıyla çalışma masasına ilerledi. Masanın üzerindeki kalemlikten siyah bir keçeli kalem aldıktan sonra ablalarının odasındaki boy aynasının önüne gitti. Odadaki herkes Çiçek’in amacını anlamaya çalışıyordu. Küçük kız keçeli kalem yardımıyla dudaklarının üstüne bıyık çizip çenesi ve yanaklarına da ince, küçük çizgiler bırakmaya başladı. Mehmet ve Can onun bu hareketine gülerken halası ve ablaları tepkisizdi. Kısa sürede işini bitirip kalemi yerine bıraktı. Odanın ortasındaki eski yerini alarak bir elini de beline dayadı. Halası ve kardeşlerini göz süzgecinden geçirdi. ‘‘Artık sakallandığıma göre beni dinleyeceksiniz!’’ Onun bu sözüyle halası gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken kardeşleri o kadar düşünceli olamamıştı. Attıkları kahkahalar Çiçek’in çığlığıyla son bulurken, sözleri ortamdaki ciddiyeti yerle yeksan etmeye yetmişti. ‘‘Beni dinleyeceksiniz! En küçüğünüz benim en çok bana söz vereceksiniz. Sabahtan beri size konuşuyorum ama beni görmüyorsunuz. Ben anne istiyorum! Anlaşıldı mı? Hem de birkaç tane. O yüzden bana en iyisinden anneler bulun. Madem beş kardeşiz, beş tane anne istiyorum… Tamam mı? Tam beş tane anne diyorum! Gülme Cece! Gülme de bana anne bul. Artık sakalım da var sözümü dinleyeceksiniz.’’ Nilüfer bu gösteriye daha fazla dayanamayıp Çiçek’i kucağına alarak boyalı yanaklarından öptü küçük kızı. Kardeşlerinin kahkahaları yüzünden Çiçek’in büzülen dudaklarını yeniden güldürme işi ona düşmüştü. Çocukların kahkahalarını bastıran Gülce’nin attığı çığlık oldu. Maalesef bu seferki çığlık heyecandan atılmamıştı. Gülce elindeki telefonu titrek ellerle Gurur’a uzatırken ‘‘Bittik biz, Mahvolduk,’’ diye fısıldadı. Gurur eline aldığı telefonda yazan haştagi sesli okudu. ‘‘#DeneyimliDeneyimsizAnneAranıyor!’’ Ve işte milyonların hayali Toprak Ailesi’nin gerçeği olmuştu. Bir günde twitter’da fenomen olmuşlardı. ‘‘Türkiye sıralamasında birinci dünya sıralamasında ise dördüncü sıradayız. İşte şimdi tezeği avuçladık!’’ diyen ikizine ‘‘Babam bizi bu sefer gerçekten mahvedecek,’’ diyerek katıldığını belli etti Gülce.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD