Alışmaya Çalışmak

1463 Words
Odanın içinde bir sessizlik çöktü. Söylenen cümleler havada asılı kaldı ama en ağır olan, söylenmeyenlerdi. Yaman yatağın kenarına oturdu. Yayların hafifçe çöküşü odada duyuldu. Ellerini dizlerinin üzerine koydu; başı öne eğikti. Bir an, söyleyeceklerini tartıyormuş gibi sustu. “İstersen…” dedi sonunda, sesi kontrollü ama yorgundu, “İstersen ben kanepede yatarım.” Sözleri odanın içinde ağır ağır yayıldı. Yatağa baktım. Sonra ona. Kalbim gereksiz yere hızlandı; mantığım ise netti. Bu yatak, bu oda, bu adam… Hepsi bana ait olduğu söylenen ama hissetmediğim bir hayattı. “Evet,” dedim. Sesim kararlıydı. Kendimi şaşırtacak kadar. “Buna hazır değilim.” Yaman başını kaldırdı. Gözlerimde aradı bir şeyleri; belki tereddüt, belki pişmanlık. Bulamadı. Dudaklarını ince bir çizgi hâline getirip başını salladı. “Tamam,” dedi kısa bir nefesle. “Ben salonda yatarım.” Ayağa kalktı. Ceketini aldı. Kapıya yönelirken durdu, arkasını dönmeden konuştu: “Bir şeye ihtiyacın olursa… buradayım.” Kapı kapandığında, evin içi sessizliğe gömüldü. Bu sessizlik rahatlattı mı, daha mı çok yalnız hissettirdi, ayırt edemedim. Odanın ortasında kaldım. Yatağa yaklaşmadım önce. Etrafa baktım. Komodinin üzerindeki lamba, perdelerin ağır dokusu… Hepsi düzenliydi. Fazlasıyla. Bir hayatın alışkanlıkları vardı burada; ama alışan ben değildim. Komodinin çekmecesini açtım. Küçük bir yüzük kutusu duruyordu. Dokunmadım. Kapatıp geri bıraktım. Hafızamı zorladım. Bir şey hatırla, dedim içimden. En ufak bir görüntü… Hiçbir şey gelmedi. Giyinme odasının kapısını açtım. Dolaplar genişti. Kapakları birer birer araladım. Kıyafetlerim askılarda diziliydi. Baktıkça yüzümde hafif bir şaşkınlık belirdi. Blazer ceketler. pantolonlar. etekler. Uzun, ciddi kabanlar. Renkler sade, kesimler netti. Bu kıyafetler güçlü bir kadına aitti. Üniversitedeki hâlim geldi aklıma; daha yumuşak, daha rahat… Demek ki ben değişmiştim. Hem de epey. Dolabın diğer tarafında Yaman’ın kıyafetleri vardı. Takımlar, gömlekler, kravatlar… Hepsi benimkilerle yan yana, sanki birlikte planlanmış gibiydi. Aramızda kurulmuş ama benim hatırlamadığım bir düzen. Rastgele birkaç parça aldım. Uzun bir pijama, hafif bir hırka. Banyoya geçtim. Kapıyı kapattım. Su açıldığında, omuzlarımın yavaşça gevşediğini hissettim. Ilık su saçlarımdan akarken gözlerimi kapattım. Hatırlamak için değil… sadece sakinleşmek için. Duştan çıktığımda saçlarımı kuruttum. Ev hâlâ sessizdi. Salondan çok hafif bir ışık sızıyordu. Yaman’ın orada, kanepede olduğunu bilmek içimde ince bir suçluluk bıraktı. Ama geri dönmedim. Odaya girdim. Yatağa uzandım. Yorganı omuzlarıma çektim. Tavan karanlıktı. Bu evdeki ilk gecemdi. Ve ben, kendime ait olduğunu söylenen bir hayatın içinde, kendimi arıyordum. Yaman’dan Kanepenin yayları hafifçe gıcırdadı, uzandığımda. Salon karanlıktı. Sadece mutfaktan sızan loş ışık duvara vuruyordu. Gözlerimi tavana diktim ama hiçbir şey görmüyordum. Aklım yukarıdaydı. O odadaydı. Eslem. Aşık olduğum kadın… Bu evdeydi. Bir duvar, bir kapı aramızdaydı. Ama bana benden daha uzaktı. Kalbimin acıdığını ilk kez bu kadar net hissettim. Fiziksel bir şey değildi bu. Göğsümün ortasında ağır bir baskı… Nefes alıyordum ama yetmiyordu. Elimi göğsüme götürdüm. Sanki biraz bastırsam geçecekmiş gibi. Geçmedi. Onu çok özlemiştim. Sarılmayı… saçlarına yüzümü gömmeyi… gece uykunun en derin yerinde bile elini aramayı… Dudaklarını… Tenini… Ama bugün bana baktığında… O tanıdık gözler bana yabancıydı. İşte en çok bu canımı yakıyordu. Korkuyordum. Bir adım atsam, geri çekilecekti. Bir dokunsam, irkilecekti. Ve ben bunu kaldıramazdım. Gözlerimi kapattım. İstemeden eski günler geldi aklıma. Şirketten geç döndüğüm akşamlar… Ceketimi daha çıkarmadan mutfaktan gelen sesler… “Ellerini yıka,” deyişi. Birlikte yemek yaparken aramızdaki küçük sürtüşmeler, gülüşler… Birinin ona baktığını fark ettiğimde içimde yükselen o tanıdık kıskançlık. Gizleyemediğim sahiplenme. Onun da bunu bilip hafifçe gülümsemesi. Davetler… Elimi koluma dolayışı. Kalabalığın içinde bana yaslanışı. Ve geceler… Işıklar kapandığında, dünyanın sessizleştiği anlar. Tutku Yakınlık… Birbirimize ait olmanın verdiği o tarifsiz his. Hepsi vardı. Hepsi benimdi. Ama artık… sadece benim hatıramdı. Boğazım düğümlendi. Derin bir nefes aldım. Burnumun direği sızladı ama ağlamadım. Ağlayamazdım. Eslem yukarıdaydı. Güçlü olmak zorundaydım. Onun için. “Sabret,” dedim kendi kendime. “Sadece sabret.” Zamanla hatırlayacaktı. Beni… Bizi… Kanepenin yanındaki sehpanın üzerinde onun önceden bıraktığı bir tokayı gördüm. Parmaklarımla aldım. Küçük bir şeydi ama avucumda ağırlaştı. Kokladım. Tanıdık bir koku… Evin kokusu gibi. Gözlerim kapandı. O gece, onu düşünerek uyudum. Yanımda olmadığı hâlde… Hâlâ bana aitmiş gibi. Ve içimden sessizce söz verdim: Ne kadar acırsa acısın… Onu bırakmayacaktım. Eslem’den Sabah ışığı perdeyi usulca araladığında uyandım. Odanın içi aydınlıktı ama içimdeki boşluk hâlâ yerli yerindeydi. Yatağın diğer tarafına bakmadım. Bakmamaya alışmam gerekiyordu. Sessizce banyoya geçtim. Yüzümü yıkadım. Aynadaki kadına baktım. Tanıdık… ama eksik. Dolabı açtım. Başörtümü elime aldım. Aynanın karşısında bağlarken parmaklarım hiç tereddüt etmedi. Hazır olduğumda derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Merdivenlerden inerken mutfaktan sesler geliyordu. Tabaklar, çatal bıçaklar… Bir de koku. Çayın sıcak, ekmeğin yeni kızarmış kokusu. Kapının eşiğinde durup içeri girdim. Yaman mutfaktaydı. Tezgâhın başındaydı. Gömleğinin kolları sıvalıydı. Kahvaltı hazırlıyordu. Hareketleri sakin, alışılmıştı. Belli ki bu mutfak ona yabancı değildi. Beni fark edince döndü. “Günaydın,” dedi. “Günaydın,” dedim ben de. Seslerimiz çarpışıp havada kaldı. Sandalyeye yöneldiğimde eliyle masayı işaret etti. “Geç, otur,” dedi. “Ben getiririm.” İtiraz etmedim. Masaya oturdum. Önüme tabakları koydu. Çayı doldurdu. Bir süre konuşmadık. Sadece kahvaltı yaptık. Ama içimde sorular birikiyordu. Daha fazla susamazdım. “Yaman,” dedim sonunda. “Senin hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorum.” Başını kaldırdı. Yüzü sakindi ama dikkatliydi. “Sadece ismini biliyorum,” diye devam ettim. “Soyadın Karahanlı, değil mi?” “Evet,” dedi. “Kaç yaşındasın?” “Yirmi sekiz.” Başımı salladım. Bunları zihnimde bir yere yazıyordum sanki. “Annem söyledi,” dedim sonra. “CEO olduğunu.” Kısa bir duraksama oldu. “Babamdan kalan şirket,” dedi. “Karahanlı Holding Yapı ve Yatırım.” İsim ağırdı. Taşıdığı yükü hissediyordum. “Babamı kaybettikten sonra başına geçtim,” diye ekledi. “O dönem tanıştık zaten.” Elimdeki çatal durdu. “Nasıl?” diye sordum. “Biz… nasıl tanıştık?” Bakışları masadan uzaklaştı. Sanki mutfakta değil de başka bir yerdeydi artık. “Yağmurlu bir gündü,” dedi. “Çok acelem vardı. Şirketten yeni çıkmıştım.” Sesi düz ama hatıraları netti. “Yağmur yağıyordu. Sen koşuyordun. Karşıdan karşıya geçerken… sana çarptım.” Kaşlarım çatıldı. “Arabayı sen mi sürüyordun?” “Evet,” dedi. “Frene bastım ama yine de çarptım.” İçimde hafif bir ürperti dolaştı. “Bir şey oldu mu bana?” “Hayır,” dedi hemen. “Ciddi bir şey olmadı. Ama çok kızmıştın.” Bir anlık bir gülümseme geçti yüzünden. “Bağırdın,” dedi. “Dikkatsiz olduğumu söyledin. Özrümü kabul etmedin. Numaranı bile zor aldım.” Gözlerimi masaya indirdim. “Ben erkeklerle samimi olmayı sevmezdim” Yaman gülümsedi. “Biliyorum o yüzden seni tavlamaya çalıştım ve başardım da” Sonra sesi yumuşadı. “Ama sonra tekrar karşılaştık. Yine tesadüfen. O sertliğin zamanla azaldı. Konuşmaya başladık. Alıştık birbirimize.” Bir an sustu. “Sonra,” dedi, “aşık olduk.” Göğsümde bir ağırlık hissettim. Hatırlamıyordum ama anlatılan şey yabancı da gelmiyordu. “Garip,” dedim kısık bir sesle. “Bir kazayla başlamış.” Yaman bana baktı. Bakışı sakindi ama derindi. “Evet,” dedi. “Bir kazayla başladı.” Kısa bir duraksamadan sonra ekledi: “Sanki… bir kazayla da bitti.” Sözleri mutfağın ortasında asılı kaldı. Ben bir şey söyleyemedim. Çünkü hatırlamadığım bir aşkın, içimde bıraktığı ağırlığı ilk kez bu kadar net hissetmiştim. “Kahvaltı yavaş yavaş bitti. Tabaklar boşaldı ama içimdeki soru işaretleri hâlâ doluydu. Yaman çayından son yudumu aldı, ayağa kalktı. Ceketini sandalyenin arkasından aldı. “Ben şirkete geçiyorum,” dedi sakin bir sesle. Başımı kaldırdım. “Şimdi mi?” “Evet.” Sonra bana baktı. Bakışı bu kez daha netti. “Sen iyileşene kadar şirkete gelmeni istemiyorum.” Bir an ne dediğini anlayamadım. “Şirkete… gelmememi mi?” dedim. “Ne şirketi?” Durdu. Sanki bu soruyu soracağımı biliyormuş gibiydi. “Bizim şirketimiz,” dedi. Kaşlarım daha da çatıldı. “Peki ben…” diye başladım, kelimeler boğazımda düğümlendi. “Ben orada ne yapıyorum?” “Operasyon ve planlama müdürüsün,” dedi. “Şirketin en yoğun bölümlerinden biri.” Kalbim hızlandı. “Müdür mü?” dedim fısıltıyla. “Ben… müdür müyüm?” Yüzümdeki şaşkınlığı saklayamadım. Hiçbir şey hatırlamıyordum. Ne bir ofis, ne masa, ne insanlar… Kocamın CEO olduğunu bilmek bile ağır gelmişken, şimdi bir de bu… Yaman yüzüme dikkatle baktı. “Evet,” dedi. “Ve işini çok ciddiye alırsın. O yüzden seni şimdilik oraya sokmak istemiyorum. Önce sen.” Başımı salladım. İçimde garip bir utanç vardı. Sanki güçlü bir kadını ödünç almıştım ve geri veremiyordum. Yaman kapıya yöneldi. Ayakkabılarını giyerken bana döndü. “Kendine dikkat et,” dedi. “Bir şey olursa ara.” “Elbette,” dedim hemen. Telefonu çıkardı, ekranı bana doğru çevirdi. “Telefonunda kayıtlıyım zaten.” Ekrana baktım. Yazıyı okuduğum an yanaklarım yandı. Ateşli kocam Gözlerim kocaman açıldı. “Yaman!” dedim utangaç bir itirazla. Sırıtışı tam da o anda ortaya çıktı. “Değiştirmek istemedim,” dedi. “Hatırlarsın belki diye.” Kapıyı açtı. Tam çıkarken arkasını döndü. “Geç kalırsam merak etme,” dedi. “Akşam evdeyim.” Sonra çıktı. Kapı kapandığında ev sessizliğe gömüldü. Ben olduğum yerde kaldım. Yüzüm hâlâ sıcaktı. Kalbim garip bir şekilde hızlı atıyordu. Hatırlamadığım bir adam… Ama utandırmayı başaran bir koca…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD