Gözümü açtığımda sabah olmuştu bile. Dün geceden üstümde kalan yorgunluk hala etkisini sürdürüyordu. Göz altlarımın çökmüş olmamasını dileyerek yataktan kalktım. Banyoya gittim göz altlarımın durumunun o kadar vahim olmaması beni mutlu etti. İhtiyaçlarımı giderip, yüzümü yıkayıp, günlük sabah maskemi uyguladıktan sonra odama geçip okul için elbise seçmeye başlamıştım. Bordo askılı kot ceket ve kot pantolonda karar kılmıştım.
Bugün okulda fazla durmayacağım için bunlarda karar kılmıştım. Bugünkü asıl amacım bana notlar atan kişiyi bulmaktı. Okulumda da notlar geldiği için orada bulmanın daha kolay olacağını düşünüyordum. Saçlarımı balık sırtı şeklinde ördükten sonra hafif bir makyaj yaparak çantamı alıp aşağıya inmeye hazırdım artık. Asla benlik olmayan bir makyajı takip ederken dikkat çekmemek için yapmıştım. Aşağıya inmeden önce saate baktığımda saatin dokuz olduğunu görmem beni telaşlandırmaya yetmişti. Neden kimse beni uyandırmamıştı. Normalde her okul sabahında hizmetlilerden biri beni uyandırırdı. Bugünde benim erken uyandığımı düşünerek hiç saate bakma gereği duymamıştım. Hızlıca aşağıya inerek dolaptaki detone suyumu içmeye başladım. Bir yandan da bunun hesabını sormayı planlıyordum. Detone suyum bittiğinde içeri giren serapla aklımdakileri sormaya başladım. Sinirlerime hâkim olmaya çalışan bir ses ile “Neden saatinde uyandırılmadığım hakkında bilgi almam mümkün mü?” demiştim. “Babanız ve abiniz bugün evden çıkmayacağınızı bunun içinde sizi uyandırmamamız gerektiği söylendi.” demişti.
Dediklerimi umursamamaları canımı sıkmıştı. Beni böyle koruyacaklarını sanmaları tam bir deli işiydi. Serapa dönerek “yanlış bilgi vermişler okula gidiyorum. Bir daha benim hakkımdaki kararları bana soracaksın. Bir daha böyle bir durumla karşılaşmak istemiyorum. İşine dönebilirsin” demiştim. “Lina Hanım maalesef buna izin veremem Babanız ve ağabeyinizin kesin emri var onlar olmadan dışarı çıkamazsınız. Gün içinde eğitiminiz için hocalarınız gelecek.” demişti.
Bu ne demek oluyordu ne yapmaya çalışıyorlardı. Beni böyle dizginlemeye çalışmaları beni daha hızlı yayımdan fırlatmaya yetmişti. Evden çıkamayacağımı sanmaları ironikti. “Daha az önce benle ilgili kararların bana sorulacağını söylediğimi hatırlıyorum. Seni kovamayacağımı düşündüren ney? Dur ben söyleyeyim hiçbir şey. Az önceki konuşmanın yapılmadığını varsayıyorum. Tekrarı olursa affetmeyeceğimi bil. Bir daha kahvaltımı sakin geciktirmeyin. Uyku düzenimin bozulmasının hesabını vereceksiniz.” demiştim.
“Lina Hanım üzgünüm ama benden istediğinizi yapmam mümkün değil. Abinizin ve babanızın kesin emri var. Kahvaltınız konusunda daha dikkatli olunması için diğer görevlileri de uyaracağım.” demişti. Bu ne küstahlıktı beni nasıl bu duruma düşürürdü ağabeyim ve babam anlam veremiyordum. Resmen evdeki otoritemi zedeliyorlardı ama ben buna müsaade etmeyecektim. “Sen kendini ne sanıyorsun seni uyarmıştım nerden alıyorsun bu güveni bilmiyorum ama bildiğin üzere bu ev benim, aynı şekilde içindeki her şey çalışanlar da dahil hepsi benim. Ve ben seni bir dakika daha evimde istemiyorum. Korumalara banka hesabını bırakırsın. Muhasebeden çıkışın yapılacak. Hakkın neyse ödenir merak etme. Şimdi evimden çık “demiştim. “Lina Hanım böyle bir hakkınız olduğunu düşünmüyorum. Beni anneniz Saadet Hanım işe almıştı. Ancak o koyabilir. On Sekiz yaşından küçük birinin böyle bir yetkisi olduğunu düşünmüyorum.” demişti. “Sen kendini ne sanıyorsun? Saadet hanım artık bu evde yok bu ev benim, sen ise çalışanımsın on sekiz yaşımdan küçük olmam hisselerim olmadığı anlamına gelmiyor. Sana saygıyla gitme şansı vermiştim. Ama sen bu hakkını çoktan kaybettin. Emin ol seni pişman edeceğim” demiştim. Burnumdan soluyordum resmen güzel başlayan sabahımı etkilemeye ne hakkı vardı bu çalışan parçasının. Kolundan tuttuğum gibi sürükleyerek bahçeye götürdüm ve korumaların önüne attım. Bu halimi ilk defa gören korumalarda şaşkındı. Senelerdir korumalığımı yapan Ahmet abi hemen yanıma geldi. Lina hanım ne oluyor dedi. Alın bu hadsizi gözüm görmesin. Bu evin sahibinin kim olduğunu öğretin ki bir daha bu evin yüz metre yakınına bile yaklaşamasın. Birde çabuk arabamı hazırlayın. Bu geri zekalı yüzünden okula geç kaldı.” demiştim. Ahmet abinin el hareketiyle iki tane koruma Serap’ı almış yaka paça bir arabanın içine koymuşlardı bile. Tam garaja yöneldiğimde Ahmet abinin sesiyle durdum. “Lina Hanım Babanız ve abinizin kesin emri var dışarı onlar olmadan çıkmanız konusunda lütfen eve girin” demişti. Bugün el birliğiyle günümü mahvetmeye çalışıyorlardı. Sinirle Ahmet abiye dönüp “Az önceki kızın yerinde olmak istemiyorsan çabuk arabayı hazırla kimin patron olduğunu unutuyorsunuz. İki hafta boyunca bana nefes kadar yakın olan kişiyi fark etmemeniz de cabası. Zaten sınırdasınız daha fazla zorlamayın isterseniz ya da zorlayın ve sonuçlarına katlanın. Tabii ki efendim hemen hazırlıyorum kusura bakmayın Bir daha olmayacak demişti.
On yedinci yaş hediyem olan arabam geldiğinde binip koruma ekibi ile birlikte okula doğru yol almaya başladım Okula vardığımda sınıfta hiç tanımadığım bir adamı gördüm benim gibi sosyal bir kızın okulda birini tanımaması imkânsız gibi bir şeydi. Bu sefer olmuştu yaklaştığımı hissediyordum bu sefer notları atan kişiyi bulduğumu umuyordum.
Bizden büyük olduğu belli adam önce sıramın altına baktı ardından etrafına beni sordu okula gelmediğimi öğrendiğinde sinirli bir halde sınıftan çıktı. Ardından bir hışımla sınıfa girerek Şeyma'dan arabasının anahtarını vermesini istedim birkaç saate getireceğimi bir şey sormamasını ve kimseye bir şey söylememesini istedim. Adam siyah arabasına binip okuldan çıkışı yaptığında korumalara yakalanmamak adına ben de yan kapıdan çıkışı yapmıştım. Babamın ve ağabeyimin rakiplerinin tehditlerinden dolayı takip edilmeleri sık sık yaşıyordum ve ilk defa bunun faydasını görmüştüm. Bu yaşadığım olaylardan kazandığım deneyimlerden ötürü fark edilmemek için uzak mesafe takip yapmam gerektiğini farkındaydım. Gittikçe şehir dışına gidiyordu bu sefer onu bulduğumu biliyordum tek başıma çözecektim bu düğümü ve özgürlüğümü elime alacaktım. Fakat nereden bilebilirdim ki özgürlüğe gittiğimi sandığım bu yolda özgürlüğümün avuçlar arasına alınacağını.
Gittikçe ıssız ve şehir dışından uzak bir yerde varmıştık. Yakalanmamak adına takip mesafesini çok daha fazla açmıştım. Şehir dışında bir depoya gelmişti. Beni görmemesi adına arabayı bilmeyen bir yere park ettim. Depoya giren gizemli adamın peşinden bende deponun minik camından olanları seyretmeye başladım. Şehir dışında ıssız bir yerde olmak beni ürkütüyordu.
Bu sırada gördüklerim kanımı dondurmuştu bana yapılan işkenceler gibi şu anda da içeride birine işkence yapıyordu bu adam. Geçen dakikalar sonrası adamın kafasına sıktığı tek kurşun ile öldürmüştü. Kendimi tutamayıp attığım çığlık ardından yıllardır olan kan gördüğünde bayılmam meydana gelmişti. Adamın kafasından akan kan beynimi döndürmeye yetmişti ve beynimin ihanetine bir kez daha lanet okuyarak kendimi karanlığa bırakmıştım.
Barının Ağzından
Çığlık sesi ile hem en yakın arkadaşım olan hem de sağ kolum olan Barbaros'u bakması için göndermiştim. Şehir dışında bu ıssız yerde kimin ne işi vardı benim depomun önünün de? Umarım kimse görmemiştir burada yaşanılanları aksi takdirde ben bile yapacaklarımdan korkarım. Verdiğim emir üzerine cesedi korumalar ortadan kaldırırken birkaç dakika içinde Barbaros kucağında bir kız ile içeri girdi. Bu kız da kimdi? Benim depomda, benim korumamın kucağında, bu ıssız yerde ne işi vardı? Barbaros üçlü koltuğa bıraktığı kızın bir de kızın başına çökmüş saçlarını yüzünden çekiyordu kızın yüzünü görmem ile dumur olmam bir olmuştu. Bu kız Lina Nil Tılsımdı. Senelerdir arkadaşım olan Kerem dün bana ulaşmış ve kız kardeşi Lina’yı korumam için yardım istemişti. Günlerdir bilinmeyen notlar geliyormuş bununla da kalmayan şerefsiz herif evlerine kadar girmiş bugün de kontrol amaçlı okula gittiğimde ben sanıp beni takip etmiş olmalıydı bu saf kız.
Hala Lina’nın başında oturan Barbaros'a karşı içimde anlamlandıramadığım bir sinir oluşmuştu. Hızlıca gidip yakasından tutup silkeleyerek “Ne yapıyorsun lan piç herif kucağına alıyorsun yetmiyor bir de saçına dokunuyorsun.” demiştim. “Ağabey ne oluyor? Baygın buldum kucağıma aldım saçı da rahatsız etmesin diye çekiyordum. Sen niye bu kadar kızdın?” demişti.
Harbi ben niye bu kadar kızdım ki. Arkadaşımın kardeşi ondan tabi ya. Ama bu damarlarımda gezen sinir neyin nesiydi ona anlam veremiyordum. Neyse bunu o bilmese de olurdu.
“Niyesi mi var lan bu kız kim biliyor musun? Lina Nil Tılsım yıllardır arkadaşım olan Kerem'in kardeşi Nil beni tanımaz önceden beni hiç görmedi. Bende önceden birkaç kez görmüştüm. Kerem dün beni aramıştı Linayı korumak için yardım istemişti. Beni başka biriyle karıştırıp takip etti büyük ihitmlle bugünde. Neyse en azından daha kolay olacak korumamız. Bu arada Kerem Lina’yı kucağına aldığını öğrenince seni sağ bırakacağını sanmıyorsun değil mi? Ben bile elinden alamam. Hoş almak ister miyim o da meçhul.” demiştim.
“Ağabey vallahi yanlış anladın. Söylemezsin değil mi? Hem Kerem ağabeyin kardeşi mi vardı? Biz niye bilmiyoruz.” demişti.
“Geri zekalı hangimiz mafya dünyasında yakınlarımızı söylüyoruz. ben de yıllardır arkadaş olduğum için görüp biliyorum. Ayrıca söylemesem bile öğrenmeyecek mi sanıyorsun sonuçta bu kız ışınlanarak gelmedi bu koltuğa.” demiştim.
“Şimdi ne olacak peki? Büyük ihtimalle gördü cesedi.” demişti. Sanki başka dertlerimiz yokmuş gibi bir de bu eklenmişti ve sinirlerimi germeye yetiyordu. Sen kızın başında dur ben Kerem'le konuşacağım demiş ve deponun içindeki odama gitmiştim. Kerem’i arayarak. “Alo kardeşim bir sorun var. Müsait misin?” demiştim.
“Ne oldu Barın kötü bir şey mi var.”
“Yani bakış açısına göre değişir. Şimdi sen sakin ol ben sana anlatacağım. Lina benim yanımda.” demiştim. Ben bunu der demez bağırmaya başlamıştı bile.
“Ne diyorsun oğlum sen? Ne alaka Lina okula gitti.” demişti.
“Ben Lina’yı okula kontrole gitmiştim. Büyük ihtimalle beni gördü ve notları bırakan kişinin ben olduğumu sanıyor. Beni takip etmiş. Burada cesedi gördü, bayıldı şu an yanımda. Ne yapacağız? Sana sormak için aradım. Arada sen olmasan yapılması gereken belli biliyorsun. Lina beni tanımıyor ayıldığında daha da korkacak.” demiştim.
“ Barın konuştuğumuz gibi yapmamız en iyisi. Babamla konuşup onu ikna etmeliyiz. Bak okuldan kaçmış, peşine düşmüş hiçbirimizin haberi yok. Onu korumamıza izin vermiyor. Bizim bile evimize girebilen birini sadece sen durdurabilirsin. Cinayeti de gördükten sonra nasıl evde tutarım bilmiyorum.” demişti.
“Konuştuğumuz şeyin ciddiyetinin farkındasın değil mi Kerem? Kızı kandırmaktan bahsediyoruz. Zaten kaçırılma ile alakalı travması varken bizim de bunu yapmamız ne kadar doğru? Başka bir şekilde koruma yolu bulmamız daha iyi olur.” demiştim.
“Ben de kardeşimi bu duruma koymaktan memnun değilim Barın ama onu koruyabileceğimiz tek yol bu. Kısa bir süre, en azından şu adamı bulup derdi neymiş onu öğrenip ortadan kaldırana dek başka yol bırakmadı Lina bize” demişti. Haklıydı ama bu çok ağır bir yüktü. Ama kabul etmekten başka çarem kalmamıştı. Hem cinayeti görmüştü hem de yakın arkadaşımın kardeşi tehlikedeydi ve bunu bir tek ben engelleyebilirdim. “Tamam kardeşim yapalım. Sen peder beyini ikna et ben Lina’yı salmıyorum.” demiştim ve belki de hayatımı etkileyeceğini bilmediğim bu kararı kabul etmiş ve sözel olarak anlaşmıştım.
“Tamamdır kardeşim teşekkür ederim bu iyiliğini hiçbir zaman unutmayacağım çok fazla üstüne gidip korkutma tamam mı?” Demişti. “Tamamdır kardeşim dikkat ederiz ama sende biliyorsun işin raconunu illa ki etkilenecek.” demiştim. “Biliyorum kardeşim zaten kısa bir süreç olacak, el birliğiyle şu şerefsizi bulalım sonra tedavisine yeniden başlayacağız zaten” demişti. “Ben ile kalacaksa benimde her şeyi bilmem gerekiyor Kerem. En kısa zamanda buluşuyoruz anlatıyorsun bana her şeyi.” demiştim.
“Ailevi bir mesele olduğunu söylediğimi hatırlıyorum anlatabileceğim bir mesele değil.” demişti. “Aile meselelerine yeterince karıştığımı düşünüyorum. Unutma ki bu dünya da kardeşini koruyabilecek tek kişi benim şu an da ya anlatırsın ya da yeni bir düşman kazanırsın.” demiştim. “Beni tehdit mi ediyorsun Barın? Bunu sonra konuşacağız. Dediğin gibi olsun anlatacağım. Şimdi kapatmam lazım Babamla ben konuşurum. Lina’yı fazla korkutmamaya çalışın.” Demişti.
“Böyle bir şeyin mümkün olmadığını sende biliyorsun ama yine de dikkat ederiz. En kısa zamanda senden geri dönüş bekliyorum.” diyerek telefonu yüzüne kapatmıştım.
Lina' yı kontrol etmek için içeri geçtim. Barbaros korkusundan odanın en uzak köşesine geçmiş bekliyordu. Bu beni içten içe güldürmeye yetmişti. Lina’ya baktığımda kımıldamaya başlamıştı. Uyanıp sorun çıkarmaması için Barbaros’a dönüp uyku ilacını getirmesini söyledim. Saniyeler içinde gelen ilacı Lina'yı uyandırmak pahasına da olsa da zorla içirdim. Artık altı saat boyunca uyumasını garantilemiştik. Barbaros’a verdiğim emir üzerine kızı Tuzla da ki evime götürmesini söylemiştim.
Her şeyin yeniden başladığı belliydi. O kadar masum bir yüzü vardı ki Lina’nın ilk gördüğümde de ilk önce yüzünün saflığı beni etkilemişti bel ki ağabey belki başka bir şey bu duygu hangi sıfat ile içimde henüz fark etmesem de artık sadece kimsenin bu kıza zarar vermesine müsaade etmeyeceğimi biliyordum.