VASİYET..

1736 Words
…. Sertaç içindeki sıkıntının nedenini öğrendiğinde daha kötü olmuştu. Aslında yıllardır beklediği an geliyordu. Sonunda abisinin ölümünün ardından kendine verdiği sözü yerine getirebilecekti. Arzu ile Murat'ın kendinden çaldıklarını misli misli geri ödetecekti. Genç yaşta toprağa giren ağabeyi ve onun ardından ölen iki amcaoğlunun ne sucuları vardı da toprak olup gitmişlerdi. Koca sülalede bir kendi kalmıştı erkek evlat olarak. Sinirle yumruk olmuş ellerini direksiyona vurdu. Ağabeyi geldi aklına. Onun intihar etmeden önceki bıraktığı mektup geldi. O mektubun her satırını adeta beynine kazınmıştı. "Değerli ailem; Sizlere ne söylesem, kelimelerle nasıl anlatsam kararsız kaldım. O yüzden her şeyi yazmanın en doğrusu olduğuna karar verdim. Size Arzu ile evlenmek istediğimde on dokuz yaşlarındaydım ama benim ona olan sevdam üç sene evvel arkadaşlarla göle gittiğimizde başladı. Yaz tatilinde bunalmış değişiklik olsun diye Gürkan'ın zoruyla ailesinin köye gitmiştik. Gürkan bizi yüzmek kafa dağıtmak için göle götürdü. Doğrusu kendi aramızda güzel bir gün geçiriyorduk. Biz gölün kenarında mangal keyfi yaparken biraz ilerimize birkaç erkekle iki kız geldi. Kızlar kenarda otururken oğlanlar da bizim gibi yüzdüler. Gürkan mangal ile pişirme işine kendini kaptırmış yaptıkça yapmıştı. Süleyman ile tıka basa doyana kadar yedik. Karnım doyunca gözümüzün önü açılmıştı. İşte o zaman kızların bize doğru baktığını fark ettik. Açıkmış olduklarını düşünerek köftelerden emek arası yaptım ve götürüp kızlara verdim. Kızlar utanarak olsa da kabul ettiler. Sesini kısarak teşekkür eden Arzu'yu işte o anda sevdim. Allah'ım iri kahverengi gözleri, uzun gür kirpikleri ile adeta sürmelenmişti, minicik dik burnu daha o dakika inadım der gibi duruyor, o günden sonra kırmızı dudakları hayallerimi uzun süre zorladı. Kızaran yanakları beyaz teninde harika gözüküyor, simsiyah uzun saçlarıyla sanki bir peri kızıyım der gibiydi. Bana ait olmasın diledim. Olmadı... Teşekkürünü etti ve illerdeki kayanın üzerine çıkarak ekmeği yemeye başladı. Ben hâlâ arkasında onu seyrediyordum. Gürkan'ın sesiyle kendime geldim. "Hadi çok oyalandık hemen gidiyoruz." derken beni uzaklaştırmak için çekiştirmeye çalışmasını tabii ki anlamıyordum. Gürkan ile Süleyman acelece hazırlanıp eve dönmemizi çabuklaştırdılar. Yüzlerinin halinden bir sorun olduğu belliydi ama ben sormayı bile akıl edecek durumda değildim çünkü beynim biraz önceki güzellikte takılı kalmıştı. Sonra ağzımdan "O kim?" Sözleri çıktı. Gürkan "affet seni hiç getirmemeliydim! "diye sürekli tekrar ediyordu ama hiçbir şey anlamıştım. Sonra kapkara kesilen Gürkan'ın "O sizin kanlılarınızın kızı Arzu! " sözleri beni kendime getirdi. Ben onca güzel kızların arasından gidip ilk görüşte belaya âşık olmuştum. O günden sonra sık sık gizlice izledim Arzu'yu. Göremediğim günler kahroldum etrafta hırçın davranışlarım, asabi oluşum hem ona olan özlemimdendi. Karar vermiştim artık Arzu benim olacaktı. Başka çaresi yoktu. Onun okula gittiğini öğrendiğimde açıkçası inanmakta zorlandım ama benim işime gelmişti. Rahat rahat izleye biliyordum onu. Beden dersleri olduğu zaman hangi iş olursa olsun ondan daha önemli değildi benim için onu doyasıya izlemek nefes alma sebebim olmuştu. İki sene hiç sorunsuz gitti geldi. Kimseye aşırı ilgisi yoktu, okumayı çok istediği belliydi. Bunu zor elde ettiğini duymuştum zaten. Fakat Arzu’nun son sınıfı okuduğu dönemde annemin rahatsızlanması yüzünden Ankara'da kaldığımız aylar tükenmek bilmemişti. Nihayet döndüğümüzde onu uzaktan birkaç dakika izlemek için hasretle ona koşmuştum. Keşke biraz erkek olsaydım onları sarmaş dolaş gördüğüm o an sıksaydım kafasına. O anda kurtulsaydım hayatımı çalan adamdan. Sonra size gelip hem kan davasını sonlandıracak hem de iş hayatımızda çok ilerleyeceğimiz anlaşma için evlilik olması gerektiğini anlattım. Sizde düşünüp olumlu cevabı verince sandım ki artık Arzu benim. Zaten karar hemen verildi. Yıllarca süre gelen kan davasını bitirmek ve toprakları güçlendirecek olan anlaşma iki tarafın da lehine idi. Kan davasının başlamasına neden olan arazi iki tarafın karşılıklı sözleşmeleri ile ortak işletilecekti. Ben sorun çıksın istemediğim için, öncelikle gerekli tüm evraklara atılan imza ile işimi garantiye alıyordum. Her şey tamamdı sadece sorun bir ay sonra yapılacak düğün zamanına kadar kalbim nasıl dayanacaktı. Ve her an tetikte Arzu'nun bu evliliğe itiraz etmesini bekliyordum. Beklediğim gibi bir ses çıkmayınca ya aile baskısı gördüğünü ya da benim yanlış anladığımı düşündüm. Daha doğrusu öyle düşünmek işime geldi, hayatında kimse yokmuş dedim kendi kendime. Resmi nikahın da hemen onun evinde olmasını istememdeki sebep onun sadece bana ait olduğunu herkesin anlaması içindi. Nişan döneminde hiç gitmedim onu görmeye. Korkutmak, ürkütmek istemiyordum. Düğün günü onu balkonda gelinliğiyle gördüğümde aklımı tekrar aldı başımdan. Güzelliği tekrar büyülemişti beni. Allah'ım inanamıyordum bir saat sonra sonsuza kadar o güzellik benim olacaktı. Konağın kapısında, babasının kolunda, kapalı tülden duvağının altında bile iri gözleri çakmak çakmak parlıyordu. Duvak bile gizleyememişti güzelliğini. Onu öyle görünce daha bir çatıldı kaşlarım. Hiç kimse bakmasın, kimseler görmesin istiyordum. Yanıma oturduğunda heyecandan titrediğini hissetmiştim aslında bende aynıydım. Zaten o yüzden ben daha ne olduğunu anlamadan gitti. Şok olmuş halde kala kaldım herkes gibi. Kendime gelip arkasından koşmaya çalıştığımda kapının ağzında Arzu'nun çıkmadan yere serdiği kadını kaldırma telaşı vardı. Sinirle kadını birde ben ittim yere. Sanki duracak başka yer yokmuş gibi orda dikilmişti ve ben onun yüzünden kaçırmıştım Arzu'mu. Az sonra Arzu binmişti artık o şerefsizin arabasına bir kere bile arkasına bakmadan. Baksa belki delirmiş halimi görüp korkardı. Belki de yüreğimdeki çaresizliği görür acırdı bana. Gitmez kalırdı. Biz yetişemeden kaçtılar. Aramadığımız, bakmadığımız yer kalmadı. Sanki yer yarılmış onlarda içine girmişlerdi. Yanındaki p*çin kim olduğunu araştırıp babasına gitmemiz saatlerin onların lehine ilerlemesine neden oluyordu, farkındaydım. Adamı bulduğumuzda 'bilmiyorum 'dedi. Sonrasında zaten biliyorsunuz adam üç ay komadan çıkamadı. Bu üç ayda hastanede onu izlettirdim ne geleni oldu ne gideni, nede arayanı soranı. Kendine geldikten sonra İzmir'den ölen karısının kardeşi ziyaretine geldi. Ayarladığım hemşire gelen adamın "Enişte her şey halloldu " dediğini söylemesi bana onları bulmamın kapısını açmıştı. Adamın kimliğini araştırıp son bir senede nerde ne yapmış, ne almış satmış, nerelere gitmiş hepsini öğrendim. Dört ay önceki İtalya gemisine iki kişilik bilet aldığını öğrendiğimde artık emindim onları bulacağıma. Yıllarca sürdü arayışım Avrupa'nın baktırmadığım yeri kalmamıştı. Sonunda tuttuğum adamların bana yolladığı resimle onları bulmuştum. Vakit kaybetmeden yaşadıkları yere gittim. Arzu'mu bulması için tuttuğum dedektif beni karşıladı ve onların yaşadığı eve götürdü. Birkaç gün onları izledim. Arzu ve Murat üç çocuklu koca bir aile olmuşlardı. Benim yıllarca hayalini kurduğum aile tam karşım da duruyordu. Hiç bir zaman bana ait olmayacak mükemmel aile. İçim yıllarca o kadar yandı ki ölüm onlar için mükâfattı. Ama yapamadım neden bilmiyorum bir türlü yapamadım. Belki de her silahı doğrulttuğumda küçük kızlarının onlara sarılması içime dokundu. Belki aynı annelerine benzeyen oğullarını görünce içimde bir yerler sızladı. Yapamadım işte ama siz yapın! Sizden son istediğim budur.. Madem Arzu Hanım bana gelin olmaktan kaçtı sizde güzel kızını benim aslan kardeşime gelin olarak alırsınız. Yok derlerse de benim yapmadığımı siz yapın! Nefes almak hepsine haram olsun." ... Sertaç, ağabeyinin ailesine bıraktığı mektubu ilk kez okuduğunda yemin ettmişti. Arzu'da aynı onun gibi yanacak, senelerce acı içinde kavrulacaktı. Nihayet beklediği zaman gelmişti. Yıllardır içinde sakladığı hırs, öfke, çaresizlik ve yalnızlıktan, dökülen gözyaşlarını bile fark etmiyordu. Ne de çok severdi kendisini sevemeyen ağabeyini. En son ne zaman kucağına alıp "Aslanın kardeşi nasılmış bakalım?" dedikten sonra havalara atmıştı. Kahkaha ile ona sarılmayı kaç sene gizli saklı kapılar ardında beklemişti. Yıllarca yanı başında bir ölüden farkı olmadan yaşayan ağabeyinin özlemiyle yaşamıştı. Zaten aralarında olan 14 yaşın getirisi bir uzaklık vardı ama o lanet düğünden sonra hiç ağabeyi olmamıştı Sertaç'ın. Duyduğu özlemle ona belli etmeden uzaktan izlediği adamın yaralı, hırçın ve mutsuz halini gördükçe Arzu'ya duyduğu öfke gün gün artarak çoğalıyordu. Elbet sıranın bir gün kendine geleceğini biliyordu. O gün geldiğinde asla ama asla acımayacaktı! ... Sertaç kendini geçmişe kaptırdığının farkında olmadan aktı yollarda. Araçtan gelen uyarı sesi ile girdiği benzinlikte aracının deposunu doldurmak için durduğunda saatlerdir yemek yemediğini kokusu buralara kadar taşan lokantadan fark etmişti. Benzin istasyonunda çalıştığı üzerindeki kıyafetten belli olan gence aracı doldurup-temizlemesini talimatını vererek anahtarını uzattı. Sonrada nefis kokuların geldiği, benzin istasyonunun hemen yanındaki lokantaya ilerledi. Açık akanda iki kişilik bir masaya geçtikten sonra kendine verdiği bir buçuk porsiyon İskender'ini afiyetle yedi iki bardak çayını da içtikten sonra masanın üzerine hesabı karşılayacak paradan fazlasını bırakarak lokantadan ayrıldı. Anahtarı verdiği genç ise uzun yolculuğun getirisi böcek ölüleriyle kaplanmış aracı güzelce yıkayıp kurulamış, tertemiz şekilde sahibine teslim edince Sertaç genci harçlıklardı. Elindeki pembe renklerin hakim olduğu paraya şaşkınca bakan gencin yüzünün aldığı şekle gülümseyerek aracını çalıştırdı ve yola çıktı. Saatler sonra günün ilk ışıklarıyla birlikte geldiği evde annesinin merakla kendini avluda beklerken buldu. Annesi daha bir ayrı düşer olmuştu küçük oğluna. Sertaç ise Hakan'ın ölümünden sonra yıpranan annesinin her geçen zamanda daha yorgun göründüğünü düşündü. Sıkıca sarılan ana-oğul birbirinden ayrılmadan konağın içine girdiler. Eşine merakını belli etmemeye çalışan Erdal Bey'de sağsalim gelen oğluna hasretle sarıldı. "Ooo hoş geldiniz küçük bey, yüzünü gören cennetlik. Arada insan sürpriz falan yapmak için gelir şu konağa. Kaç ay oldu en son geldiğinden sonra?" diyerek sarılan amcası Ahmet'ti. Sertaç aslında bir kaç ay önce ağabeyinin ölüm yıldönümünde gelmişti ama ailesine gözükmeden her sene yaptığı gibi sessiz sedasız geri dönmüştü. Sertaç amcasının imalı sözlerinden "Senin ne yaptığını biliyorum." dediğini anlamıştı ama anlamamazlığa gelmek işine geliyordu. Gülümseyerek amcasına "Amca biliyorsun bizim meslek zor öyle her istediğinde çıkıp gelmek mümkün değil. Dün bile izin koparacağım diye ne diller döktüm amirime bil bilsen" diyerek konuyu istediği gibi kapatmış oldu. O sıra Sümbül Hanım'da oğluna "Seni kahvaltıya bekledik, hadi sofra kurulu sevdiğin börekler var." diye seslenmişti. Dün akşamüzeri yediği İskender den başka ağzına tek lokma almayan Sertaç, annesine minnetle sarılarak yanağından öptü. "Sümbülüm benim. Bir tanesin sen." diyerek masaya sarmaş dolaş ilerleyerek geçtiler. Masada deyim yerindeyse yok yoktu. Hoş sohbet ortamında iştahla kahvaltılarını yaptılar. Üstüne içilen bol köpüklü kahvelerden sonra artık asıl meseleyi konuşma vakti gelmişti. Erdal Bey "Sertaç oğlum biliyorsun başımızda lanetli bir olay var. Bu olay Hakanımın aramızdan ayrılması ile daha da büyüdü. Ölümlerin çare olmadığını anlamamız ağabeyinin ardından birbirine giren evlatlarımız Hasan ve Kamil'de aramızdan ayrılmasıyla oldu. Boşu boşuna birbirlerini vurdular. Atalarımızdan süre gelen kan davasını aslında Hakan çözmüştü. Evlilik gerçekleşmiş olsaydı şu anki hayatımız cennetten farksız olurdu. Arzu'nun babası Kerem Bey kızının utancı ile haklarından vazgeçmek istedi ama Hakan öyle maddeler koymuş ki senin de bildiğin gibi sözleşmeyi iptal edemedik. Gerçi adam hisselerinden düşen payın hâlâ bir kuruşuna dokunmuş değil. Kerem Bey kızının hatasını erkek evlatlarından çıkaracağımızı düşünerek yıllardır korku içinde yaşıyor. Aslında ben en başta Hakan'a "Selimle kanımızı temizleyelim." dedim ama kabul etmedi. "Sizden çıktı dava artık benim oldu." diyerek susturdu beni. Bize bıraktığı mektup da Arzu'nun yapmadığı gelinliği kızının yapması gerektiğini belirtmiş." Son sözleri söylerken ifadesini anlamak için oğlunun yüzüne bakıyordu. Sertaç ise çattığı kaşlarla dalgın dalgın babasını dinliyordu. Erdal Bey oğluna bakmaya devam ederek " Kerem Bey ile görüştüm. Kararıma saygı ve minnete olumlu cevabı verdi. Kızı ile görüşmüşler yarın burada olacaklarmış. "demesi ile Sertaç sessizce yerinden kalktı" Yorucu bir yolculuk yaptım, izninizde biraz uzanmak istiyorum." dedi ve odasına çıktı. Yarın herkes için yeni bir başlangıç olacaktı orası kesin iyi mi kötü mü olacağını ise sadece zaman gösterecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD