Oğlu Murat ile konuşmasından sonra hâlâ kendine gelemeyen Kenan Bey, 19 yıl önce Arzu'nun evlenmek üzereyken kaçtığı Hakan'dan yediği dayak yüzünden uzun bir süre hastanede yatmak zorunda kalmıştı. Yattığı bu sürede de hastanenin güzel doktoru Yasemin ile yakınlaşarak evlenmişlerdi. Kadın doktor, o zamanlar 44 yaşında olmasına rağmen ince, narin yapısıyla, esmer güzeli bir bayandı. Daha önce hiç evlilik yapmamış biri olarak Kenan Bey'in de kimsesinin olmadığını öğrendiğinde, içinde büyüyen yalnızlığına ortak arama ve yardım etme duygusu zamanla aşka dönüşmüştü. İlk başta Kenan Karal'ı yeni bir hayata başlatmak için baya zorlamış olsa da, kendini kabul ettirerek aşkına karşılık bulmuş ve artık 18 yıllık Yasemin Karal olmuştu.
İkisi beraber emekli olarak, bir kaç yıl önce geldikleri Kenan Karal'ın memleketi İzmir'de sakin yaşantılarını sürdürürken gecenin bir yarısı gelen telefonla şaşkına dönen Kenan Bey'i sakinleştirmek yine eşi Yasemin'e düştü. Yasemin Hanım eşine oğlu hakkında hiç bir zaman soru sormamıştı. O dönemde anlatılan dedikodulardan ne öğrendi ise onunla yetindi. Zaten bu zamana kadar bir kere bile oğlu aramamıştı ki. Her şeyi bir anda öğrenmek Yasemin Hanım'ı fazlasıyla şaşkına çevirmişti.
O gece kimse doğru dürüst uyku uyuyamadı. Arzu hiç beklemediği bir anda yaşanan olaylardan dolayı sanki hissizleşmişti, ağlayamıyordu. Eşi Murat'ta ondan farklı değildi. Ne olduğunu anlamayan ikizler ilk defa büyük bir aile olmanın verdiği şaşkınlıkla yarını düşünürken Ada telefonuna taktığı kulaklıkla şarkıların içinde kaybolmayı küçük bir an bile olsa bile bu hayattan uzaklaşmayı istiyordu. Ama sevdiği müzik parçaları bile onu rahatlatmayınca sinirle kulaklıkları çıkartıp attı. Yatağının içinde dizlerini karına çekti ve kollarını ile bacaklarını sardı. Kafasını da dizlerine yaslayıp ileri geri sallanmaya başladı. Aklı neler yaşayacağını hayal etmeye çalışırken geleceğine dair tek bir düşünce oluşamadı beyninde. Yapabildiği sadece "Allah'ım yanımda ol ve benden yardımını esirgeme." diye sabaha kadar dua etmek oldu.
Zaten uyuyamayan ev halkı erken saatlerde valizlerini hazırlayıp duşlarını aldı ve yol için hazırladıkları rahat kıyafetleri giyerek yola çıktılar. Murat hava alanında son bir kez babasına uçağın kalkış saatini söyledikten sonra uçağa ilerlediler.
Kenan ile eşi Yasemin Hanım'da erkenden Ankara uçağı için yola çıkmışlardı. Orda çocuklarıyla buluşup birlikte iyi ve kötü anılarla dolu olan topraklara uçacaklardı. Tam vaktinde gerçekleşen yolculuk sonrası Kenan Bey ve eşi dış hatlarda sabırsızlık içinde çocukları ve torunlarını beklemeye başladılar. Yasemin Hanım geçen sene anjiyo olan eşinin rahatsızlanmasını istemediğinden, ona sürekli sakin olmasını söylüyordu ama kendi ondan daha heyecanlıydı. Nasıl olmasın ki? Hayatlarında kimseleri yokken bir anda iki evlat ve koca koca üç torun sahibi olmuşlardı.
Sonunda Arzu ve Murat'ın vatanlarına indikleri hoş sesli bir bayan tarafından anons edilince yaşlı çift rahatladı. İnişten kısa bir süre sonra yanlarına doğru ilerleyen muhteşem aileyi görüyorlardı. Hepsinin kendi evlatları olduğu hissetmiş olsa da Kenan Bey hâlâ son anda çıkacak bir aksilik yüzünden tereddüt içindeydi. Belki de son anda vazgeçmişlerdi gelmekten... Yine bir bilinmeze doğru kaçıp gitmişlerdi... Düşüncelerini eline öpmek için uzanan Murat'ı dağıttı. Sonarsında sıkı sıkı sarılan baba oğulu izleyen diğer fertlerde gözyaşları eşliğinde sarılıp öpüştüler. Yasemin, tepkisini bilemediği Murat'tan biraz çekinse de Arzu ve çocuklarını kendi öz evlatlarıymış gibi öpüp kucakladı. Murat'ta babasına bir kez daha sıkıca sarılırken bir yandan da evlilik için tebrik etmeyide ihmal etmedi. Her ne kadar babasının annesi öldükten sonra yeniden evleneceğini hiç düşünmezdi, hayat sizin planlarınızda ilerlemiyordu ve bunu her fırsatta göstermekten asla çekinmezdi. Gerçi babasının yalnızlığına ortak olan Yasemin Hanım'a içtenlikle minnetlerini ilettiğinde her iki tarafta rahatlamıştı.
Uçağın kalkış saatine kadar havadan sudan konuşarak ortamı yumuşak tutan Murat ve Arzu'yu izleyen Kenan Bey tek soru dahi sormadı. Gelen anonsla yerlerinden kalkıp uçaklarına geçtiler. Arzu ise ailesini arayıp yolda olduklarını haber bile vermemişti. Kendilerini nasıl bir ortam bekliyor bilmiyordu ama korkmuyor da değildi. Van semalarında süzüldükten sonra sakin bir iniş yapan uçak onları her şeyin başladığı yere geri getirmişti.
…
Sertaç gece yarısından sonra geldiği evinde üç dört saat de olsa uyumayı başarmıştı. Gerçi gördüğü kâbuslarla çokta verimli bir uyku değildi ama yine de günün yorgunluğuna iyi gelmişti. Saat 7 ye kurduğu alarm çalmadan uyandı yeniden uykuya dalmak yerine soğuk bir duş almaya karar vererek banyoya geçti. Banyodan çıktığında saat 06,30'u gösteriyordu. Yatağın diğer ucunda bulunan komedinin üzerindeki telefonu çaldığında şaşırmıştı daha alarm için erken olması gerekiyordu. Öyleydi de zaten. Alarm değil babası Erdal Bey küçük oğlunu aramak için en uygun saati seçtiğinin farkındaydı. Hal hatır sorma faslına bile girmeden direk söyleyeceğini söyledi.
"Sertaç hemen yarın buraya geliyorsun!"
"Hayırdır baba! Bir sorun mu var?
"Yarın gelince konuşuruz. Vakit kaybetme en kısa sürede burada ol!"
"Baba korkutma beni! Yoksa anneme mi?"
"Sandığın gibi bir durum yok çok şükür. Hadi işlerini ayarla ne kadar erken gelirsen okalar çabuk konuşuruz. "dedikten sonra telefonu kapattı. Yanında duran kardeşine dönüp tamam geliyor manasında gözlerini kırptı. Sonrada ciğerlerini dolduran derin bir nefes aldı.
"Ahmet artık sona geldik, şükürler olsun Hakan'ımın vasiyeti gerçekleşecek. Yoksa bende gözüm açık giderim." dedi. Ahmet ağabeyine üzgün gözlerle baktı ve kalbinden geçenleri söyledi.
"Kızda anası gibi çıkarsa?" dediğinde Erdal Bey kardeşine öfkeyle bağırdı "Şart olsun sülalesini doğrarım! Bu sefer hiçbirini affetmem! Anlıyor musun Ahmet?" diye resmen kükredi.
...
24 yaşında genç bir komiser olan Sertaç, babasının telefonu ardından amirini arayarak izin isterken kısa ve öz önemli olmasa babasının onu asla çağırmayacağını, söyledi. Amirinden aldığı görevli izinin ardından yeniden banyoya girdi ve uzun süredir kesmediği sakallarını kesti. Saçları da uzamış ensesine kadar inmişti şimdi babasından bir sürü laf işitecekti ama berbere uğramaya zamanı yoktu. Belki memlekette giderdi. Sakal tıraşı olduktan sonra aynada gördüğü yüzle bir an irkildi. Büyüdükçe abisin kopyası olmuştu sanki! Onun gibi karakaşlı, kara gözlü ve sert mizaçlıydı. Annesini ne zaman ona dalgın dalgın bakarken yakalasa içinde bir yerde bir ateş yanardı. Bilirdi ki annesi Hakan'ı görürdü küçük oğlunda. Aklına gelen düşünceleri kafasını sallayarak kovdu. Çok oyalanmadan banyodan çıktı. Üzerine geçirdiği açık renk kotu ile lacivert kazağıyla mükemmel görüntüsünü deri ceketi ile tamamladığında uzun boyu ve iri yapısıyla harika görünüyordu.
Uçakla gitse aslında daha zevkli olurdu. Kızların hayran bakması hatta onun yüzünden küçük sakarlıklar yapmaları ona çok eğenceli geliyordu. En son uçak yolculuğunda yanındaki adama kahve ikram eden hostese göz kırpması adamın can alıcı noktasına dökülen sıcak kahveye sonuçlanmıştı. Kızın suratı utançtan resmen mora yakın bir renk olmuştu. Aklına gelen görüntü ile gülümseyen Sertaç özel arabası ile yola çıkmaya karar verdi. Yol çok uzun olabilirdi ama araba sürmek gerçekten bir nevi kafa dağıtma aracı idi onun için.
On katlı apartmanın duplex olan en üst katında oturuyordu. Babası zorla almıştı bu evi oysa Sertaç bir artı bir dairesinde gayet mutluydu. Evden elinde küçük bavuluyla çıktığında her şeyin tam olduğu kısaca kontrol ettikten sonra kapısını kilitleyerek saatler sürecek yolculuğa biran önce başlamak için binadan çıktı. Son model, beyaz renkteki lüks arabasına binip memleketinin yolunu tuttu. Sertaç yolculuğa başladıktan kısa süre sonra babasının ses tonundaki soğukluk geldi aklına. 'Acaba'lardan kafayı yemeden annesini arasa iyi olacaktı. Nasılsa Sümbül Hanım oğluna dayanamaz her şeyi anlatırdı.
"Alo... Sümbül Sultan ile mi görüşmekteyim?"
"Yavrum! Sertaç'ım! Canım oğlum benim..."
"Annelerin en güzeli ne yapıyormuş bakalım. Sağlığı, sıhhatti iyi miymiş?"
"Şükürler olsun iyiyim yavrum da sen sabahın bu saatinde beni sormak için mi aradın?" diye içindeki telaşla sordu yaşlı kadın, oğlu genelde yatsıdan sonra arardı. Erkenden aramak asla âdeti değildi.
"Babam aradı biraz önce beni acele çağırdı. Hayırdır dedim bir şey demedi, sesi de tuhaftı. Bende hemen araba ile yola çıktım ama kafam takıldı bir sorun mu var diye? Biliyorsun merakla araba pek kullanılmıyor bende dedim Sümbül Hanım bana söyler yoksa ben yolda düşünmekten... Allah korusun" dedi Sertaç annesini tam can alıcı yerinden vurmuştu şimdi ne var ne yok sevgili annesinden öğrenildi.
"Aman oğlum dikkat et! Nede uçakla gelmek yerine arabanla çıktın yola? Aklım iyice sende kalsın diye mi?"
"Anne! Lafı uzatmadan hadi ne olduysa söyle artık!" Sümbül hanım nefesini topladı söyleyip söylememe konusunda kararsızdı aslında ama oğluna dayanamazdı. Sakin tutmak için özen gösterdiği sesi ile "Hakanımın vasiyeti için baban geçen hafta Kerem Beylere haber yollamış. Onlardan da dün beklenen haber geldi. Arzu ve Murat yarın burada olacaklarmış. "dediğinde sanki biri Sertaç'ın boğazına parmaklarını geçirmiş tüm kuvvetiyle sıkarak nefesini kesmeye başlamıştı. Kısa süreli sessizliğin ardından karşısında annesinin olduğu ve onun yaşlı, yıpranmış kalbini telaşlandırmamak için kendini toplayarak "Desene annecim hayırlı haber. Evleniyorum." dedi Sertaç. Sümbül Hanım oğlunun gayet neşeli sesine pek anlam veremese de "Yavrum aklım sende kalmasın dikkatli gel." dedikten sonra kapattı telefonu.