Ezgi'nin sıcak evinde sobanın başındaki kanepeye oturmuş ısınıyordum. Montumu Ezgi almış ve askıya asmıştı. Soba cidden çok güzel ısıtıyordu insanı. İçinden gelen sesler de çok rahatlatıcıydı. Annemle gittiğimiz kış tatillerinde görürdüm bir tek sobayı. Şimdi bu kadar yakın olmak garip hissettirmişti bana. Nedensizce hoşuma da gitmişti bu durum.
Bu hayatta karşılaştığım her şey ilk önce garip gelecekti bana, alışmadığımdan görmediğimden bu durum. Yavaş yavaş görmediklerime, alışmadıklarıma alışacaktım artık bu hayat benim normalim olacaktı. Ben artık kendime çizdiğim bu hayat yolunca mutlu bir şekilde yaşamak istiyordum.
Kendi başıma cesur bir adımla girdiğim bu yoldan geriye dönmek benim için koca bir kaybediş olurdu ne geriye dönecektim ne de bu hayatta mutsuz olacaktım. Mutsuz olduğum hayatı itip kendime yeni kapılar açmışım hayatımda yaptığım ilk ve tek cesurca hareketin sonu hezimeti hak etmiyordu. Ben mutlu olmak istiyordum. Çok istiyordum hem de.
Kendi başıma, tek başıma ayakta kalacak mücadele etmeyi. Kendi paramı kazanmayı kimseye bağlı kalmamayı. Fikirlerimi özgürce söylemeyi istediğim elbiseyi giymeyi, dilediğim kadar yemek yiyip kilo almayı...Ben artık kendimi yaşamak kendimi özgürce gerçekleştirmek istiyordum. Bu bir insan için oldukça normal bir istekti belki de dışarıdaki herkes kendini yaşıyordu. Ben altın bir kafesin için tutulmuştum yıllarca, şimdi o altın kafesten küflü bir demire tutunmuştum. Bu küflü demir bana mutluluk verecekti.
Ezgi ne kadar aç değilim desem de yemek hazırlamıştı. Daha doğrusu önceden dolaba koyduğu yemekleri ısıtmıştı. Lahana sarmasıydı masada gözüme çarpan şey. Mercimek çorbasını içerken onu da süzüyordum bir yandan.
''İlk görev yerin mi?''
Ezgi bana dair merak ettiği soruları sorarken ben de biraz çekinerek de olsa onu sorularına cevap veriyordum. Sonuçta bana sorgusuz sualsiz evini açmıştı. Tamam bunda o komutanın da payı vardı, hatta kocaman bir payı vardı. Of pay ne ki onu sayesinde bu evde kalıyordum şimdi. Bu gerçeği kendime itiraf ettikten sonra ona teşekkür etmem gerektiğini de düşünüyordum bir yandan.
''Evet,'' diye cevaplandırdım Ezgi'nin sorusunu, ''İlk görev yerim.''
''Kaç yaşındasın Nihan?''
''24.''
''Atama sıkıntı oluyor tabii, normaldir yeni atanman.''
Bu söylediğine başımı sallamıştım sadece. Ona açıklamak ona anlatmak istememiştim. Zaten bir başlasam günlerce susmamam gereken bir hayatım ve geçmişim vardı. Neresinden tutsam elimde kalacak koca koca sözlerimdi beni bu hayata prangalayan. Ne yapsam ne etsem de vazgeçemeyeceğim gerçeklerim ve sırtımı dönemeyeceğim sırlarım.
Tüm gizlerimi sırtıma vurup geldiğim bu şehirde sadece ve sadece mutlu olmak istiyordum.