Yardım

1270 Words
İçime kocaman bir umutsuzluk çökmüştü, içime yerleşen bir diğer duygu ise koskoca bir pişmanlıktı. Ben hiç böyle hayal etmemiştim.  Şu an ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Olduğum yere çöküp hüngür hüngür ağlamak geliyordu içimden. Hata mıydı aniden gelmek. Saçmalıktan ibaret miydi bu yaptığım. Deli cesaretim başıma koca koca işler mi açmıştı. Bu kadar çabuk gelmemeli miydim? Çocukluğumdan beri el bebek gül bebek büyümüş fiziki olarak hiçbir zorluğa maruz kalmamış çok şanslı bir çocuktum ben. Gözümü korkutan da buydu. Ben buna dayanabilir miydim? Hiç bilmiyordum.  Başımı çevirip kalabalığa baktım, onlar da ne tepki vereceğimi merak ediyor gibiydiler. Bavulumu alıp ilk uçakla İstanbul'a ailemin yanına dönmeli miydim? Yine kendimi o zindana hapsetmeli miydim? Yine birileri için kendimden vazgeçmeli miydim? Derin bir nefes aldım. Esen soğuk rüzgar aklımı başıma getirmişti sanki. Bu sefer ayakta kalıp kendim için, mutluğuma ulaşmak için çalışmak istiyordum. Yürüyeceğim yolun dikenlerle dolu olduğunu biliyordum. Daha ilk zorluktan pes etmek de neyin nesiydi. Bu yol çok zorlu olsa da ben bu yolu alnımın akıyla yürüyüp en sonuna kadar ulaşacaktım. Şu an bana beklentiyle bakan hiçbir çocuğu üzmeyecektim. En çok da kendim için burada kalıp mücadele edecektim.  ''Usta bulabilir miyim hemen?'' ''Sen yaşa öğretmen hanım, usta neymiş  biz varız ya?'' ''Gelenler gidiyor hemen, uzun zaman oldu öğretmen gelmeyeli.'' Derin bir nefes alıp başımı dikleştirdim, ''Gitmeye niyetim yok.'' ''O zaman köyümüze gül gibi öğretmen gelmiş, herkes uğraşacak artık. Evi bir elden geçirelim hadi.'' Gitmeye hiç niyetim yoktu, mutlu olmaktan vazgeçmeye kendimi yine o zindana hapsetmeye hiç niyetim yoktu. Ben kendim için mücadele edip kendi savaşımı kazanacaktım. Ötesi yoktu.  Herkes evi elden geçirmek için uğraşmaya başladı. Kadınlar temizlik malzemesi getirmeye gittiğinde ben de evdeki gereksiz eşyaları çıkaran erkeklere yardım ediyordum. Askerler de bize yardım etmeye başlamıştı. Hatta o bile yardım ediyordu, oysa uzaktan çok umursamaz birisi gibi duruyordu.  ''Kapılar ve pencerelerin yenilenmesi lazım bizim buradan birine söyledim, yarım halleder.'' ''Teşekkür ederim.'' diye konuştum muhtara doğru.  Evin içinde duran büyük ağaç parçasını almak için elimi uzattığımda elimin üzerinde bir el hissettim. Başımı çevirdiğimde o askerle göz göze geldim.  ''Bırak sen.'' Sesinde emreder bir tını vardı, sanki insanlar onu reddedemez gibime geliyordu. Ses tonu bile hakimiyet kurmaya yetecek farklı bir havadaydı.  Elimi çektiğimde yerdekini aldı, askerlerin de yardımıyla evin içindeki gereksiz eşyaları çıkartmıştık. Temizliği de şimdi yapmaya başlayacaktım. Süpürge ile yerleri süpürürken kadınlar da bana yardım ediyordu.  O askerin telefonu çaldığında emredin komutanım diyerek açtı telefonu. Evden çıktığında camdan bakmıştım. Bir hareketiyle timini yanına topladı. Sanırım gitmeleri gerekiyordu. Çok yardım etmişlerdi hem de zorunda olmadıkları halde. Teşekkür etmem gerektiğini hissediyordum.  Elimdeki süpürgeyi bırakıp askerlerin yanlarına adımladım. O asker bir şeyler anlatıyordu beni fark edince hemen susmuştu. Karşılarında durduğumda hepsi bana baktı. ''Bugün için hepinize teşekkür ederim. Çok yardımcı oldunuz.'' Diğerleri susup ona baktığında o usul bir baş hareketi yaptı. ''Rica ederiz öğretmenim.'' diye konuşan biber gazı sıktığım askerdi. ''Biber gazı için özür dilerim ayrıca.'' ''Önemli değil öğretmenim.'' Bana öğretmenim demesi beni gülümsetirken baş selamı verip arabaya binmişlerdi. Bir tek o asker kaldı karşımda.  Üzerinde kalın askeri parkası vardı. Soyadını da göremiyordum bu yüzden. Boyu benden uzundu, esmer ve ela gözlü bir adamdı. Neden bu kadar inceledim bilmiyordum. Alnındaki dikiş izi de kapanmaya yüz tutmuşa benziyordu.  ''Bu evi adam etmesi 2 3 gün sürer, nerede kalacaksın?'' Sorduğu haklı soruyu henüz şimdi düşünmeye başlamıştım. Sahi ben nerede kalacaktım?  ''Bir odasını hallederiz bugünlük, bence orada kalabilirim.'' ''Saçmalama su yok ısıtıcı yok, donarsın evde.''  Katı bir sesi vardı. Bu sesi benim sinirimi bozmuştu.  ''Bir önerin var mı?'' Başını salladı, ''Var.'' diyerek arabaya doğru adımladığında şaşkınca seslendim arkasından. ''Önerini söylemedin asker.'' Adımlarını durdurup yüzüme baktı, ''Görürsün hocam.'' Bu kez arabasına binip gittiğinde arkasından baktım sadece. Boş verip eve girdim ve kalacağım evi temizlemeye devam ettim.  Bir köy eviydi, 2 odadan oluşuyordu. Salon diğer odaya göre daha büyüktü. Evin tamamı İstanbul'da kaldığım odadan küçüktü, bu saçma kıyasa girmiş olmama kızdım içten içe. O büyük odada bulamadığım mutluluğu bu evde bulacaktım. Öyle hissediyordum. Ben bu soğuk evde içimi, kalbimi, ruhumu ısıtacaktım.  ''Her şey için teşekkür ederim.'' ''Ne demek öğretmen hanım.'' ''Hadi gel yemek yiyelim.'' ''Yok teşekkür ederim.'' Ev şu an temizlenmişti kapıları ve pencereleri de olduğunda daha güzel olacaktı. Bir de eşya almam gerekiyordu tabii. O eşyalara param yetecek miydi bundan emin değildim. Bir şekilde paramın yetmesini ümit edecektim işte. Zaten fazla eşyaya gerek yoktu, tek başıma yaşayacaktım. Maaşımı almaya başladığımda yavaş yavaş eksiklerimi de hallederdim. İlk başta koltuğa kanepeye falan da gerek yoktu, yatak alsam yeterdi bana. Sobayı da muhtar ayarlayacağını söylemişti zaten. Kapılar ve camlar bittiğinde taşınabilecektim.  Beni son derece sıcak bir şekilde evlerine davet eden insanlara kibarca teşekkür etmiştim. Çekiniyordum daha önce hiç başkasının evinde kalmamıştım. Sadece misafirliğe gider birkaç saat oturur geri dönerdim. Annem de başkalarında yatıya kalmama izin vermezdi zaten. Çekingemin en büyük nedeni yine annemdi yani.  Evi son kez gezip çıktım içeriden. Bavulum da ıslanmasın diye evin dış kapısının yanında duruyordu. Onun üzerine oturup etrafa bakmaya başladım. Saat geç olmuştu, okulun konumu da ormana epey yakındı. Normal şartlar altında burada korkudan ölürdüm ama hemen yakınımdaki evler beni rahatlatıyordu.  Çok kalabalık bir köydü burası. Her taraftan insanlar çıkıyordu. Bir çok kişi benimle tanışmaya gelmişti. Ayaküstü tanışmıştık elbette. 5 yaşındaki çocuklarını 1. sınıfa almam konusunda üzerime geliyorlardı. Onlara durumu açıklıyordum uzun uzun.  İlk defa mesleğimi yapacağım için çok heyecanlanmıştım. Daha önce de atamalarım olsa da annem izin vermemişti. Küçük görüyordu mesleğimi, bunu da yüzüme çat çat vurmaktan asla çekinmiyordu. Annem net bir kadındı, sözünü asla sakınmazdı. Hep söylerdi bu benim canımı yakacak olsa da hep söylerdi.  Esen rüzgar beni üşütürken ellerimi kollarıma sardım. Neyi bekliyordum? Bir planım da yoktu, insanlardan çekindiğim için evlerine de gidemiyordum. Ne yapacaktım sahi ben şimdi?  ''Merhaba.'' Kulağıma dolan ses beni korkuturken ağzımdan çıkan nidaya engel olamadım. Başımı çevirip kim olduğuna baktım. Genç bir kız karşılamıştı beni.  ''Korkutmak istememiştim, çok pardon.'' Başımı iki yana salladım, ''Sorun değil, buyurun?'' ''Ben Ezgi sağlık ocağında çalışıyorum, hemşireyim.'' ''Nihan bende.'' diyerek uzattığı elini sıktım.  ''Memnun oldum Nihan, tek kalıyorum ben evde. Dilersen benimle kalabilirsin bu akşam.'' ''Kalacak yerimin olmadığı çok mu belli oluyor?'' ''Üsteğmen söyledi bana da, yani bence iyi anlaşırız.'' ''Üsteğmen?'' ''Üsteğmen Yiğiter işte.'' ''Ha o suratsız.'' ''Koskoca üsteğmene suratsız mı dedin az önce?'' ''Yani pek güler yüzlü değil, haksız mıyım?'' ''Haklısın.'' dedi gülümseyerek.  ''Ee kalıyor musun benimle?'' ''Rahatsız etmek istemem.'' ''Ne rahatsızlığı hem tekim bana da iyi gelir.'' Başkasının evinde kalmak bana hiç sıcak bir düşünce gibi gelmese de mecburen kabul ettim. Başka çarem yoktu, kabul etmesem sokakta kalacaktım. Sokakta da büyük ihtimal sabaha kadar dona dona ölürdüm. Bu soğuk insan öldürten cinstendi zaten. Ölesim de yoktu, yaşamaya artım kendim için yaşamaya karar vermişken hiç ölmeye niyetim yoktu hem de.  ''Peki, çok teşekkür ederim.'' Bavulumu kavradım, Ezgi ile beraber yola düştük. Evi çok da uzak değilmiş zaten. Sohbet ede ede yürümeye başladık. Benim evimden biraz büyük görünüyordu. İçeriye geçtik sıcacıktı daha şimdiden. Üşüyüşlerimi kapının dışında bırakıp sobaya yaklaştım.  Ellerimi uzatıp ısıtmaya çalıştım. Sobadan yayılan sıcaklık bir hayli fazlaydı bu durum mutlu etmişti beni. Demek ki evimdeki sobadan da aynı verimi alabilecektim. Soba nasıl yakılıyordu sahi? Neyse bunu da öğrenirdim elbette.  ''Evin çok güzelmiş.'' ''Seninkini de güzelleştiririz.'' dedi tebessüm ederek.  Ezgi oldukça samimi bir kıza benziyordu. Bu durum hoşuma gitmişti. Ben insanlara karşı nasıl davranmam gerektiğini çok da kestirmezdim. Annem herkese karşı mesafeli olmam gerektiğini söylerdi. Böylece daha ulaşılamaz görünürmüşüm. Bundan bahsederdi hep. Ama benim hiç böyle bir amacım yoktu ki. Ulaşılmaz olmayı istemiyordum. Zaten artık annemin kurallarının geçtiği bir hayat yaşamıyordum ben o kuralları geçersiz kılmak için kendime yepyeni bir hayat kurmaya karar vermiştim. Artık onların esamesi okunmamalıydı bu yeni hayatımda. Böylelikle çok daha mutlu ve özgür olacaktım. Kendimi kendim için sevecek, ve kendimi kendim için mutlu edecektim. Aldığım nefeslerin bir anlamı olsun ve beni mutlu etsin istiyordum. Bu uğurda vazgeçtiklerimden hiçbir zaman pişman olmak da istemiyordum. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD